Kurt Kapanı, Mithat Çolak

Güneş’in doğuşuyla birlikte çadırdaki sıcaklık da hissedilir derecede artmaya başlamıştı.Yaser gözlerini araladiginda çadırda yalnız olduğunu farketti. Annesi dışarı çıkmış olmalıydı. Bir deri bir kemik kalmış bedenini zorlukla hareket ettirip dışarı çıktı.

Annesini, çadırın önünde oturmuş, ağlarken buldu. Yüzü, her zamanki halinden daha soluktu. Yanına çömeldi. Güçlükle:

-Günaydın anne. Dedi.
       Annesi tülbentinin ucuyla gözyaşlarını silerek :
-Günaydın oğlum. Dedi.

Sessizce, iyice süzülüp zayıflamış oğluna baktı. Derin bir iç geçirdi.

Bu iç geçirmede, oğlum aç mısın? sorusu saklıydı aslında. Ama bu soruyu soramayacağını biliyordu. Çünkü günlerdir ne kendisinin ne de oğlunun boğazından tek lokma yemek girmediğini çok iyi biliyordu.

İşgalin başladığı günden itibaren bir kamptan başka bir kampa sürüklenip durmuslardi oğluyla birlikte. 

  Yaser bir an annesinin ne kadar güçlü olduğunu düşündü. Babası olsaydı ne kadar mutlu bir aile olabileceklerini de. 

      Yıllar önce babası,askeri üniforma giymiş amcalarla, bir gece yarısı evden çıkmış,bir daha da onu görmemişti.Annesine ne zaman babasını sorsa,annesi ağlayarak; şehid oldu derdi.

     Birden Yaser’in karnı guruldadı.Göz ucuyla annesine baktı. İnşallah duymamıştır diye içinden dua etti. Annesi dakikalardir gökyüzüne bakıyordu. Çok uzaktan bir uğultu duydu.Az sonra uğultu gittikçe artarak korkunç seslere dönüştü. 

     Çadırların üstünden geçen bir uçak filosu, yeri göğü birbirine katarak,  yaklaşık bir kilometre ötedeki başka bir çadır kampı dumanlar ve çığlıklar altında bırakarak tekrar geldikleri yöne gitti. Yaser bunun bir oyun olmadığını, geçen yıl evleri yerle bir edildiğinde çok iyi anlamıştı.Şans eseri o saatte evde değillerdi.

     Geriye dönüp evlerinin harabe olduğunu gördüğünde Yaser dayanamayıp:

   - Anne biz onlara kötü bir şey mi yaptık? Diye safça sormuş, annesi ise bu soruya hıçkırıklarla karşılık verebilmisti.
     Yaser olup bitenleri bir türlü anlayamiyordu.

Toprak aynı toprak, gökyüzü aynı gökyüzüydü.Akdeniz binlerce yıldır Gazze’ nin kıyılarını kucakliyordu umarsızca.Hatta zeytin ağaçları bile aynı sayılırdı.Bu daracık coğrafyada tüm canlılar barış içinde, birbirini incitmeden yaşayıp gidiyordu. Sadece insan denilen canlı birbirine düşmanlık yapıp duruyordu.

     En son geçen haftaların birinde,  yine gökyüzünde uğultular duymuş, gelen iki tane çok büyük uçaktan paraşütlerle kendilerine gıda kolileri atılmıştı. 

     İnsanlar haftalardır aç olmanın verdiği duygularla kolilere saldırmış, en güçlü olanlar en çok koliyi sirtlayip hızlıca çadırlara taşımıştı. 

Yaser ile annesi o güçlü insanlar gibi şanslı değillerdi. O mahşeri kalabalıkta hicbir koliyi sirtlayip çadırlarına götürememişlerdi. Allah’tan yan çadırda kalan bir komşuları onların hâline acıyıp iki koli un ve pirinci onlara vermişti.

  Yaser bu duruma da çok şaşırıyordu. Evleri ve çadırları feryada boğan demir kuşlarla,onlara gökyüzünden gıda kolisi indiren demir kuşlar aynıydı. 

     Henüz evleri sağlamken, televizyonda başka yerlerde güzel hayatlar olduğunu görmüştü. İnsanlar gülüyor, geziyor, lezzetli yemekler yiyorlardı. Gözleriyle bu duruma şahit olmuştu.

     Yemek onun için sihirli bir kelimeydi şimdi. Kaç günden beri midesi bomboştu. Haftalar önce komşularının verdiği yemek kolisi çoktan bitmiş, annesiyle birlikte bomboş midelerle ortalıkta dolanıp duruyorlardı.

     Kendilerine gökyüzünden koli indiren o demir kuşlar da ne zamandır ortalıkta gözükmüyorlardı.
Aylar sonra ilk kez: 

     -  Anne ben açım. Dedi.

     O anda annesinin boğazına bir yumru oturdu. 

  Yüzünü gökyüzüne çevirip ellerini dua eder gibi havaya kaldırdı. 

   - Oğlumu da kaybettigimi görmek istemiyorum. Dedi.
    Dediği anda olduğu yerde donup kaldı.
Gözleri korkuyla büyüdü. 
  Yaser de açlıktan ölenlerin listesine girmeyi bekleyen  çocuklar kervanındaydi şimdi.
Gazze’de açlıktan ölen minik yüreklerin anısına

6. sayıdan

Similar Posts

  • Yorgun Şehirler, Edip Kadıoğlu

    Kırk yıldıraynı yankı duvarlarda:yalanın yankısı,talanın sessiz alkışı,dolanın iz düşümü kaldırımlarda… Ahlak,bir zamanlar kitaplarda kalmış bir efsane şimdi.Göz göre göreyakıldı yeşilin dili —ormanlar küle döndü,külden kuleler dikildi… Her ağaç yerine bir rant,her kuş yerine bir beton geldi.Toprağın hafızası silindiçiviyle, çimentoyla, dozerle. Ardındanfabrikalar sus pus oldu,çarklar dönmeyi bıraktı —emek un ufak edildi,işsizlik büyüdü gözümüzün önündebir kara yel…

  • Gördünüz mü, Suna Su

    Gördünüz mü.?Gökyüzünde ki renk cümbüşünüÇocuk neşesinin yansıması bu . Duydunuz mu?Yurdumun her yanını saran bu cıvıltıyi ..Doğudan batıyaKuzeyden güneye.. İşte ! Geliyorlar,Eşsiz kahraman her biri ..Yaşam müziğinin farklı tınısı her biri ..Kendi hakikatlerinin yolcusu her biri .. Aç onlara yüreğini,Sarmala küçük bedenlerini,Dindir güvenli sıcak yuva hasretini.. İşte şimdiÇiçek toplama yarısındaDaha hızlı koşuyorlar güneşe..Hepsi yaşamlarını bir…

  • Kül Kokulu Aksanımla, Murat Boğurucu

    Böyle kedersiz, inançla doldurulmuş bir ağızlaKül kokulu aksanımla öpemedim sıcak yağmurunu memleketimin.Çöl oluyor bütün kentler kuruyor ağzımdaki sevinçSusunca yüzümü içimde bir damla su kalmaz. Yazıyı öğrendiğim defterimdi hamal gibi taşıdığım hayal reçetesiGençliğimin neşesi jiletlenmiş kavgalı bir okul çıkışında,Sosyolojik ıstıraplarla bütlerine kaldığım a-kıllı hocalar,Bağırdığım her yokuştur şimdi burda içimde durmakta. Aşkın cam kenarına oysa hiç oturmadım,Ölümün…

  • |

    Eksik Esen Rüzgar, Acibe Sıkar

    Sesim duvarların taşlarına çarpıp yankılanırkenZamansız bir fısıltıya dönüştüm.Beni çağıran olmadıGözlerim başkalarının baharında üşüdü.Ellerim ekmeği bölerken aç kaldı.Gölgelerden süzülen ışığı toplayıp avucumda biriktirdim ,gün başkalarına doğarken .Adımlarım iz bırakmayan sessiz bir düş gibi süzüldü.Rüzgar başka yelkenlere esti ben eksik kaldım .Sözlerim sesimin yabancısıGözlerim aynalardan uzakKalemim sadık bir dostYazdıkça yeniden benVar oldukçaYol alan bir iz. 6. sayıdan

  • DERİN UYUMAK, Hatice Eğilmez Kaya

    binlerce hayaletdört koldan ısırıyor yaşayanlarıher birinin köpek düşleri uzun mu uzunkalplerinin olması gereken yerdeuzaysı bir bomboşlukağlamaklı kana bulanık tırnakları. bazıları birbirine hayal,kimi de kâbus. içimde deli atlar koşar,kulaklarımdakalabalık ormanların gürültüsü. uyumak sağaltırkanatlarından vurulmuş masal kuşlarını;derin uyumak, derine uyumak… uçsuz bucaksız gece…inadına lacivert deniz. iki kadının ayakları suda;biri yola koyulmuş, öteki bezginhoşça kal mı, yine gel…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir