|

Yorgun Şehirler, Edip Kadıoğlu

Kırk yıldır
aynı yankı duvarlarda:
yalanın yankısı,
talanın sessiz alkışı,
dolanın iz düşümü kaldırımlarda…

Ahlak,
bir zamanlar kitaplarda kalmış bir efsane şimdi.
Göz göre göre
yakıldı yeşilin dili —
ormanlar küle döndü,
külden kuleler dikildi…

Her ağaç yerine bir rant,
her kuş yerine bir beton geldi.
Toprağın hafızası silindi
çiviyle, çimentoyla, dozerle.

Ardından
fabrikalar sus pus oldu,
çarklar dönmeyi bıraktı —
emek un ufak edildi,
işsizlik büyüdü gözümüzün önünde
bir kara yel gibi…

Ve fakirlik,
sokak lambaları kadar sabit artık,
her evde bir eksik var:
ya ekmek,
ya umut,
ya da çocukların gülüşü…

Doymadılar —
bir yangın gibi yayıldı ihtirasları.
Sattılar:
ne varsa güzel, değerli,
bir bir devredildi:
madenler, dereler, kıyılar…
Gözümüzün nuru
başkasının olurken
biz pencerelerimize demir taktık.

Şimdi
yoksulun kaderi İstanbul’da,
kayıp umutların izi Bodrum’da,
kaçak hayatlar Antalya’nın gölgesinde…

Ve umut?
O çoktan valizini toplamış
yolculuğa çıkmış bir mevsim gibi.
Şehirler yorgun —
bir gülün bile açası yok.
İnsanlar umutsuz —
bir şarkının bile sesi çıkmıyor artık.

Bayrak hâlâ gökyüzünde
ama soruyor sessizce:
“Bu vatan kimde kaldı?”

Ve biz,
sen, ben,
kendi toprağımızda
birer yabancı gibiyiz…

4. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir