YOKSULLARIN KIŞI UZUN OLUR, Hızır İrfan Önder

Kıyıda köşede kalan kalbim
Kentin keşmekeşliğinden uzak
Kasvetli akşamları sobeliyor!
Taşralılığımdan kime ne
“En güzel ben ölürüm!” *

Kimseler bilmesin ne çıkar
Güzel şiirler yazmanın peşindeyim
Şiire adanmış ömrümden pişman değilim.

Acemiliğim devam edecek gibi
Son dizeyi yazana dek!..

İçim sevgi dolu
Aşk kokuyor kelimelerim
Geceler sevda yüklü…

Usulca yağıyor kar
Ellerim, ayaklarım üşüsün
Lakin yüreğim üşümesin!..

Yoksulların kışı uzun olur
Kolay mı ölümlü dünyada yaşamak?..

Hızır İrfan Önder

*Bülent Özcan

4. sayıdan

Similar Posts

  • “Antikacı” ve “Toplayıcı” Bir Küstah: Henry Swainson Cowper

    Seyahat(name)lerdeki Antakya – 20 “Antikacı” ve “Toplayıcı” Bir Küstah: Henry Swainson Cowper İngiliz antikacı ve toplayıcı Henry Swainson Cowper, 1894 tarihli Through Turkish Arabia adlı kitabında İskenderun, Belen, Antakya Ovası ve Amik çevresine dair gözlemler aktarır. Ancak bu gözlemler, çoğu yerde sömürgeci kibir, kültürel önyargı ve üstten bakan bir dille iç içedir. Henry Swainson Cowper…

  • MEYHANE ANTAKYA, Edip Kadıoğlu

    Tandırda yapılanı,halebisi,tırnaklısı,küncülüsü… Ekmeği o kadar sevdik kigöbeğimizi leğende taşıyarak yaşadık. Mezeler —renk renk,her biri başka bir diyardan gibi. Bir duble rakı,bir sohbet:iş,komşu,siyaset… Ardından meyve gelir.Bir duble daha.Künefesiz olur mu? Lezzetin bedeli ağır.Kaldık masada —bizi kaldırana şükür! 5. sayıdan

  • HEVESİNİN KIRIK AYNASI, Hülya Senday Özdamar

    Sevgi; yutkunduğu ölüm tuzağı içindeki darmadağınık bir yaşamdı onun için. Bu yüzden yalnızlığına gömülmesi, onun için kurtuluştu. İnsanlardan nefret etmiyordu. Onları günahlarıyla, sevaplarıyla severdi. Bu bahiste, yalnızlığına çekildiğinde, o gün kendi yaptıklarını gözden geçirirdi. Yanlış mıydı yaptıkları? Tartardı tüm ettiklerini. Kimseyi hor görmezdi.Bazen her şey için geç kaldığını sanırdı. Hevesinin kırık aynası, yalan söylemezdi. Geç…

  • |

    Eksik Esen Rüzgar, Acibe Sıkar

    Sesim duvarların taşlarına çarpıp yankılanırkenZamansız bir fısıltıya dönüştüm.Beni çağıran olmadıGözlerim başkalarının baharında üşüdü.Ellerim ekmeği bölerken aç kaldı.Gölgelerden süzülen ışığı toplayıp avucumda biriktirdim ,gün başkalarına doğarken .Adımlarım iz bırakmayan sessiz bir düş gibi süzüldü.Rüzgar başka yelkenlere esti ben eksik kaldım .Sözlerim sesimin yabancısıGözlerim aynalardan uzakKalemim sadık bir dostYazdıkça yeniden benVar oldukçaYol alan bir iz. 6. sayıdan

  • GAZZE’DEKİ KIZ ÇOCUĞU, Nebihe Lena Karasu

    oyuncak bebeklerim yok artık,birini enkazda bıraktım,birini rüyalarımda saklıyorum.annem saçımı örerken ağlıyordu dün,gözyaşlarıyla ıslanmış tellerim hâlâ kokuyor dumanı. cam kırıkları arasında gökyüzü arıyorum,bir kelebek görsem, “yaşıyor muyuz hâlâ?” diye soruyorum.su istiyorum bazen,ama suyun da sesi susmuş,bardaklar boş, sokaklar boş, dualar dolu. akşam olunca yıldızlara mektup yazıyorum:“bizi unutmayın,” diyorum,“okula gitmek istiyorum,sabah olsun, annem gülümsesin,ve kuşlar geri gelsin…

  • Yıllanmış Sevda, Mehmet Emre Atasoy

    Bir şarkı çalıyorHerkes duyuyorBen görüyorum!Benim çocukluğumdan, senin gençliğine akan yaşamı!Ahh, senle geçirdiğim o akşamıBir daha olsaAhh, bir daha olsaNe eyler zabıtlarda adım yazsaUcunda o son bakışın varsaAkar yaşam, akar yaşım, sen anlamazsın bileSeni seven beni, belki hatırlamazsınHalbuki sen, hala en değerli aynamsınAnlamlı gizler var şiirimde sanaBazen unutulmuyor bunu da sen anlaBazen de unutuyorum yemeği bile,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir