Biz Olmayı Bırakınca

 Gecenin bir yarısı sosyal medyada dolaşırken, karşıma çıkan Şamanist öğretisi beni fazlasıyla düşündürdü. Günümüzün yaşantısında ben merkezli dönüyordu dünya, ben ben diye diye bencil olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşıyorduk. Kendini beğenmiş bürokrat, kendini beğenmiş varsıllar, kendini beğenmiş yazar çizer takımı, kendini beğenmiş eğitimciler...diye uzar gider.

Kimsenin yarasına merhem olmamış, tenkitin silahlarını kuşanmış, yaralayıcı ve öldürücü üslup en belirgin bugünlerde adına mobbing diyoruz. Dilimizi eşek arısı soksun psikolojik baskı diyemiyoruz.
Yedisinden yetmişine bu illet bulaşmış durumda.
Dilim dilim nedir senden çektiğim zulüm…
Nedense insan yüreğini kuşatan o güzel tümceler uçtu gitti.
İyilikseverliği enayilik etiketiyle değiştirdik.
Doğaya, insanlara, kadınlara, çocuklara yardım elini uzatanlara
Allah’ın safı sen mi düzelteceksin dünyayı.
Tarzanlık ya da Don Kişotluk sana mı kaldı.
Bir eğitimci olarak o kadar çok duydum ki …Uzaktan değil meslektaşlarımdan.
İnanın sağır kurbağa olmasam, öğrencilerimle gurur duyduğum etkinlikleri, yayınları gerçekleştirmem mümkün olmazdı.
O güzel yıllarımı sanat sevdasıyla donatırken, ödüllere boğmadılar beni aksine görmezden geldiler.
O yıllarda takdir görmediğim gibi emekli oluşumda da görmezden geliniyorum.
Demokratı, muhafazakârı değişmiyor yerel yönetimlerin.
Aziz Nesin öyküsündeki gibi etinden, sütünden…
Yoksa, yoksun…
Biz olmayı bırakınca yetişkinler, akran baskısı diye bir kavram aramızda kol geziyor.
En büyük öğretimiz sana tokat atana sen iki mislini vur. Elin armut mu taşlıyor.
Sesini bağırarak çıkaran çocuğumuzu kısıtlamayalım onun özgüveni zarar görmesin.
Yediden yetmişe ben haklıyım, ben bilirim diye diye
Ben dilinde dip akıntılarıyla yüzen birbirini yiyen çöpçü balıklarına döndük çok üzgünüm.
Bugünlerde ülkemiz çeşitli sorunlarla, acılar ile boğuşurken,
Şaman öğretisini okuyup, yeniden kendimizi gözden geçirsek mi ne dersiniz?

Bir Şaman öğretisi şöyle der:
Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz…
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgâr kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar!
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur…
Eski çağlarda yürürlükte olan bir anlayıştı bu.
Bütünlüğü anlatırdı, özü iki cümleydi:
“Ben, biz olduğumuz zaman ben olurum.”
“Ben, ben olduğum için sen, sensin.”

ANCIENT SECRETS

Hatice Altunay

Similar Posts

  • Işığını Arayan Ses

    Susma küçüğüm.Anlat hikâyeni.Sabahın ince ipliğinedeğsin sesin. Uyan.Geceadını çoktan bırakmışkaranlığın kıyısına. Ay,kırık yerlerineışık değil,sabır sürüyor. Kuşlar,henüz kimsenin adını koymadığıbir sabahıkanatlarında taşıyor. Biliyorum,bazı yaralarsessiz büyür. Bazı yollarayaklardan önceruha varır. Kim bilir…Belki de dönüş,bir yere varmak değil; Uzun zamandıriçinde bekleyensessizliği tanımaktır. Ve bir gün,İçindeki sessizlik çözüldüğünde,Bütün yollar sana çıkar.

  • ZAMANDA YOLCULUK: ANTAKYA

    I.Hırçın bir ırmakta buldum düşlerimi,Zamanın ve tarihin ötesinden akan.Mermer sütunlarında tenimin ılık izi…Saraylarında taş avluların, yüzümü sürdüm.Tyche, Silpius Dağı’ndan gülümsedi,Hani diz çöktürmüştü Orontes’e, kudretli ve Asi. II.Ey eğilmez başlara taç olan defnem, zeytinim!Gördüm: Agoralardan krallar geçiyordu,Asmalardan üzüm topluyordu stola giysili kızlar.Eğildim, toprak künklerinden bir su içtim.O kadim şehir, ihtişamla dünyaya gülümsüyordu. III.Arenalarda aslanlarla ben dövüştüm,Kan…

  • Çocukluğu

    Kalbi sızladı, yüreği kanadı.Uzaklara bakarken uzaklara.Bırakıp gittiği, toprağı evi.Anımsadı eskiye dair çocukluğunu.Mutluluğunun Zirve yaptığı,Farkında olmadığı sevincini.O masum saf çocukluğu.Sokak aralarında, okul yolunda.Mahallenin çocuklarıyla,Neler neler oynayıp, haylazlık yapmıştı.İçinden derin derin ah çekti.Menfaat gözetmeden paylaşılan.Ekmek, komşunun bahçesinden,Koparılan meyveler.Top sektirme, ebelemece.Gece vakitlerine kadar sokakta,Koşturmalar, eğlenmeler.Evine çıkılan dik yokuşun,Alnında boncuk terleri.Bacadan çıkan dumanın.Sıcak sımsıcak yuvanın,Sevgisini taşıyordu bulutlara.Beyaz badanalı dört…

  • Gençliğim

    Eski gökyüzü bulutsu damlalardaBeyaz aydınlık gizli derin kuyudaParlak çiğ şafak öğütülmüş ufuktaPeşindeyimsönmeyen yıldızlarınKalbim Güneş bahar gözlerimAcı tutmaz yüreğimSaçlarım tütün dumanlıKokusu çay buğusuYakar türküler boğazıTatları acı buruk kekremsiSürgün tetikçisi ey hayatGülüşümde çocuk yanımÇığlıklarımda kuşları rüzgarınTutuşur yalnızlığı kuytularınÇivit mavisi yıllarınsoğuk bacalarında Gençliğim saklı

  • SAHRAYICEDİT’İN SOKAKLARINDA ANTAKYA BÜYÜSÜ

    ANTEKE SÖYLEŞİ: SİBEL SECERLİ 22 Ağustos 2026 Daha ilk andan sizi sıcacık saran bir yer, Anteke. dışardan bakıldığında camdaki yaldızlı, eski zamanları andıran sempatik yazı karakteriyle içerde olma ve burayı keşfetme isteği uyandırıyor. Buraya öncelikle pek çok yerde rastlayamayacağınız bir ruh katan o kişi,Sibel Secerli. Kendisi zarif, içten; sanatsal yanını size tavırları ve yaklaşımıyla hissettiriyor.İlgisi…

  • |

    Seyahat(Name)lerdeki Antakya- 49,JACQUES WEULERSSE

    Çelişkilerle Dolu Ama Değerli Bir Çalışma Bu madde, Fransız coğrafyacı Jacques Weulersse tarafından kaleme alınan “Antioche. Essai de Géographie Urbaine” adlı çalışmadan yararlanılarak hazırlanmıştır.“Antioche. Essai de Géographie Urbaine”, 1934 yılında Bulletin d’Études Orientales dergisinin IV. cildinde yayımlanmıştır. Çalışmada Antakya analizi 27–80. sayfalar arasında yer almakta olup 54 sayfadan oluşmaktadır. Makalede çizim, fotoğraf, harita ve krokilerden…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir