Cristina Trivulzio Belgiojoso: “Antakya’da Durmak Benim İçin Ne Hoş Olurdu!”

Seyahat(name)lerdeki Antakya – 13

Cristina Trivulzio Belgiojoso: “Antakya’da Durmak Benim İçin Ne Hoş Olurdu!”

İtalyan prenses, yazar ve siyasal mücadele insanı Cristina Trivulzio Belgiojoso, 1858’de yayımlanan gezi kitabında Antakya’yı harabeleri, bahçeleri, zakkum ağaçları, kutsal çeşmeleri ve Defne’nin güzelliğiyle anıyordu.

“Antakya’da durmak benim için ne hoş olurdu!”
“Her şey beni oraya çağırıyordu: Harabeler, bahçeler, zakkum ağaçları ve kutsal çeşmeler.”

Cristina Trivulzio Belgiojoso, 1808 yılında İtalya’nın Milano şehrinde doğdu. 1871 yılında yine Milano’da hayatını kaybetti. Henüz 16 yaşında prenses olmuş, uçarı eşinden ayrıldıktan sonra ise “İtalya’nın en zengin mirasçısı” olarak anılmıştı.

Fransızların Madame La Princesse de Belgiojoso diye adlandırdığı Cristina Trivulzio Belgiojoso, yalnızca soylu bir kadın değildi. Aynı zamanda İtalya’nın birliği için mücadele eden çevrelerde aktif rol alan, siyasetle ilgilenen, yazan, düşünen ve Avrupa’nın erkek egemen siyasal dünyasında kendine güçlü bir yer açan sıra dışı bir isimdi.

Kısa bilgi: Belgiojoso yaklaşık sekiz yılını Türkiye’de sürgün olarak geçirdi. İtalya devrimi, kadın sorunları, dinsel dogmalar ve Doğu seyahatleri üzerine çok sayıda metin kaleme aldı.

Cristina Trivulzio Belgiojoso Kimdir?

Cristina Trivulzio Belgiojoso, 19. yüzyıl Avrupa tarihinin dikkat çekici kadın figürlerinden biridir. Siyasi faaliyetleri, sürgün hayatı, yazarlığı ve Doğu’ya ilişkin gözlemleriyle hem İtalyan tarihi hem de seyahat edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir.

Onun eserlerinde yalnızca yolculuk notları değil; toplum, din, kadın, siyaset ve Doğu-Batı karşılaşmasına dair güçlü gözlemler de yer alır. Bu nedenle Belgiojoso’nun Antakya’ya dair satırları, sıradan bir seyahat izleniminin ötesinde değerlendirilmelidir.

Asie Mineure et Syrie

Belgiojoso’nun Antakya’yı da anlattığı gezi kitabı Asie Mineure et Syrie yani “Küçük Asya ve Suriye” adını taşır. 427 sayfalık bu eser, 1858 yılında Paris’te yayımlanmıştır.

Kitap dört bölümden oluşur. Dördüncü bölümde ağırlıklı olarak Kudüs’teki Avrupalılar ele alınırken, kitabın ilk üç bölümü Anadolu ve çevresindeki gözlemlere dayanır. “Le Touriste Européen Dans L’Orient Arabe” yani “Arap Doğu’da Avrupalı Turist” başlıklı üçüncü bölümde ise Antakya geniş yer bulur.

Antakya Onu Çağırıyordu

Belgiojoso’nun Antakya’ya yaklaşımı, birçok seyyahın kuru gözlemci tavrından farklıdır. O, Antakya’yı yalnızca eski bir şehir olarak değil, çağıran, kendine çeken, insanın içinde kalma isteği uyandıran bir yer olarak anlatır.

Onun cümlesi bu duyguyu çok açık biçimde gösterir:

“Antakya’da durmak benim için ne hoş olurdu!”

Bu cümlenin hemen ardından gelen sözleri ise Antakya’nın ona hangi unsurlarla seslendiğini gösterir:

“Her şey beni oraya çağırıyordu: Harabeler, bahçeler, zakkum ağaçları ve kutsal çeşmeler.”

Gözden Düşmüş Bir Şehrin Büyük İhtişamı

Cristina Trivulzio Belgiojoso, Antakya’nın çevresini “artık gözden düşmüş bu şehrin büyük ihtişamıyla uyumlu” bulur. Bu ifade, Antakya’nın 19. yüzyıldaki durumunu çok iyi anlatır: şehir eski görkeminden uzaklaşmıştır ama çevresindeki tabiat, kalıntılar ve tarih hâlâ büyük bir ihtişam duygusu taşımaktadır.

Belgiojoso da kendisinden önce ve sonra Antakya’ya gelen pek çok seyyah gibi surlardan söz eder. Bu surlar, kentin ortasındaki vadiyi kapatan dağların zirvesinden hâlâ görülebilmektedir.

Asi Nehri ve Bahçeler

Belgiojoso’nun Antakya tasvirinde Asi Nehri önemli bir yer tutar. Asi, vadiyi yıkamakta; kente ulaşmadan önce, değirmenlerin bulunduğu yerlerde, küçük adacıklar biçiminde birçok kola ayrılmaktadır.

Onun satırlarında su yalnızca coğrafi bir unsur değildir. Antakya’nın bahçeleriyle, değirmenleriyle, gölgeleriyle ve canlılığıyla birlikte düşünülür.

“Sıra sıra dizili tesviye havuzları, mesafeden mesafeye, zarif bahçeleri sulamaya yarayan su akışını düzenliyor.”

Defne’ye Giden Yol

Belgiojoso’nun Antakya anlatısında en güzel bölümlerden biri Harbiye / Defne üzerinedir. O ve yol arkadaşları, Antakya’nın çevresindeki en meşhur ve en güzel yerlere yönelir. Bu yerlerin başında da Defne Çeşmesi gelir.

Belgiojoso, burayı Venüs’e adanmış olduğunu düşündüğü bir tapınağın yakınlarında, duru ve gür bir su kaynağının birkaç adım ötesinde hayal eder. Antik çağ, mitoloji, su ve tabiat aynı sahnede birleşir.

“Şehrin etrafındaki en meşhur, en güzel yerlere götürüyordu ki buna her şeyden çok değerdi: Venüs’e adandığını sandığım, duru ve gür su kaynağının birkaç adım ötesinde bulunan bir tapınağın vaktiyle yükseldiği yerde Defne Çeşmesi.”

Dut Ağaçları, Mermer Sütunlar ve Gölge

Belgiojoso’nun Defne tasviri görsel gücü yüksek bir anlatıdır. Ufukta yükselen güneş alınlarını yakarken, onlar gözden uzak bir gölge ararlar. Dut ağaçlarıyla kaplı küçük tepe, loş yapraklar, beyazımtırak dutlar, yere yatmış ya da kesilmiş sütunlar, parçalanmış mermer kalıntıları bir araya gelir.

Bu sahne, yalnızca bir gezi notu değildir. Harbiye’nin 19. yüzyıldaki tabiatını, antik kalıntılarla iç içe geçmiş hâlini ve seyyahın duygu dünyasını birlikte gösterir.

“Beyaz mermer sütunlar: bazısı yere yatmış, bazısı kesilmiş olsa da ayakta; çok sayıda kırıntı döküntü yeri kaplıyordu.”

Ağaçların Dili

Belgiojoso’nun en etkileyici gözlemlerinden biri, Defne’deki ağaçlara ilişkindir. Yalnızca türlerini saymaz; onların yaşlarını, gövdelerini, renklerini ve duruşlarını anlatır.

“Defneden, gövdesi pürtüklü ve zaman içinde kararmış zeytin ağacından tut, ince narin dalları tıpkı dua eden eller gibi göğe açılan genç ve esnek dut ağacına kadar her yaştan ağaç vardı burada.”

Bu cümlede Defne yalnızca bir mesire yeri değildir. Ağaçlar, su, sütunlar ve gölge arasında yaşayan bir hafıza mekânıdır.

Bir Kadın Seyyahın Antakya’sı

Cristina Trivulzio Belgiojoso’nun Antakya anlatısını özel kılan unsurlardan biri de onun bakışıdır. Antakya’yı yalnızca tarihsel kalıntılar, surlar ve yollar üzerinden anlatmaz. Bahçeleri, suları, ağaçları, gölgeyi, sıcaklığı ve orada kalma arzusunu da metne taşır.

Bu yönüyle onun Antakya’sı hem tarihî hem de duyusal bir Antakya’dır. Harabeler ve zakkumlar, kutsal çeşmeler ve bahçeler, eski ihtişam ve bugünün sessizliği aynı anlatıda birleşir.

Belgiojoso’nun Antakya Anlatısında Öne Çıkanlar

  • Antakya’yı eski ihtişamını yitirmiş ama hâlâ etkileyici bir şehir olarak görür.
  • Asi Nehri’nin kente ulaşmadan önce kollara ayrılışını anlatır.
  • Bahçeleri sulayan su düzeneklerinden söz eder.
  • Harbiye / Defne’yi Antakya çevresindeki en güzel yerlerden biri olarak aktarır.
  • Defne Çeşmesi, mermer sütunlar, dut ağaçları ve zeytin ağaçlarını güçlü imgelerle betimler.
  • Antakya’ya karşı açık bir hayranlık ve kalma arzusu duyar.

Sonuç: Harabeler, Bahçeler ve Kutsal Çeşmeler

Cristina Trivulzio Belgiojoso’nun Antakya satırları, 19. yüzyılda kentin nasıl görüldüğünü anlamak açısından çok değerli bir tanıklıktır. Onun anlatısında Antakya yalnızca eski bir şehir değildir; harabeleri, bahçeleri, su yolları, zakkumları, kutsal çeşmeleri ve Defne’nin gölgesiyle yaşayan bir mekândır.

Bu nedenle Belgiojoso’nun metni, Seyahat(name)lerdeki Antakya dizisinin en şiirsel ve en duygu yüklü tanıklıklarından biri olarak okunmalıdır.

Seyahat(name)lerdeki Antakya

Seyyahların, tarihçilerin, coğrafyacıların ve eski kaynakların Antakya’ya dair tanıklıklarını bir araya getiren yazı dizimizi inceleyebilirsiniz.

Tüm Seyahat(name)lerdeki Antakya Yazıları

Kaynakça

  1. Cristina Trivulzio Belgiojoso, Asie Mineure et Syrie, Paris, 1858.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir