Kül Kokulu Aksanımla, Murat Boğurucu
Böyle kedersiz, inançla doldurulmuş bir ağızla
Kül kokulu aksanımla öpemedim sıcak yağmurunu memleketimin.
Çöl oluyor bütün kentler kuruyor ağzımdaki sevinç
Susunca yüzümü içimde bir damla su kalmaz.
Yazıyı öğrendiğim defterimdi hamal gibi taşıdığım hayal reçetesi
Gençliğimin neşesi jiletlenmiş kavgalı bir okul çıkışında,
Sosyolojik ıstıraplarla bütlerine kaldığım a-kıllı hocalar,
Bağırdığım her yokuştur şimdi burda içimde durmakta.
Aşkın cam kenarına oysa hiç oturmadım,
Ölümün uykusundan ağır
Rengi kusurla bakar akşamlarım.
Bahçem yağmalanmış kadifesi şiire yakışan karanfilimi taşlamışlar.
Kaldırım kenarında ayaklarım ah ayaklarım!
Yürümenin yasal hallerini gömüyorlar kimse-sizlerin sokağına.
Sizlenmeyi ne zaman giyindiysem sürgün ayarlı yüzüme
Dağa özenir asma ağacına gücenen duvarım.
Herkes sesinde aynalara yakışan bir alfabe kapatır
Susuyorum bense öfkemi köküme kadar!
Nesnel duruşa fakir kalır bu boşluktaki kalbim
Tutunsam diyorum bir uçuruma denizden uzak,
Allah’a kadar büyüyor gök-yüzüm.
Siyaha ses oluyorum ne güzel kalmış karanlık rüyalarda.
Uyanıyorum ezberletilmiş bir sabahı
Onkolojik dizeler seğiriyor yoluma
Bitmiş gibi yapıyorum yürüyemediğim her kıtayı.
Soğuk iklimlerle yakılıyor ağlamanın çoğul haliyle biriktirdiğim sözcükler,
Sözlüğüm kayıt dışı kalır yası tutulmaz sürgün halimin.
Yokluğu yumarım aydınlığa doğru dengem kirlenir
Bilinmeyenim çoğalır aklımın ucuz torbasında.
Rolüme düşmandı bit zamanlarımda tanıştığım figüranlar
Başımın üstünde etlerini giyinip yerlerini aldılar.
Vezirini kaybetmiş bir oyuncuyum aldılar elimdeki değneği,
Paslanmaz dediğim gölgem artık çürü!