YERLE BİR OLAN DÜŞLER, Yılmaz Güzel

Bir portakal çiçeği gibi açıyorsa duygular,
Sar sarmala yüreğini, çok değerlidir bunlar.
Hayat dediğin nedir ki, anlamı ne yaşamın?
Her günün bitişiyle uyuyup, yeni güne uyanmanın.
Kaç kez daha atacak kalbimiz,
Ne kadar daha soluyacağız havasını bu dünyanın,
Kaç çiçek koklayacağız daha,
Kaç kahkaha atacağız ağız dolusu,
Kim bilir kaç defa daha sızlayacak kalbimiz,
Kaç kere bir çocuğun ağlayışına üzüleceğiz?
Bunu hiç birimiz bilemeyiz.
Bazen kaybolur insan, sonunun olduğunu bildiği bu hayatta.
Unutur sevmeği, yüreği çoraklaşır.
Dalar dünya malına, biriktirmekle uğraşır.
Oysa her seferinde ölüm hatırlatır kendini.
Hatırlatır, her bir ruh terkettiğinde birinin bedenini.
İki damla yaş döker gözleri, sonra yeniden başlar yarım kalan işleri.
Nereye kadar mı?
Sorarım, bu dünyada kalan var mı?
Ne şahlar, padişahlar, krallar, sultanlar…..
Kara toprağın altında yatarlar.
Hala gözlerimiz bir çiçeği görüyorken,
Nefes alıyorken hala
Bir Damla suyun tadını alıyorken dilimiz,
Hala sevgilinin sıcaklığını hissediyorken ellerimiz,
Bırak sevsin kalbimiz.
Seve bildiği kadar sevsin.
Bir bebeğin anne tenini sevdiği kadar sevsin.
Çöldeki çiçeğin suyu sevdiği kadar sevsin.
Bir insanın ciğerlerini doldururcasına aldığı nefes gibi yüreğe dolsun aşk.
Sevmekle geçsin günler, aylar, yıllar.
Çünkü;
Yemek gibi, su gibi hayat verir insana sevdalar.

  1. sayıdan

Similar Posts

  • |

    Hatay Depremi, Alim Yörük

    Bir gece ansızın gürültü ile dağlar yarıldıGürültüden toprak inledi gök yüzü ağladıUykuya dalmış evleri beşik gibi salladıAteşten bir rüzgar oldu Hatay’ı doldurdu Suskun sokaklar yerinden oynadı yarıldı o anGürültüler çığlıklar ağıtlar sessizliği yırtanDefnelerin dalları kırıldı yüreklerde yananSamandağ da deniz bile hüzne kapandıKırıkhan’ın parlayan ışıkları söndü birdenReyhanlı Altınözü gözyaşına boğuldu derkenİskenderun Limanı deniz dibine çökerkenYıkıntılardan duyuluyordu…

  • Mayıs Akşamı, Acibe Sıkar

    Sarhoş muydu zamanBu kadar hızlı akıyordu ruhlarda ?Gecenin katran karasındaÇukurlara aldırmadanSürükleniyordu.Ölümler,Soğuk rüzgar gibiTeğet geçiyorduYakınlardan…Kimler aç kalmıştı sevgilere?Kimler ay ışığına yalnızlıklarını fısıldadı?Kimler derin sevdalarda boğulmayı istedi?Sorma kader onlaraBu Mayıs akşamında.Sorma gömülen saltanatın tarihine…Yaralı birer kırlangıçtıBu yürekler.Gökyüzünü unutmuş,Uçmayı unutmuşKanatlarında yükYüreklerinde hasret.Zamanın sarhoşluğunda,Yürekler kaybolmuştu.O Mayıs akşamındaGölgelerine gömülmüştü 2. sayıdan

  • Bekleten Zaman, Nurdan Öztürk

    Ben uyurken, kelimeleriminNöbetini tut…Sessiz renklerle ayır kötülerini, eflatun bir karanlığın…Sarı rüyalarında boğulanÇocukların danslarınıBilmediğim şehirlerin kaldırımlarına çiz.Tahtsız otoritemeSaygıda kusur etmeyen iç sesimSahte heyecanlarla çırpınırkenUyandır….Kelimelerimi ver banaUzak iklimlerde aynı gökyüzü kışı yaşarkenSesimi duyurAyak seslerimin şarkısını dinle kulağını toprağa dayayarakİnadına çiçeklensin bahçemBak ;Bir at nefesini bıraktı avucuma….Avucumda senin dünyan…Evren kavrulduKirpiklerim kırıldı….Kelimelerimi ver bana…. 8. sayıdan

  • |

    Bir Asi’nin Hikayesi, Mithat Çolak

    Insanlar yüzyıllardır beni ters akan bir nehir olarak biliyor. Bana bu adın verilmesi Lübnan’ın asi topraklarında dogdugumdandir belki de. Binlerce yıldır duyduklarimi ve gördüklerimi taşırım bagrimda. Hafızam bu toprakların çağıldayan hatıralarıdır adeta. Sayısız zamandır yaşam vermişim toprağa.Hayat tasimisim insanlara.Sorgusuz beslemisim insanları. Hele de beni sarıp sarmalamis olan kadim sehrimi.Habibi Neccar’ın seyretmeye doyamadigi Antakya ‘yı. Şehir,…

  • |

    ZEYTİN AĞACININ GÖLGESİNDE, Sevim Yunus Habip

    Zeytin ağacının gölgesinde bir çocuk,Elinde taş-Taşın ağırlığı değil-yurdun kalp atışı. Dumanla örtülmüş gökyüzüBir güvercin hala yolunu biliyor.Toprak yanık,Fakat toprağın dili hala yeşil. Bir annenin ninnisinde saklıdır direniş,“Uyu yavrum,” der,“Sabırla örülür özgürlük.” Zeytin dallari kırılır belki,Ama kökleri unutmaz suyu,Bir gün rüzgâr dönecek Filistin’e,Uçurtma uçuracak çocuklar yeniden-Gökyüzü kadar özgür gözleri. Ve biz, uzaktan izleyenler,Biliriz ki,Her taşta, her…

  • İç Seferleri, Cansu Ekmekçi

    Ay, ağır ağır taşır gecenin rahmindeSuskunama zamanla yoğrulmuş bir öfkeyi.Ha döktü,ha dökecek mahremini,yüzyıllardır sakladığı iç seferleri,kendi gövdesine işlenmişsırlı çentikleri. Kızıl bir sancı gibi kabarırgöğsündegeceye değmeyen sözcükler.Yaralı bir hafızadır bazen ay,unutmanın hüznüyle bükülmüşkadim bir bilicidir aslında. Çünkü bilir:Her suskunluk,bir çığlığınana rahmine düşmüş halidir.Ve her öfke,henüz doğmamış bir hakikatinkanlı sancısıdır. Ay ne zaman eğilse toprağa,toprak da çözer…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir