NEN EYLE IRAZ NEN EYLE, Duran Yaşar

Anılar insan yaşamında kilometre taşları gibi dururlar. İçlerinde acısı, tatlısı, buruk olanı vardır. Bunlar geçmişten geleceğe armağan gibi taşınırlar. İnsan bir türlü unutamaz. Geçmişte kızıp köpürdüğümüz, hatta kavga ettiğimiz olaylar yıllar sonra gülümsediğimiz birer anıya dönüşürler. Eskidikçe tatlanır, mahzende yıllanmış şaraba dönerler.
Belleğime kazınan, çocukluğumun Kürtkızı’nı hiç unutamam. Kürtkızı bizim mahalledendi. Neden Kürtkızı dediklerini sonradan öğrendim. İslahiye’nin bir köyünden gelmiş. Asıl adı Meryem’miş. İkinci evliliğiymiş. Beraberinde getirdiği bir de oğlu vardı. Çocuğa taygeldi(1) derdik. İki erkek çocuk da ikinci evliliğinden doğurmuştu. İlk kocası gibi ikinci kocası da hayırsız çıkmıştı. Aylağın, kumarcının biriydi. Evin yükü Kürtkızı’nın omuzlarındaydı. Bulduğu her işte çalışırdı.
Kürtkızı iyi bir çul dokuyucusuydu. İş yaparken eli ivil ivil(2) işlerdi. Başkalarının ancak bir ayda dokuduğunu on beş yirmi günde rahat bitirirdi. Dokumaya desen vermede, renk uyumunu sağlamada da ustaydı. Oldukça zor bir iş olan ipi tezgâha ıyma(3) işini de tereyağından kıl çeker gibi becerirdi.
O yıllar anamı çul krizi tutmuştu sanki… “Her çocuğuma bir çul” diyordu da başka bir şey demiyordu. Durmadan kıl, yün tarar. Taradığı keçi kılını, koyun yününü terşi(4) ile eğirerek ip haline getirir, yumak sararak biriktirirdi. Kaç yumaktan bir çul çıkacağını iyi bilirdi. Yumakları hemen her gün sayar, saydırırdı. Ayrıca yün ipleri ceviz yaprağı, soğan kabuğu, ağaç kabuğu gibi şeylerle renk renk boyardı
Yünü, kılı taramak, eğirip ip yapmak sabır isteyen bir işti. Her kadının yapacağı, dayanacağı bir iş değildi. “El emeği, göz nuru” dedikleri bu olmalıydı.
Daha ilkokula gitmediğime göre, 1951 yılı olsa gerek. Kürtkızı bize ücret karşılığı çul dokuyordu. Yoruldukça da sigara içiyordu. İlk kez sigara saran, ilk kez sigara içen bir kadın görüyordum. Garibime gitmişti. Ayıplamıştım da!.. Kadın sigara içer miydi, içse bile nasıl sarardı!.. Sigara erkek işiydi. Ancak erkekler içer, erkekler sarabilirdi. Yetiştiğim çevreye göre çok ayıptı!.. Ama benim bildiğim Kürtkızı Teyze ayıp iş yapmazdı. Öyleyse neden içiyordu!.. Çocuk aklımla bir yere oturtamazdım.
Çalışırken kendi kendine gümrenir, ancak yakınındakilerin duyabileceği bir sesle ağıtlar söylerdi. Ne de çok ağıt biliyordu! Söylediklerinin hepsine kulak kabartır, ama belli etmezdim. Etrafından ayrılmazdım. Rahat söylemesi için dinlemiyormuş gibi yapardım. Söylediği ağıtlar içime işlerdi. Ağıtların sözleri miydi, yoksa Kürtkzı’nın içli sesi miydi içime işleyen!.. Sanırım ikisinin bileşimiydi. “Seni vuran dağlı mıydı /Kurşuncuğu yağlı mıydı / Sen de çekip sıksayıdın / Elin kolun bağlı mıydı” Anlaşılıyor ki, o seni vurana kadar sen onu neden vurmadın?” demek istiyor.
“Getme Yemen’e Yemen’e / Garışın toza dumana / Mektubunu yaz gardaşım / Bacını goyma gümana” Yemen’i bitirir, Kozanoğlu’na başlardı. “Çıktım Gozan’ın dağına/ Garı dizleyi dizleyi / Yaralarım göz göz oldu / Cerrah gözleyi gözleyi” Belleğimde kaldığı kadarıyla başka bir ağıttan kırıntı: “Kudretten harman savrulur / Yabası yok küreği yok yeli yok / Oturmuş da Ağ Medine’m ağlıyor / Emmisi yok dayısı yok eli yok” Acaba bu ağıtta kendini, kendi yalnızlığını mı buluyordu? Ağıt, çektiği acıları, mutsuzluğunu mu dillendiriyordu! Kim bilir… Hani, her bacadan bir duman tüter, ocakta ne kaynar kimse bilmezmiş…
O çocuk yüreğimi titreten, iliklerime işleyen, belleğime kazınan, hiç mi hiç unutamadığım bir ağıt daha vardı: Endirdiler Helete’nin düzüne / kellesi yokkine bakam yüzüne / Benden selam söylen beyin kızına / Neneyle, neneyle Iraz neneyle/ Çık karşı dağlara bana el eyle // Nurhak’ı sorarsan Ofo’nun dağı / Derde derman derler kartalın yağı/ Ocağına düştüm Besni’nin Beyi / Neneyle, neneyle Iraz neneyle/ Çık karşı dağlara bana el eyle”
Ağıt bittikten sonra başörtüsünün ucuyla gözyaşını siler, tütün tabakasını çıkarır bir sigara sarardı. Öyle içine çekerdi ki yaktığı sigaranın dumanını… İçine çektiği duman değil, acılarıydı san ki. Bir süre donuk gözlerle uzaklara bakar kalırdı. Birden işine koyulurdu.
Ağıtta geçen Nurhak, Ofo, Besni bana yabancıydı. Bilecek, anlayacak yaşta değildim. Neydi, ne anlama geliyorlardı, anlayamıyordum. Hele Iraz çok ilginçti. Yöremde Iraz diye bir ad duymamıştım. Yıllar sonra Yaşar Kemal’in İnce Memed’inde rastladım. Memed’in sevgilisi Hatça’nın hapis, İnce Memed’in silah arkadaşı. Mağarada Hatça’ya doğum yaptıran, bebeği Asım Çavuş’a uzatarak : “Memed’i sen teslim almadın, bu bebek teslim etti!… “ diyen yürekli, yiğit bir kadın… Yıllar sonra yazılı kaynaklarda, Ofo’nun, ağıtlama türküsünde de rastladım Iraz adına. Ağıtlama türkünün kavuştak bölümleri: “Neneyle neneyle Iraz neneyle /Çıkıp yüce dağa bana el eyle” diye bitiyordu.
Iraz, Eşkıya Ofo’nun küçük, yani ikinci karısıymış. Bir de sosyete bir aile Iraz koymuştu kızlarının adını. Az kalsın unutuyordum; Yılanların Öcü’ndeki Kara Bayram’ın çatal yürekli anası Irazca’yı. Şimdiye kadar üçü yazılı, biri canlı, dört ayrı yerde rastlamış oluyordum Iraz adına.
Ofo, Antep, Maraş yöresinde yaşamış, kimsesizleri, yoksulları koruduğu için halk tarafından sevilen bir eşkıyaymış. Candarmalar tarafından pusuya düşürülüp öldürülmesi üzerine ağıdı yöre halkı yakmış.
Şöyle geriye dönüp baktığımda çocukluğumun Kürtkızı’nı , yani Meryem Teyzesi’ni tanıyalı yarım asırdan fazla olmuş. Daha dün gibi geliyor bana. Anımsayamadığım, ya da bulanık hiçbir şey yok. Anılar taptaze. Köye gittiğimde, ya da köyden gelenlere Kürtkızı Meryem Teyze’yi mutlaka sorardım. On yıl kadar önce, “sen sağol” dediler. Kim ne derse desin, çocukluğumun Kürtkızı Meryem Teyze’si yaşıyor… Hem de capcanlı… Bana, yalnız bana, “nen eyle nen eyle” diye ağıtlar söyleyerek.
Bir kızım olsaydı adını Iraz koyacaktım. Böylece hem Kürtkızı Meryem Teyze’yi, hem de yiğitliği, yürekliliği sembolleştirecektim.
Olmadı!…

1 taygeldi: İkinci kocaya varan kadının beraberinde getirdiği çocuk(lar).
2 ivil ivil :Hızlı hızlı..
3 ıyma: Dokuma tezgahında halı kilim vb. şeylerin iplerini yerleştirmek, germek, ip çözmek.
4 terşi : Bir çeşit ilkel ip eğirme aracı.

8. sayıdan

Similar Posts

  • Zalim İsrail Çocuklara Dokunma, Gülizar Atan

    Çocukların, çocukları gömdüğü topraklar yazıyordu Filistinli bir çocuğun fotoğrafında. Çırpınan Filistin. Sumud yolda…“Kararlılık” dı anlamı.Sevgi taşıyordu beraberinde…Kırkdört ülkenin filosuyla,Kararlılıkla çıktı yola. Zalim İsrail ! Çocuktan esir olur mu?Olurmuş. İki erkek çocuk elele titriyor silahlı askerin önünde.Kaderine küsmüş çocuklar. Babaaa! diye haykırıyor, hıçkırıklarla…Babalarını getirin bunların! diyor insanlıktan nasibini almamış İsrailli asker. Sumud yolda.Sevgi ile erzak taşıyor,…

  • YENİDEN DOĞMADIM BEN, Mehmet Öksüz

    Her günün ardındanSancılı bir hava birikiyor bulutların renginde.Öylesine acıtıyor ki yokluğunOkuduğum senli her hüzün cümlesiYakıp yıkıp savuruyor beni yerden yere… Bir şarkının başlangıcında başlayan ney sesiBir kemanın sesinde ürperen beden diliBir ezginin bitişinde akan gözyaşları dinmek bilmezkenSenden kalan hatırlarla kendimi avuturkenİçimdeki senle hep eksik kaldım… Yağmurun ıslatıp durduğu bir camın kenarından izleyip durdum ruhumdaki seni.Sonra…

  • Gördünüz mü, Suna Su

    Gördünüz mü.?Gökyüzünde ki renk cümbüşünüÇocuk neşesinin yansıması bu . Duydunuz mu?Yurdumun her yanını saran bu cıvıltıyi ..Doğudan batıyaKuzeyden güneye.. İşte ! Geliyorlar,Eşsiz kahraman her biri ..Yaşam müziğinin farklı tınısı her biri ..Kendi hakikatlerinin yolcusu her biri .. Aç onlara yüreğini,Sarmala küçük bedenlerini,Dindir güvenli sıcak yuva hasretini.. İşte şimdiÇiçek toplama yarısındaDaha hızlı koşuyorlar güneşe..Hepsi yaşamlarını bir…

  • ANTAKİYE GÖKKUŞAĞI, Aba Müslim Çelik

    Çetrefilli renkleriyle içerimde doğarkenilk dizem Tanrı vergisiydiömrü, yoklar uzak sonsuzluğuiş bu parça kürkik sorularlahatırlatır sır gibi! Âlem buysa üç kişiye sade, ah, kahve çocumyandan çarklı olsun! Şöölekıvılcım yağmuru çoğaldıkça erenlerMecliste muhabbet semah döner Demgahım üst kat yol göstereniymiş neyseaşmağa eriştim kanatsız o hayallegaip âlemi bildirmecesiydi Mevla“ayıp yahu” dedi, sözü aşağı çekince uçsuz bucaksız o semavi…

  • ANTAKYA’DA İPEKÇİLİK, Mine Erbek Gökbuket

    1900 yılların ANTAKYASI Ermeni, Rum, Arap Süryaniler ve çeşitli Türk boylarının yerleşkesi bir yer özelliğindedir… Süriye ile sınırdaş olduğu için Arapça Türkçe az da olsa Ermenice dil kullanılan önemli bir tekstil ticareti merkezi olup İklim bakımında bol rüzgarlı kışın sert yazın sıcak bir bölgedir… İnsanları çok çalışkan tutkulu ve rekabetçi. Azınlıkla rarası işbirliği ve sagın…

  • DANS ETSİN RUHLAR KAVGA ETMESİN, Hatice Eğilmez Kaya

    Gülizar Atan siyah beyaz olmayan, hassas bir yaratılışa sahip. Dünyaya, insanlara, var oluşa ve topluma lirik gözlerle bakıyor. Ruhların Dansı* yazarın ilk kitabı. İçeriğinde yaşanmışlıklara ilişkin, yükte hafif pahada ağır anekdotlar var. Her bir anekdotun kendisine özgü birer ana düşüncesi olsa da yaşanmış olaylardan damıtılmış yazıların ortak düşüncesi, insan olabilmek ve insan kalabilmek kararlılığına dair….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir