ZÜRAFA BOYUNLU KIZ, Şehnaz İşeri

Şükür kavuşturana sevgili bilgisayarım bugün sana anlatacağım masalımın kahramanı, Tayland’ın Burma sınırındaki Ban Mai Nai Soi Mülteci Kampının yanındaki köyde yaşayan on üç yaşındaki genç kız Mulo. Masalım günümüzden çok da eski olmayan bir zamanda geçiyor. Bir varmış bir yokmuş güneydoğu Asya’daki Burma adlı bir ülkede iç savaş çıkmış. Bu ülkede yaşayan Karen Kabilelerinden pek çok aile topraklarını terk ederek kimi yasal kimi kaçak yollardan Tayland’a girmiş. Zamanın Tayland Hükümeti sığınmacılar için Burma sınırında Ban Mai Nai Soi adlı bir mülteci kampı kurmuş. Kocası çatışmalarda hayatını kaybeden genç Thanaka üç küçük çocuğu, anne ve babasıyla kampa yerleştirilmiş. Kamp hayatı pek zorluymuş. Kamp dışına asla çıkılamıyormuş. Elektrik, su yokmuş. Ne Burmanın ne Tayland’ın vatandaşı sayılmadıkları için hiçbir yasal hakları da bulunmuyormuş. Kimlik kağıtları yokmuş. Çocukları okula gidemiyormuş.

Karen Kabilesinin kadınlarına “padaung” denirmiş. Padaung shan dilinde uzun boyunlular anlamına gelirmiş. Çünkü bu kadınlar beş yaşından itibaren boyunlarına her yeni yaşlarında bir tane olacak şekilde pirinçten yapılma halkalar takarlarmış. Bu halkanın ağırlığı on kilograma kadar çıkabiliyormuş. Bir Karen kadını hayatı boyunca ortalama yirmi üç halka takıyormuş. Halkalarının sayısının otuz yediyi bulduğu padaunglar da varmış. Tarih boyunca çeşitli nedenlerle taşımışlar bu kadar ağırlığı. Bu nedenlerin en eskisi, başka bir evrende yaşayan varlıkların onlara kızarak üzerlerine kaplanlar göndereceğine inanmalarıymış. Kaplanların ısırıklarından boyunlarını korumak için takıyorlarmış halkaları. Bir diğer neden, köle ticareti yapılan zamana dayanıyormuş. Köle tacirlerine çirkin görünmek için halka takıyorlarmış. Bu iki neden de çok eskilerde kalmış. Kaplanlar onlara saldırmadıktan başka köle ticareti de yapılmıyormuş artık. Ama kadınlar halka takmayı sürdürüyorlarmış. Atalarının dişi bir ejderha olduğuna inanıyorlar, boyunlarının onun gibi uzun olması için halka takıyorlarmış. Aslında bu göz yanılsamasından başka bir şey değilmiş. Halkalar köprücük kemiğini aşağı iterek göğüs kafesinin üzerinde bir baskı yaratıyor, bu sayede boyun uzamış gibi görünüyormuş. Sürtünmeden dolayı boyunlarında oluşabilecek yaraları önlemek için boyunla halkalar arasına bez sıkıştırıyorlarmış. Başlarını geriye atamadıklarından su ve benzeri sıvıları ancak pipetle içebiliyorlarmış. Ama asıl zorluk uyumak için yattıklarında meydana geliyormuş. Yan yatıp boyunlarının yanına küçük bir tahtayı destek olarak koyuyorlarmış. Boyunlarındaki halkalar ses tellerine de zarar verdiğinden yıllar içinde sesleri de değişiyor, içi boşalıyor daha derinden gelen sesler olarak duyuluyormuş.

Şimdi masalımıza dönecek olursak sevgili bilgisayarım hımm nerede kalmıştım, hah hatırladım. En küçüğü beş yaşında bir kız olana üç çocuklu genç kadına. Ne diyorsun en küçüğün beş yaşında bir kız olduğunu söylemedim demek. Evet sevgili bilgisayarım biri sekiz diğeri on yaşında iki abisi olan bu sevimli kız çocuğunun adı da Mulo. Mulo beş yaşında kampta girdiğinden annesi düşlediği “ilk halka takma” partisini yapamamış. Bir yanı buruk geçirmiş kızının boynuna ilk halkasını. Gel zaman git zaman aylar geçmiş. Burma’dan gelen mültecilerle kamp dolmuş taşmış. Gelmeye de devam ediyorlarmış. Tayland Hükümeti bakmış önünü alamayacak sığınmacıların Ban Mai Nai Soi’nin yanına bir köy kurmalarına izin vermiş. Kampta kalanların bir kısmını da oraya yerleştirmiş. Gönderilen arasında Mulo, annesi, abileri, dede ve ninesi de varmış. İlk günleri hummalı bir çalışmayla geçmiş. Oradaki erkeklerden de yardım alarak elbirliğiyle ağaç evlerini yapmışlar.

Günler ayları, aylar yılları kovalamış. Kamptaki gibi yine içler acısıymış durumları. Yarı aç yarı tok yaşıyorlarmış. Hiçbir yere ait değillermiş, yasal hakları yokmuş yine. Çocuklar büyüyor, ihtiyaçları gün be gün çoğalıyormuş. Dede ve nine iyice ihtiyarlayıp güçsüzleşmiş. Kızları Thanaka’ya yardım edemiyorlarmış. Öyle fakirleşmiş öyle fakirleşmişler ki genç kadının elinde avucunda hiçbir şey kalmamış. Kara kara ne yapacağını düşünürken boynundaki halkalar dışında para edebilecek hiçbir şeyinin olmadığının farkına varmış. Boynundaki on beş pirinç halkayı satmaya karar vermiş. Ancak zavallıcık o kadar uzun zamandır taşıyormuş ki halkaları boyun kasları öyle zayıflamış ki onları çıkardığında boynu artık alışkın olmadığı kafanın yükü altında kırılıvermiş. Çocukları, annesi, babası perişan olmuşlar, üzüntüden Küçük Mulo’nun gözyaşları günlerce dinmemiş, zavallı Thanaka için kadınların yaktıkları ağıtlar haftalar boyu sürmüş.

Mulo boynundaki halkalardan tiksiniyormuş. Ancak küçük olduğundan elinden bir şey gelmiyor, halka takılmaya devam edilmesine karşı koyamıyormuş. Ama halkalardan öyle nefret ediyor öyle nefret ediyormuş ki on üçüncü yaş gününde kesin bir dille takmayacağını söyleyip öyle bir durmuş, hiç kimse karşı çıkamamış. Zavallı anneciği Thanaka gibi alelacele çıkarmamış halkaları. Çıkardıktan sonra özel bir kızak sistemiyle boynunu iki yıl korumuş. Onun yolundan giden pek çok genç kadın olmuş. Yıllar içinde halka takanların sayısı öyle azalmış ki “Zürafa Boyunlu Kadınlar” diye anılmaz olmuş Karen Kabilesinin kadınları.

Masalımız böyle bitiyor sevgili bilgisayarım. Şimdi uyku zamanı. İyi uykular, tatlı rüyalar!…

3. sayıdan

Similar Posts

  • Aşkın Gülüşü, Leyla Şahin

    işte sana geliyorumyumuşakbaşlı rüzgarların kanatlarında bir yer bul banasuyun ışıltılı sesleri aksın bir yanımızdan,bir yanımızı defneler sarsın…demir kollarının yumuşaklığında uyanayım sabahlarızeytin ağacının gözlerinde büyürken bir çekirdeksenin olayım. sakızağacının kokularına bürünsün saçlarımızdiri gövdemiz yürüsün kuşlara doğruunutulmuş şarkılar bulsun…gülüşün badem ağacının çiçek açmış dallarıölümü alsın elimizden. bir gemi getirdim kapına: birlikte gidelim.sen içli, uzun geceli kadınlar için…

  • HAYKIRIYORUM UZAKLARA, Fevziye Aşkar

    İçimde fırtınalar kopuyorÖmrüm hızlı ve yorgunYüreğim alevlerde yanıyorHaykırışlarım dinmiyorGece gündüzYürüyorum yıkık, virane yollardaYürüyorum sönmüş umutsuzluğaHaykırıyorum uzaklara Derinlerdeki acı örselendiKör, dipsiz bir kuyudaNereye gittiğimi bilemedenZifiri karanlıkta hayalet gibiGüle,sümbüle, uçan bülbüleYitip giden güzelliğeHaykırıyorum uzaklara Körelmiş özlemlerimPaslandı tüm sevinçlerimGüneşin parıltısıAydınlatmıyor içimi.Uçsuz bucaksız, ağaçsızDikenli yollardaSimsiyah toz bulutu gibiSavrulup gidiyorum Nazım ‘ın, Sabahattin Ali’ninŞiirlerine dalsamBu kabuslar biter mi?Dermansız yaramaDerman olur…

  • Ecmed, Zeynep Mansuroğlu

    Üşüyordu narin bedeni,Elleri tir tir titriyordu.Gözleri annesini aradı,Yıkıntıların arasında yalnızdı.Daha dün gibi, evi vardı,Annesi, babası, kardeşleri,Aynı sofrada soba başında,Mutlu bir yuvası vardı.Komşu çocuklarıyla top koşturup,Seksek oynadığı sokaklarSavaş alanına dönmüştü.Anne, baba, ölmüş.Kardeşler dağılmıştı.Ecmed bomba seslerinden,Çok ama çok korkardı.Yalnız kalınca daha da korkar oldu.Günlerdir aç, sussuzdu.Yorgun, harap bitap düşmüştü.Yemek dağıtılan kampa ulaştı,Geç kaldığı için yemek kalmamıştı.İzdihamda yere…

  • Dünyası şiir, Duran Yaşar

    Bir yeri bırakıp yeni bir yerde yaşamaya başlamak ister istemez bazı zorlukları da beraberinde getirir. Birçok şey kendiliğinden kaybolur. İnsan ayrıldığı yerdeki duygu yoğunluğunu yeni yerinde yaşayamaz. Hele ki on dört yaşına kadar orada yaşamışsa… Ayrıldığı yerin kel kıraç tepelerini, çakır dikenini özler. Yeni yere alışmak, uyum sağlamak zaman ister; çaba gerektirir. Bulunduğu yerin toprağına,…

  • Bitecek, Sevgi Erol Öçal

    Savrulacak zozanSavrulan gençliğim gibiGöğün incisi kar taneleriYağacak çocukluğumaBitkisi bahar yaylalarınUçsuz bucaksız ovalarınKartalların tüneği karlı dağlarınGüzelliği yayacak hürriyeti evreneKırılacak zincirlerBitecek esaretBitecekBelki bir daha buluşmayacak sevdalılarAnıların güzelliğinde saklanıp bakacaklar öyleAma yaşanmışlığın tazeliği yüreğimizdeUzaklığın acısı Keskin bıçak gibi içimizdeGeçip giden ömreYeni zamanlar eklenecekUmudu rüzgar kanatlarındaGüneşi aydınlıkta… 6. sayıdan

  • ÖLMEMİŞ ÖLÜLER, Aslıhan Tüylüoğlu

    Hayalet dünyanın kör sokaklarıİnsansız kalacak bir gün bu hırs meydanındaYüreği çarpan ölüler unuttukları içinÇiçeklere bakınca sevgiye baktıklarını Kan kuduruyor hırsından, para deliriyorSulanıyor haritada çizgiler kanımızdanPekmezi çıkacak yine yoksul halklarınSatılacak petrol diye geleceğimizHaklı bir sebep gösterilecekÖzgürlük, barış diyeVatan yahut millet belki Özgürlük, parası olanın olacak amaBarış, savaşmamışınVatan! Altında yattığın toprakKemiklerini saklasın diye çarpıştınMillet paramparça, komşuna bileDüşman…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir