Dünyası şiir, Duran Yaşar
Bir yeri bırakıp yeni bir yerde yaşamaya başlamak ister istemez bazı zorlukları da beraberinde getirir. Birçok şey kendiliğinden kaybolur. İnsan ayrıldığı yerdeki duygu yoğunluğunu yeni yerinde yaşayamaz. Hele ki on dört yaşına kadar orada yaşamışsa… Ayrıldığı yerin kel kıraç tepelerini, çakır dikenini özler. Yeni yere alışmak, uyum sağlamak zaman ister; çaba gerektirir. Bulunduğu yerin toprağına, suyuna, havasına alışmış, kök salmış, dal budak vermiş yetişkin bir ağacın yerinden sökülüp başka bir yere dikilmesine benzer.
Şair Nevruz Uğur’un “bana bir bafra ver” başlıklı şiirinde memleket özlemi duman duman tüter, buram buram kokar. Bırakıp geldiği yeşil kente anılarını gömer. Memleketinin acı tütününü özler. Kolcu bile kına kokan zifiri deli kız, havan kıyması sakız tütününü görünce dayanamaz, “susss” çeker.
“-keyif de kalktı dem de / duman gibi adın kıdemde // o yeşil kentte gömülen vuslatım/ akasya tufanı günlerde kesilmiş/ bir parça güneş-tendir// bana bir bafra ver // yüreğimin debisi uğuldar/ bahar deli coşlarındaki sularda/ efkâr sarar kaçağına/ kınalı parmaklar pusularda// bana bir bafra ver // kolcu bile “susss” çekti tabakamı açınca / kına koktu deli zifiri sarı kız/ havan kıyması sakız // bana bir bafra ver// o yeşil kentte örtünen çocukluğum/ adıma çiçekler yakıştıran bahardır/ şair eğrilme iç acından/ şair eğilme iç açından/ her şaire bir kent/ her kente bir hasret vardır// bana bir bafra ver”
Bafra, 1955 doğumludur Nevruz Uğur. Bu kez Çarşamba’yı değil, Bafra’yı sel alır. Bafra’da yaşadığı Düzköy’ün baraj altında kalması nedeniyle Hatay Amik Ovası’nda Akçaova köyüne iskan edilir. Toprak verilir. Vaizlikten seyyar satıcılığa, kahve işletmeciliğinden Amik Ovası’nda çiftçiliğe terfi eder. Buna rençberlik dense daha doğru olur.
Nevruz Uğur’la Şair Ali Yüce’nin çocukluktan gençliğe geçişlerinin birebir örtüşmesi, az bulunur bir rastlantıdır. Ali Yüce, Molla Hamza’nın rahle-i tedrisinde Mısır kıraatiyle Kur’an okumayı, kurdağzı bağlamayı, muska yazmayı, cenaze namazı kıldırmayı öğrenmişken ilkokulu dışardan bitirip Köy Enstitüsü’ne gider. Adı “mılla”ya “hafız”a çıkmışken gâvur mektebine(!) yazılır. Şair Nevruz Uğur’da Ali Yüce gibi Efendi Hazretleri’nin rahle-i tedrisinden geçer. Küçük yaşlarda vaazlar verir. İki yıl vaaz hocalığı yapar. Kur’an Kursu hocalığına atanacağı sırada vazgeçer. Şairliği seçer. Şairin bu hareketi “ahmaklık” olarak nitelenir. Bir yakını, Sakallı Celal’in, “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür” sözüne nazire yaparcasına, “Bu ahmaklık az akılla olmaz” diye ironik bir dokundurmada bulunur. Cemaatin gözbebeği iken cemaatle arası açılır. “Kalsaydım” der, “şimdiye milletvekili bile olmuştum.” Ama şu var ki, pişmanlık duyduğu asla söylenemez.
Askerliğini Kıbrıs’ta yapar. Savaş sonrası gittiği Kıbrıs’ta savaşın yıkıcı, yakıcı sonuçları karşısında tiksinti duyar. Elindeki tüfekten iğrenir. İnsancıl duyguları ister istemez şiirine yansır. “Gecenin Göklerinde Yanarken Sesim” adlı şiir kitabında: “mataramda acı su/ yüreğimde memleket/ vur emri çıktı çıkalı/ dost değil elimdeki/ katil meret” Dizelerde memleket özlemi ve insan sevgisi var. Aynı zamanda toplumcu gerçekçilik var.
“mızrak” başlıklı şiirinde işsizliğini dile getirir: “…/ ben işsizdim/ ne grevde öfkeydim/ ne üretimde sevinç” Son iki dizede işsizliğini öyle kıvrak, öyle estetize betimliyor ki… Aynı başlık altındaki “sarışın bir zenci gibi dolaştım aranızda” dizesinde abartılı bir sitem, abartılı bir karamsarlık var.
Nevruz Uğur objektifin önüne atılmayanlardan, çalakalem iki dize yazıp “Bakın benim cicime” demeyenlerdendir. İpekböceği sessizliğinde kendi kozasını örer. Kente geldiğinde uğrak yerleri kitapçı dükkânlarıdır. İçinde boş kâğıtlar, şiir karalamaları bulunan tahsildar çantası ile görünür çoğu kez Antakya sokaklarında.
Yazdıklarının sayısını, toplasa kaç kitap olur kendisi de bilmez. Şiirlerine yerel dergilerden ulusal dergilere, seçkilerden yıllıklara kadar her yerde rastlamak olasıdır.
Şairle Amik Dergisi sürecinde tanıştık. On yıl oluyor tamı tamına. Tanıdığım kadarıyla, dünyası şiir, şiir dünyasında bir şairdir o. Ne iç acısından eğilir, ne de iç açısından. Ödün vermez, ne onurundan, ne de şairliğinden.
Son olarak:
“her şaire bir kent
her kente bir hasret vardır”
Diyen şaire bizim de diyeceklerimiz var elbet:
Şair, işte sana kent!
Ne yapsak, Bafra’ya
bitmez bu hasret…
- Sayıdan