Antakya, Günay Güner

Kentler çocukluk, yeniyetmelik, yetişkinlik. Çimilen suları, yağmurla kokan toprağı, hortuma dönüşen tozu, bulutu… Algı, soyutlama çağındaysan bütünleşirsin tarihiyle kentin. Artık ne kent sensiz, ne sen kentsiz olabilirsiniz.
Antakya sıradışı, üstün, bilge insanlar yurdu. Ne yazdığımın ayrımındayım, genelleme değil bu sözüm. Gerçek. Nasıl oluştuğu ayrı konu bu toplumun.
Antakya’nın tinsel kazıbilimcisi saydığım Kâmil Akdoğan’ın belirlediği gibi, Romalı ozan yaşamış ağacının gölgesinde. Başkasını bilmem ama çok etkilenirim böylesi bilgilerden. Amin Maulof az anlatmaz Antakya’yı…
Çalıştığım kamusal tarım kurumunda, eğitim için gönderildiğim İskenderun’a vardığım gün ne göreyim, Antakya’da şiir buluşması afişi! Elimdekileri bırakır bırakmaz ver elini Antakya! Ne yol biliyorum ne iz. Yine de zamanında ulaştım. Adnan Yücel, Hüseyin Ferhad, Ozan Telli ile tanıştım. Esrikleştim… Ankara’da bir saatten sonra çölü duyumsarken, bu kentte adım başı kitapçı, gazete noktası. Gece geç saatte dönüş, İskenderun kıyısından uzun ve karanlık yürüyüş, köpeklerce karşılanış! Hayvan sevgimi anladılar, dost olduk.
O güzel zamanların ardını bırakmadım, izini sürdüm. Başka adlar eklendi yürüyüşüme. Adnan Yücel Ağabeyi yitirdik, hâlâ yanarım… Orhan Tüleylioğlu ile buluşan yolum Sinan Seyfittinoğlu’na, Antakya gazetesine ulaştı. Ve Mehmet Karasu Ustama, Ağabeyime.
Vurgulamadan yapamayacağım; Antakya halkı Cumhuriyet, Türk Devrimi, Atatürk gerçeğinin değerini bilir. Bireylerden oluşur, biatla, bağlanmakla, cemaatle, aşiretle, ayrılıkla, ağayla, beyle işi olmaz. Yetkindir. Hani, dinler bir arada, barış, kardeşlik denir ya, bunu gerçek kılarken özel çaba harcamaz; binlerce yılın doğal sonucudur yaşanan.
6 Şubat 2023 yersarsıntısında resmi sayıyla bile on binlerce insanımızı yitirdik. O anda yaşamda kalanların önemli bölümü beton bloklar altında donarak öldüler. İletişim engellendi, yerlerini bildiremediler. Askere yardım buyruğu değil, tersi buyruk verildi. Çadır, aş, ilaç, iş makinesi, iha, siha ara ki bulasın. Yardım sözleri buharlaştı, iç edildi, bloke edildi.
Bugün ölenler geri gelmez ama sağlar için hiçbir iş yapılmadı. Hâlâ konteyner, çamur, beraat davaları, karanlık…
Bunca zamandır hiç mi iş yapılamazdı? Terk edilmiş, başka güçlere bırakılmış, kültürüyle çökertilmeye çalışılan kent mi Antakya?
Bu heves, taşıyanların kursağında kalacaktır.

  1. Sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir