KÜLTÜRÜN NEFESİ ANTAKYA, İlkay Kazmacı

Bir şehir düşünün, sokaklarında adımlarınızdan önce tarih yürür.
Her taşında bir alfabe, her sesinde başka bir dua gizlidir.
İşte orası Antakya’dır.
Sadece bir şehir değil, medeniyetin hafızasıdır.
Antakya’yı anlamak, sadece haritada bir yer bulmak değil;
bir duanın kıyısında, bir yemeğin buğusunda, bir melodinin gölgesinde insan olmayı hatırlamaktır.
Habib-i Neccar’ın gölgesinde çan sesiyle ezan yan yana çalınır burada.
Bir sokakta Arapça bir selam, karşılık olarak Türkçe bir tebessüm yükselir.
Antakya; dillerin değil, kalplerin konuştuğu bir yerdir.
Dar sokakları zamanın belleğidir; her ev, bir masal anlatır size.
Bir künefenin sıcaklığıyla başlar misafirlik,
bir nar tanesi kadar çoğul ve bir zeytin dalı kadar sade yaşanır dostluklar.
Sanat burada sadece resim değildir, duvarda asılı kalmaz.
Sanat, bir annenin ocakta pişirdiği yemek,
bir çocuğun sokakta söylediği türkü,
bir yaşlının anlattığı menkıbedir.
Ve edebiyat…
Edebiyat burada kitaptan çok önce başlamıştır.
Sözlü kültür, türbelerde, mezarlarda, çeşmelerde yaşar hâlâ.
Antakya’da anlatmak, aynı zamanda yaşatmaktır.
Çünkü burada sözcükler topraktan gelir.
Depremlerle sınanmış, yangınlarla yoğrulmuş bu şehir,
hiçbir zaman küllerine teslim olmamıştır.
Her yıkımda taşlarını yeniden üst üste koymuş,
ama geçmişini hiç eksiltmemiştir.
Çünkü Antakya sadece geçmişin aynası değil, geleceğin sesi de olmuştur.
Bugün biz, bu kadim şehrin taşıyla toprağıyla değil,
duasıyla, kültürüyle, sabrıyla konuşmalıyız.
Çünkü Antakya anlatıldıkça değil,
yaşandıkça büyüyen bir şiirdir.

5. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir