ANTAKYA DEPREMİNİN ARDINDAN YIKIM VE ÇEVRESEL TEHDİTLER, Nebihe Karasu

Antakya, 2023 yılında büyük bir deprem felaketi yaşadı. On binlerce ev yıkıldı, çok sayıda insan hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı ve sakat kaldı. Ancak deprem felaketinin doğrudan etkileri sona ermiş olsa da, bölgedeki yaşamı tehdit eden olaylar ne yazık ki devam ediyor. Bu süreçte çevresel tehditler ve plansız yapılaşma, felaketin izlerini silmeye çalışırken bölge halkının karşılaştığı yeni sorunlar arasında öne çıkıyor.

Deprem sonrası yapılan enkaz kaldırma çalışmaları sırasında ortaya çıkan asbest tehlikesi, Antakya halkının sağlığını tehdit eden ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle eski binaların yıkılması sırasında serbest kalan asbest lifleri, solunum yoluyla vücuda girerek ciddi hastalıklara yol açabilir. Asbest maruziyeti akciğer kanseri, mezotelyoma gibi ölümcül hastalıklara neden olabiliyor. Uzmanlar, enkaz kaldırma çalışmalarının dikkatli bir şekilde yapılması gerektiğini belirtse de, süreçteki ihmal ve yetersiz denetim halkın sağlığını riske atıyor.

Bunun yanı sıra, deprem sonrası konut ihtiyacını karşılamak için zeytinlik alanların imara açılması kararı, bölgede büyük bir ekolojik yıkıma neden olabilir. Zeytin ağaçları, Akdeniz ikliminin karakteristik bir unsuru ve aynı zamanda bölgenin önemli geçim kaynaklarından biridir. Ancak zeytinliklerin imara açılması, hem bu tarımsal kaynakları yok ediyor hem de uzun vadede çevresel dengeleri bozuyor. Bu durum, yalnızca doğal habitatı değil, aynı zamanda tarım sektörünü ve bölge halkının ekonomik yaşamını da olumsuz etkiliyor. Zeytinliklerin beton binalar uğruna kesilmesi, Antakya’nın yeşil alanlarının hızla azalmasına ve çevresel bir felakete yol açacak gibi görünüyor.

Beton santrallerinin ve taş ocaklarının sayısının hızla artması da Antakya’da çevresel bir tehdit olarak kendini gösteriyor. Deprem sonrası yeniden inşa çalışmaları için gerekli olan inşaat malzemeleri, bölgedeki doğal kaynakların hızla tüketilmesine neden oluyor. Özellikle taş ocaklarının doğaya verdiği zarar, sadece çevresel dengeyi bozmakla kalmıyor, aynı zamanda hava kirliliği ve gürültü kirliliği gibi ciddi sorunlara da yol açıyor. Beton santrallerinin yaydığı toz ve kimyasallar, bölgedeki tarım arazilerine zarar vererek, hem tarımsal verimi düşürüyor hem de insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.

Tüm bu gelişmeler, Antakya’da yaşamı zorlaştıran unsurlar olarak öne çıkıyor. Deprem sonrasında başlayan yeniden inşa süreci, dikkatle planlanmadığı takdirde, bölgenin doğal ve sosyal yapısını ciddi şekilde tehdit etmeye devam edecek. Asbest tehdidi, zeytinliklerin kesilmesi ve beton santrallerinin çoğalması gibi unsurlar, Antakya’nın doğal zenginliklerini yok ederken, halkın sağlığını ve geçim kaynaklarını tehlikeye atıyor. Bu sorunların çözülmesi için daha çevreci ve sürdürülebilir politikaların uygulanması, halkın sağlığını ve çevresini koruyacak adımların atılması gerekmektedir. Bölgenin yeniden ayağa kalkabilmesi için sadece binaların değil, doğal dengenin de gözetilmesi elzemdir.

Similar Posts

  • YORGUNUM USTAM, Fevziye Aşkar

    Düşlerim kırıkAklım karmakarışıkHayallerim başka teldeDil ağlar konuşmazEllerim kelepçedeUmutlarım darağacındaMüebbet USTAM.Göz bebeğim firarda şaşkınDargınım aylara, yıllaraYorgunum USTAM.Yüreğim sancı çekerŞehrim harabe.Aşıklar deli divane ,Saramıyor sevdasını .Hüzün tanır, hasret tanırAcı tanır USTAM.Kalbim lime lime,İnce ince kıyılır.Paramparça sunulurDerman kalmadı,Antakya’mın dizlerinde.Yorgunuz ustam yorgun..Geçit vermez yollarYakılan ormanlarTirşe olmuş renkler.Haritadan silinenAmik gölüSoyu tükenmekteKuşlar çığlık çığlığaFeryat figanAç susuz, çaresizÇaresizim USTAM çaresiz Sazım ayar…

  • BİR DAMLA İYİLİK, Nilüfer Uçar

    yaprak dökse her yanım bir damla iyilik kalır bendekuyuya düşen ay parçası, aklımın sevabı, bölünmeyen hecembeyin fırtınam kesişsin yolumuz değsin parmak uçlarımızuzansan değer başın arşa destanlar yazdığın yereturnadağ’ım, dil anahtarım, taşı delen damlamçavdar ekmeğim, ışığın baharım olur bir bilseniyimser meleğim dudakla yürek arası serin kanlı yolcuzaman örgüsünü örer, söz bata çıka yol alırsesimin gizli öznesi…

  • Antakya, Ozan Öztepe

    Baharda geldin bu kenteİnönü Caddesi boyunca adımladınasma yapraklarına sarılı sokaklarınıduraksattı yola akan kokusalaş bir lokantayı kestirdin gözüneen kuytu masasını seçtin Asi’nin izindedurmaksızın yol aldındüz damlı dar sokaklarınasaptın saklanmak içinasi güneşten güneyine ilerledikçe kentintürkü yakankadınlar gördün rengarenk giysileriyleyavaşlamaya başlamıştı zamangüneş renge geldikçe Neccar Camii’nevardın ikindiye yakınyeni boyalı lokmalı parmaklığındaniçeri baktın loş ışıkta;namaza duran iki adam veküçük…

  • GÖZLERİN PARLADIĞINDA ANNEM, Sevim Yunus Habip

    Sevim Yunus Habip/11.04.2026/Dublin Yürüdüğüm yollarda, sokaklarda… her yerde kayboluyorum annem.Gözlerim seni arıyor, kulaklarım sessini…Nereye baksam, ne dinlesem, seni bulmaya çalışıyorum.Yurt dışına geldim…Ama sensizlik buradan daha derin, daha sessiz.Sanki aramızdaki mesafe büyüdükçe, özlemim de büyüyor.Seninle konuşmayı özlüyorum, sessini duymayı…Bazen hala duyuyorum sanıyorumannem,bir anlığına yanımdaymışsın gibi…ama elimi uzattığımda,sadece yokluğun kalıyor uçlarımda…bazı yokluklar sadece bir eksiklik değildir; insanın…

  • ÇIĞLIĞIN SENFONİSİ, Nurdan Öztürk

    Biz hiç beceremedik savaş çocuğu olmayıSessizliğe yirmi dört saat kala, dönen güneSadece merhaba deyip, kararsızlıkların ve belirsiz zamanınBizim denetimimizden çıkmış kara boyutlarında maviye çalanGörüntülerindeBir şarkı suskunluğundaBir bomba atımı zamanlarda uyuyupDüşüncelerimiz de yarını silerek teker teker hayallerimizi söktüklerindeOcağımıza incir ağacı diktiklerindeİnatçı bir inançsızlıkla…… Barışın hayaline hiç bu kadar yaklaşmadık ve ölmedik habersiz. Seslenmediler bize. Yakınlarımızı göremedik….

  • altı şubat ANTAKYA GÜNCELLEMESİ, Sevim Yunus Habip

    Depremin üçüncü yılında Antakya’dan notlar (Deneme) Şehir çöktüğünde kimse kahraman değildi. Sadece uyanıktık; uykudan değil, hayattan.Binalar düştü çünkü yorulmuşlardı. İnsanlar kaldı çünkü ölmek bile sıraya girmişti. Elektrik gitti. İnternet gitti. Kurumlar sustu.Ama kalp atışı kaldı – kulakta uğuldayan tek sinyal. Üç yıl geçti deniyor; takvimler öyle söylüyor. Oysa Antakya’da zaman, altı Şubat sabahında dizini kırdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir