GÖZLERİN PARLADIĞINDA ANNEM, Sevim Yunus Habip

Sevim Yunus Habip/11.04.2026/Dublin

             ‘’Seni görünce ağrılarımı unutuyorum…’’

Yürüdüğüm yollarda, sokaklarda… her yerde kayboluyorum annem.
Gözlerim seni arıyor, kulaklarım sessini…
Nereye baksam, ne dinlesem, seni bulmaya çalışıyorum.
Yurt dışına geldim…
Ama sensizlik buradan daha derin, daha sessiz.
Sanki aramızdaki mesafe büyüdükçe, özlemim de büyüyor.
Seninle konuşmayı özlüyorum, sessini duymayı…
Bazen hala duyuyorum sanıyorum
annem,
bir anlığına yanımdaymışsın gibi…
ama elimi uzattığımda,
sadece yokluğun kalıyor uçlarımda…
bazı yokluklar sadece bir eksiklik değildir; insanın içinden bir parçayı alır, yerine hiç dolmayacak bir boşluk bırakır…
ben seni kaybedeli üç buçuk ay oldu annem. Ama zaman geçse de içimdeki sızı dinmedi, özlemin daha çok büyüyor.
Senin adın Fehime’ydi…
‘’Zeki’’ demekti.
Ama senin zekân sadece aklında değildi annem;
Sen kalbiyle düşünen, sevgisiyle yol bulan bir kadındın.
İnsanları kırmadan anlamayı bilen, bazen susarak bile anlatan, bir bakışıyla huzur veren o derin bilgeliğe sahiptin.
Hayatı incelikle yaşayan, güzelliği en küçük anlara sığdıran bir kadındın sen…
Bir kahve bile seninle anlam kazanırdı.
Yanına sevdiğin likörü alır, yudum yudum içerken sohbetin en derinine inerdik seninle.
O anlarda dünya susar,
Sanki hayat sadece ikimizden ibaret olurdu.
‘’Seni görünce ağrılarımı unutuyorum,’’ derdin, ‘’içim açılıyor, moralim düzeliyor…’’
Oysa bilmezdin annem, ben de seninle iyileşirdim.
Sen benim huzurum, en güvenli limanımdın.
Baş başa çıktığımız yemekler,
‘’ Almanya gezimiz…
Abimin vesilesiyle yaşadığımız o güzel günler…
Ne çok gülmüştük.’’
Hepsi şimdi kalbimizde,
tadı hala damağımda kalan en güzel anılar olarak yaşıyor.
Şimdi sensiz yürüdüğüm bu hayatta, sanki karanlık sokaklarda ilerliyorum annem…
Her yol bir çıkmaza çıkıyor,
Her adımda biraz daha kayboluyorum.
Sen yokken yönümü bulmak zor, ışığım eksik,
İçimdeki pusula susmuş gibi…
Ama sonra seni düşünüyorum…
Sözlerini, bakışını, bana baktığın o ince sevgiyi…
Hep tembihlerdin annem…
‘’sakın üzülme, ağlama’’ derdin.
O sözlerin geliyor aklıma,
Sensizliğin en ağır anında bile beni sarıp sarmalıyor.
Ve o an, karanlığın içinde küçük bir ışık yanıyor içimde.
Senin sevgin yolumu aydınlatıyor, senin kalbin hala bana yön gösteriyor.
Kaybolsam da,
Senin izinden yürümeye çalışıyorum.
Çünkü biliyorum…
Sen artık yanımda değilsin belki, ama benim içimde yaşıyorsun.
Ve ben seni
Bir ömür boyu
Sevmeğe ve özlemeye devam edeceğim…
Yazar Notu
Bu yazı, annem Fehime’ye olan özlemimin, sevgimin ve onunla paylaştığım en güzel anıların bir yansımasıdır. Onu her gün biraz daha özlerken, içimde yaşattığımı fark ettim. Bu satırları yazarken aslında onunla konuşuyordum…
Onu sevgiyle anan herkese…

9. sayıdan

Similar Posts

  • GÖĞE SIĞMAYAN İYİLİKLER, Mehmet Öksüz

    Ne zaman içimde biri ölseGönlümden tonlarca acı kopuyor diyorsun yaO zaman öleni yaşatmaktan vazgeç!Ne toprak ne de güneş artık sana hüzünle bakmasın!Yani demem o ki, yaşarken ölmeyi benimsemeOlduğun yerde her şeyi yarım hatta çeyrek bırakarak çek git! Kırılmadan, incinmeden rüzgârına yön verGeleceğin beyaz perdelerini açarak kır paslı zincirleriGöm toprağa ruhu ezen türküleriYaşamın içindeki doğruyu yanlışı…

  • YAZAR BİRNUR ŞENER, Duran Yaşar

    (14.12.1947 – 25.05.2024) Birnur sekiz yaşındadır. Ağrıyan dişini çektirmek için götürüldüğü Gavez Dayı’nın berber dükkanında büyüklerin konuşmalarını dinler. Berberdeki büyüklerden Mustafa Dayı’nın konuşmasına kulak kesilir. Mustafa Dayı: “Size yeni bir haberim var. Burdur’umuzun Akçaköyü’nden bir yazar çıkmış. Kitap yazmış. Çok akıllıymış.” “Duyduk” der Yakup Dayı. Aklı zarara, ziyana işlermiş. Ağalara beylere çatarmış.” Bir başkası: “Orasını…

  • YANAN CENNET, Nebihe Karasu

    Kutsalımızdı ağaç,Mabedimizdi orman.Köylüydü bir zaman,Kentli oldu insan —Unuttu doğayı,Unuttu toprağı. Konut dendi,Otel dendi,Yeşilimiz azar azar silindi.Uğursuz bir el uzandıTopraktan kopardı bizi,Kökümüzü kırdı sinsi. Küstü su,Sitem etti ağaç;Bahçe soldu,Bostan kurudu.İhmal miydi bu, yoksa rant mı?Her yanını sardı niran yurdumun. Ciğerlerimiz köz,Dışarısı alev alev.Bu nasıl bir cehennem?Yanıyor cennet ülkem! İzmir, Bilecik, Seferihisar —Çığlık çığlığa inliyor dağlar.“Yanan sadece…

  • DAR ZAMANLARIN MEVHİBE ISISI, Selamet Bağcı

    Dar zamanların keskin bıçakları vardır. Köklü kültürümüzün büyülü ruhu ile yaşadığımız anın gerçek dokusu arasında onulmaz delikler açar. Öyle boşluktur ki açılan, düşünce dağlarımızın zirvelerinde biriktirdiğimiz ne varsa önce onlar, yüce değerlerimiz, mesken tuttuğumuz dorukların efsanesiyle birlikte bir çığ büyüklüğünde ruhumuzdan kopar, sonra da anılarımızdan silinirler. Biz de daha bir yenilir ve kapılırız gediklerin aç…

  • HACI SÜLEYMAN EFENDİ, Duran Yaşar

    (1855 – 05 Ekim 1923)ÖRNEK BİR DİN ADAMIAnkara Fetvası’na ‘Müderrisinden Hacı Süleyman’ ismiyle imza koyan Hacı Süleyman Efendi 1855’te Nazilli’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Nazilli’de gördü. Yüksek öğrenimi için İstanbul’a gitti. 1880 yılında üstün başarı ile, Nur-u Osmani Medresesi’nden kadı payesiyle mezun oldu.Osmanlı İmparatorluğu XVl. yüzyıla gelinceye dek birçok ülkeleri yönetimi altına almış. Fransa…

  • Antakya, Günay Güner

    Kentler çocukluk, yeniyetmelik, yetişkinlik. Çimilen suları, yağmurla kokan toprağı, hortuma dönüşen tozu, bulutu… Algı, soyutlama çağındaysan bütünleşirsin tarihiyle kentin. Artık ne kent sensiz, ne sen kentsiz olabilirsiniz.Antakya sıradışı, üstün, bilge insanlar yurdu. Ne yazdığımın ayrımındayım, genelleme değil bu sözüm. Gerçek. Nasıl oluştuğu ayrı konu bu toplumun.Antakya’nın tinsel kazıbilimcisi saydığım Kâmil Akdoğan’ın belirlediği gibi, Romalı ozan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir