|

YANAN CENNET, Nebihe Karasu

                                          Doğanın kalbine yazılmış bir ağıt

Kutsalımızdı ağaç,
Mabedimizdi orman.
Köylüydü bir zaman,
Kentli oldu insan —
Unuttu doğayı,
Unuttu toprağı.

Konut dendi,
Otel dendi,
Yeşilimiz azar azar silindi.
Uğursuz bir el uzandı
Topraktan kopardı bizi,
Kökümüzü kırdı sinsi.

Küstü su,
Sitem etti ağaç;
Bahçe soldu,
Bostan kurudu.
İhmal miydi bu, yoksa rant mı?
Her yanını sardı niran yurdumun.

Ciğerlerimiz köz,
Dışarısı alev alev.
Bu nasıl bir cehennem?
Yanıyor cennet ülkem!

İzmir, Bilecik, Seferihisar —
Çığlık çığlığa inliyor dağlar.
“Yanan sadece siz misiniz?”
Der ağaçlar,
“Börtü böcek, kuşlar nerede?”

Sığınacak bir dal arar
Ölmeyen sincap,
Yaralı ayı…
Gölgesiz, susuz kaldı insan.
Geç anladı hatasını.

5. sayıdan

Similar Posts

  • DERİN UYUMAK, Hatice Eğilmez Kaya

    binlerce hayaletdört koldan ısırıyor yaşayanlarıher birinin köpek düşleri uzun mu uzunkalplerinin olması gereken yerdeuzaysı bir bomboşlukağlamaklı kana bulanık tırnakları. bazıları birbirine hayal,kimi de kâbus. içimde deli atlar koşar,kulaklarımdakalabalık ormanların gürültüsü. uyumak sağaltırkanatlarından vurulmuş masal kuşlarını;derin uyumak, derine uyumak… uçsuz bucaksız gece…inadına lacivert deniz. iki kadının ayakları suda;biri yola koyulmuş, öteki bezginhoşça kal mı, yine gel…

  • Seni Seviyorum Ya, Nuri taner

    1-güneş nerede gecelemiş,hala sendeliyor sıcaklığı.yakamozlar: “şaraptandır!” diyorlar,denizin merdivenlerinden belli. gece camlara bulut çekilmiş,yüzünün parlaklığıondandır ayın. deniz bir ağıta durur,yorgun saatte.telaştadır,kumlar, çakıllar. şimdi, denizin kristal sarayındanyorgunluk taşımadalarak göğüslü martılar. denizde,kağıt gemiler gibi sıralanırlartuzlu suyun uykusuna. kim üşürse döndürsün gözlerinigöğsümde gülümseyen yüreğe.sözcükleşen seslerin dansını duyacaksol mememin altından. 2.begonya,menekşe,sardunya. bu üç çiçek yetmez mi? seni seviyorum ya! 2….

  • Savaş Çocuğu, Nebihe Karasu

    Ah, şu atlaslar, şu haritalarKim çizdi bu soğuk sınırları?Kırmızı, mavi…Dünya dar geldi, yetmedi toprağı. Gözlerinde ağır bir bulut,Yaşlar katre katreİçine akıyor sessizce.Vuslat erişilmez o çizginin ötesinde,Virane kalmış yuvası,Yurdu paramparça bir hayal. Güneş arar ince bir hüzme,Ama karşısında kara dehlizler.Ardında kan, barut kokusu,Önünde derin bir bilinmezlik.Gökyüzü bile yıldızlarını saklamış,Gece karanlık, umut uzak…

  • Usta, Ahmet Yılmaz Tuncer

    Kalem bulamadın eline alacakYazdırmadılar sana ne içerideNe dışarıda gökyüzünü düşledinYeşilin sarıya dönüşünü ana rahmineDüşen bir bebekti şiirEllerineKollarınaBacaklarınaÇıplak bedenine yazdınBizi bizden alan dizeleriniŞimdi kalem ellerdeDizi dizi deste deste kâğıtlarBütün sözler dillerde yazılmıyorSen gibi gökyüzünü düşlemedikçeYeşilin sarıya dönüşünü hayal etmedikçeSöylenmiyor sen gibiYazılmıyor sen gibiNazım Hikmet RanUsta Yazarın Tüm Yazıları

  • ANTAKYA’DA ÜÇ BAHAR, Duran Yaşar

    Osmaniyeli bir ozan, “Dört mevsimde dört bahar: İlkbahar, yazbahar, güzbahar, kışbahar… Yalnız Osmaniye’de var” demiş.Bizim Antakya’da da dört mevsimde üç bahar var: İlkbahar, yazbahar, kışbahar…Şubat gelmeye görsün. Antakya’da baharın ucu göründü demektir. Gün yüzünü gösterir artık. Habibi Neccar’ın yamaçlarında çiğdemler toprağı deler; zahterler filiz verir. “Şubatta yağan yağmur, esen yele yetmez” deseler de yağışlar sağanağa…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir