|

M. Ziya Ünsel’in Mutlu Güney Kitabı: 1940’ların Hatay’ına Yolculuk

Seyahat(name)lerdeki Antakya – 43

M. Ziya Ünsel’in Mutlu Güney Kitabı: 1940’ların Hatay’ına Yolculuk

1940’lı yılların başındaki Hatay’ı bir öğretmenin gözünden anlatan, Antakya, İskenderun, Arsuz, Soğukoluk ve Belen’i bütün ayrıntılarıyla aktaran eşsiz bir gezi kitabı…

Seyahatnamelerdeki Antakya dizisinde bu kez, modern dönem Hatay’ını anlatan oldukça özel bir eserle karşılaşıyoruz. M. Ziya Ünsel tarafından kaleme alınan Mutlu Güney, ilk kez 1963 yılının Mart ayında Bursa’da yayımlanmıştır. 134 sayfalık kitap, büyük ölçüde Hatay’ı konu edinirken kısa bir bölümünde Gaziantep izlenimlerine de yer verir.

Kitabın önemi yalnızca güzel bir gezi kitabı olmasından kaynaklanmaz. Asıl değeri, 1940’lı yılların başındaki Hatay’ı bir gezginin gözünden ayrıntılarıyla anlatan ilk ve muhtemelen tek kitap olmasıdır. Bu nedenle eser, Hatay’ın yakın tarihini araştıranlar için vazgeçilmez kaynaklardan biridir.

Kitap Bilgileri

Eser: Mutlu Güney
Yazar: M. Ziya Ünsel
İlk Baskı: 1963
İkinci Baskı: Hatay Keşif Yayınları, 2017
Konu: Hatay, Antakya, İskenderun ve çevresine ilişkin gezi notları

Hatay Sevdalısı Bir Öğretmen

İstanbul doğumlu olan M. Ziya Ünsel, uzun yıllar Türkiye’nin farklı şehirlerinde öğretmenlik yapmış, görev yaptığı yerleri yalnızca yaşayan biri olarak değil, aynı zamanda gözlemleyen bir yazar olarak da kaleme almıştır. Hatay, onun en çok etkilendiği şehirlerden biridir.

Son görev yeri olan İstanbul Beykoz’da bugün bir ortaokul ve okul kütüphanesi onun adını taşımaktadır.

Yazarın yalnızca gezi yazıları değil, “Acı Deniz” adlı İstanbul’dan Hatay’a uzanan bir aşk ve macera romanı da bulunmaktadır.

İkinci Baskı ve Kemal Düz’ün Katkısı

2017 yılında Hatay Keşif Yayınları tarafından yeniden yayımlanan kitap, sadece eski bir metnin tekrar basılması değildir. Bu baskıda yazarın kızı Nermin Ekin ile araştırmacı Kemal Düz‘ün yazıları da yer almaktadır.

Nermin Ekin, 1941 yılında ailece Hatay’a geldiklerini, babasının Hatay’ı büyük bir sevgiyle benimsediğini anlatmaktadır.

Kemal Düz ise giriş yazısında şu dikkat çekici ifadeyi kullanır:

“Mutlu Güney Hatay’dır.”

Bu kitabın gün yüzüne yeniden çıkmasını sağlayan Kemal Düz’e ayrıca teşekkür etmek gerekir.

Azra Erhat’ın Ön Sözü

1963 tarihli ilk baskının ön sözünü, Türkiye’nin önemli klasik filologlarından ve çevirmenlerinden Azra Erhat kaleme almıştır.

“Tanrı Türkiyeliye dünyanın en güzel iklimli, en bereketli ülkesini armağan etmiş… Ama biz yurdumuzu sevmiyoruz.”

Azra Erhat’ın bu satırları, kitabın temel düşüncesini de özetlemektedir: Önce yaşadığımız coğrafyayı tanımak ve sevmek…

Hatay’ın Resimli Bir Gezi Rehberi

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, her bölüm başında yer alan özenle çizilmiş manzara resimleridir. Bu çizimler, okuyucuyu yalnızca metinle değil, görsel olarak da 1940’ların Hatay’ına götürmektedir.

İçindekiler bölümünde yer alan başlıklardan bazıları şunlardır:

  • İskenderun Kordonboyu
  • Amanoslar’dan İskenderun’a
  • Soğukoluk
  • Fransızlardan Kalanlar
  • Arsuz
  • Antakya’da Su Dolapları
  • Antakya’da Asi Köprüsü
  • Atık Suyu

İskenderun ve Amanoslar

Ünsel, İskenderun’u palmiyeleri, rutubetli sıcak havası ve deniz kıyısındaki yaşamıyla anlatırken, Amanos Dağları’ndan körfeze uzanan yolu adeta şiirsel bir dille tasvir eder.

“İskenderun yolu, Amanoslardan İskenderun’a kadar bir malikanenin yoluydu sanki.”

Soğukoluk ve Fransızlardan Kalan İzler

Yazar, Soğukoluk’u yalnızca doğal güzellikleriyle değil, Fransız Mandası döneminden kalan köşkleri, otelleri, kiliseleri ve bahçeleriyle birlikte anlatır.

Bugün bile Soğukoluk’un tarihini anlamak isteyenler için bu satırlar oldukça kıymetlidir.

Arsuz

Ünsel’in Arsuz anlatımı, 1940’lı yıllarda İskenderun halkının denize bakışını da ortaya koyar. İskenderun’un deniz kıyısında olmasına rağmen gerçek plajın Arsuz olduğu vurgulanır.

Antakya’nın Su Dolapları

Kitabın en etkileyici sayfalarından biri, Asi Nehri üzerindeki su dolaplarına ayrılmıştır. Yazar, bu dev dolapları Hollanda’nın yel değirmenleriyle karşılaştırır.

“Asi’de minare boyunda su dolapları…”

Bugün artık büyük ölçüde kaybolmuş olan bu su dolapları, o yıllarda Antakya’nın simgelerinden biri olarak anlatılır.

Asi Köprüsü

Ünsel, taş köprüyü yalnızca bir ulaşım yapısı olarak görmez. Onu, Antakya’nın sosyal hayatının merkezi olarak tasvir eder. Meydanlar, kahveler, sinemalar ve günlük yaşam köprü çevresinde şekillenmektedir.

Belen’de Atık Suyu

Belen’deki ünlü Atık Çeşmesi, kitabın en şiirsel bölümlerinden biridir. Yazar, soğuk suyu içerken Faruk Nafiz Çamlıbel’in Çoban Çeşmesi şiirini hatırlar.

Neden Önemli?

Mutlu Güney, yalnızca bir gezi kitabı değildir. 1940’lı yılların Hatay’ını, İskenderun’un kıyılarından Antakya’nın su dolaplarına, Soğukoluk’un Fransız köşklerinden Belen’in çeşmelerine kadar ayrıntılarıyla anlatan bir dönem belgesidir.

Bugün pek çoğu değişmiş ya da tamamen ortadan kalkmış mekânlar, bu kitap sayesinde yaşayan bir hafızaya dönüşmektedir.

Sonuç

M. Ziya Ünsel’in Mutlu Güney adlı eseri, Hatay’ın Türkiye’ye katılışından sonraki ilk yılları bir gezgin duyarlılığıyla anlatan en önemli kaynaklardan biridir. İçindeki gözlemler yalnızca tarih araştırmaları açısından değil, Antakya’nın kültürel hafızasını anlamak isteyen herkes için de büyük değer taşımaktadır.

Bu yazı, Seyahatnamelerdeki Antakya dizisinin bir parçasıdır. Dizide Antakya’yı anlatan yerli ve yabancı seyyahların eserleri kronolojik olarak tanıtılmaya devam edecektir.

Similar Posts

  • Usta, Ahmet Yılmaz Tuncer

    Kalem bulamadın eline alacakYazdırmadılar sana ne içerideNe dışarıda gökyüzünü düşledinYeşilin sarıya dönüşünü ana rahmineDüşen bir bebekti şiirEllerineKollarınaBacaklarınaÇıplak bedenine yazdınBizi bizden alan dizeleriniŞimdi kalem ellerdeDizi dizi deste deste kâğıtlarBütün sözler dillerde yazılmıyorSen gibi gökyüzünü düşlemedikçeYeşilin sarıya dönüşünü hayal etmedikçeSöylenmiyor sen gibiYazılmıyor sen gibiNazım Hikmet RanUsta Yazarın Tüm Yazıları

  • Bertrandon de la Broquière

    Seyahat(name)lerdeki Antakya 10 “Seyyah Kılığında Bir Ajan” Bertrandon de la Broquière 15. yüzyılda hacı, seyyah ve gözlemci kimliğiyle yola çıkan Bertrandon de la Broquière, aslında Burgonya sarayının Osmanlı topraklarına dair bilgi toplamakla görevlendirdiği dikkatli bir gözlemciydi. “Suriye’den çıkınca bizim Ermenistan adını verdiğimiz Türkmen ülkesine girdim; bu diyarın başkenti, onların Antekeye adını verdiği büyük bir şehirdi,…

  • İskenderun Şehrine Elveda, Vecihe Akdoğan

    Hicran ile çırpınan kalbimin dermanı sendinAcılarla dolan gönlüme şifa verirdinÖterdi dalgaların Hış… Hış…Ne bu coşuş ve fışkırış?Kalbimin dinmez bir sesiydiYeisimin inleyen nefesiydi Baharın Cennet’i kışın bir hazanHülyalarla doluydum her fırsatta her zamanAyrılıyorum senden hasretime yanKopuyor içimden dertli bir figan Öterdi dalgaların Hış… Hış…Ne bu coşuş ve fışkırış?Kalbimin dinmez bir sesiydiYeisimin inleyen nefesiydi Denizle ufkuna hayran…

  • Barışın Kuyumcuları, Arif Coşkun

    Kötülükler bir yerde birikir birikirEn sevdiklerinden kopar ayrılır insanSevmek düğümünü senNe kadar büyük ve berk bağlamış ol Kirli resimler onca sıcaklığında bakÜşür dururlar tozlu çerçevelerindeHeyhat oysa onlarKirlerinden arınmak için ne vermezler Değil mi en küçük çıkarlar uğrunaSenden biri o en yakınınÇıkar arkandan vurur seni kalleşçe Ya Tanrıların şu soğuk şakasına ne buyrulurBülbülü gül dalına asarlar…

  • BULUTLARA DOLAŞTI AYAKLARIM, Nurdan Öztürk

    Yıldızların vurduğu durgun bir gecedir karanlık suda düşlerinDalgalanır saclarıUzak ormanlarda kalır sesiAkşam serinliğinde bir şarkıda hatırlanan yarSu çiçekleri kadar berrak ve kaybolandır, ellerinin arasında.Rüzgâr öper savruk düşleriniŞimdi onun etekleri havalanmadadırAğlıyor mudur?Diz çöksem başucuna uyanır mıKeskin kelimelerinin acıttığı ellerimizin acısı geçer miZordur ayrılıklar bilirimGece gibi karanlıktır beklemekVe sabırsızlık aç bir kurt gibi kemirirHalledilmesi gereken ne çok…

  • Giden Gitmiş Nasılsa, İbrahim Tığ

    kimseler bilmesin kanadığınıbir evin. biteceğimi sandılar dainsanın kötülüğü kadar olduğunu mesela kaşımı çatsam, üstüme yürürhayat. kucağına atıldım dünyanın amapişman olunmamış günahım daha dilindeki kötü sözcükleri de götür giderkenzaten adım yoktu son duraktaritmi kaçsın istemem aynaların hangi sözcük daha ağır ve ıslakyol erinin yola dökülen hatıra defterinde benzer mi yüzün biriktirdiğin yalnızlığaörter mi geceyi masallarayak izi,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir