KADİM KENTTE ŞİİR SOFRASI, Nurdan Öztürk
26 Nisan Cumartesi günü, Ankara’dan gece yarısı yola çıktık. İzmir’den Canan Sanlı ve Hatice Eğilmez Kaya’nın katıldığı ekibimiz, Kâmil Akdoğan, Gülümser Öğütçü Egüz ve Nurdan Öztürk’ten oluşmaktaydı. Yol boyunca hiç susmadan sohbet ederek ilerledik. İlk kez karşılaşmamıza rağmen yıllardır birbirimizi tanıyan arkadaşlar gibi ulaştık Antakya’ya.
Aklımızda Antakya; mozaiklerle bezenmiş sokaklar, kadim kiliseler ve çan sesleriyle ezanın harmanıydı. Antakya’nın çok katmanlı kültüründe, kadim kentte şiir sofrasına davetliydik. Zaten Antakya başlı başına tarihin nabzında atan bir mısraydı. İlk adım attığımızda yalnızca bir şehre değil, zamana dokunduk. Bütün kentte – çalışmadan- uzanan onlarca vincin gölgesinde, kızgın taş duvarlar, bir bilge ama suskun bir bilgeydi. Suskunluğun ardında çok yüksek sesler vardı. Asi nehri kadim kentte şiirlerin yankısı olarak kabul etti bizi.
Mehmet karasu ve Nebihe karasu bizi masal gibi bir sofraya buyur etti. Kelimeler ekmek gibi bölündü, dizeler göz göze bakarak içildi. Antakya ve Dörtyol’dan gelen arkadaşlarımız kucakladı bizi. Ogün okunan şiirler bir söz değil, bir dua, bir hatıra, hayatımıza bir iz oldu. Bu buluşmada herkesin emeği vardı. Büyük bir mutlulukla taşıdılar yaptıkları yiyecekleri. Ömrümüzde yediğimiz en güzel tattı bu. Her lokmada bir hikâye, her tabakta bir niyet gizliydi.
Sözün kanatlarıyla taşınan duygular kadim soframızda büyülü bir rüzgâr oluşturdu. İki ses sanatçısı arkadaşımızın türküleri sazın tellerine dolandı. Mehmet Fazıl’ın sesi yankılandı her köşede. Ankara, İzmir, Antakya ve Dörtyol’dan dostlar bu buluşmada gönüllerin kurduğu bir kardeşliği mühürledi. Büyük depremin yıktığı duvarlar sadece kenti değil kalpleri de yıkmıştı. Ve şiir bir umut direği gibi yükseldi, yas paylaşıldı. Her kelime bir ağıt gibi ağırdı. Yıkıntıların arasından, onurlarını, sevgilerini, hayallerini çıkartan dostlarımız, topraklarına aşkla tutunmuşlardı. Sadece bunu görmek bile her şeye bedeldi.
HAYATTA KALMAK NEFES ALMAK DEĞİL, BİRBİRİNE SES OLMAKTI.
O GECE Antakya’da misafir edildik. Ertesi sabah Mehmet Bey ve arkadaşlarımız bizi gezdirmek için adeta birbirleriyle yarıştılar. El üstünde tutulduk. Musa ağacı, hiç bilmediğimiz bir kilise, Amik ovası, Amanos dağları, bulutlara dokunmak gibiydi o gün. Süvari bardaklarda içilen kahveyle biten gezimiz bir kucak dolusu anıyla sonlandı. Kalbimiz Antakya’da kaldı.
Hayatta kalmak nefes almak değil, birbirine ses olmaktı.
Biz o sesi taşıyacağız
Teşekkürler Mehmet karasu.
SUNUM
HASAN TURUNÇ
ANKARA
KAMİL AKDOĞAN
NURDAN ÖZTÜRK
HATİCE EĞİLMEZ KAYA
GÜLÜMSER ÖĞÜTÇÜ EĞÜZ
CANAN SANLI
ANTAKYA
HİKMET GÜZEL- ACİBE SIKAR-PINAR AKAR-EDİP KADIOĞLU
FEVZİYE AŞKAR- ZEYNEP MANSUROĞLU-SEVİM ESKİOCAK- MİTHAT ÖZTÜRK
BEDRAN CEBİROĞLU-ASYA AKKKAYA-BAHRİ LOŞ- İHSAN KUTLU- SERVET ÜSTÜN AKBABA
DÖTYOL
NURSEL CENGİZ SEÇER-AYSEL DEMİRCİ-MENEKŞE GÜNGÖR-DİLEK GİRGEÇ-ÖZDEN KAYA
HÜLYA ÇAPAR-FEVZİ YAVUZ-ORHAN KİBAR-YAŞAR BİÇER-SELÇUK AKKOYUNLU
MÜZİK
MEHMET FAZIL KARASU
ŞEKİP GÜZELMANSUR
HİKMET AKAR