|

DUYGU VE DÜŞÜNCE DERİNLİĞİNİN YAZARI: KAZUO ISHİGURO, Bedriye Korkankorkmaz

    Nobel Edebiyat  Ödülü’nü   2017 yılında kazanan  yazar  Kazuo Ishiguro, 1954’ te Japonya’nın Nagasaki şehrinde dünyaya gelir.  Eğitimine, babasının Ulusal  Ishiguro  Enstitüsünde  başlar ama eğitimi İngiltere’de tamamlar. Kent Üniversitesinde İngilizce ve felsefe eğitimi alır. East Anglia Üniversitesinde Malcolm Bradbury’ den yaratıcı yazarlık eğitimi  alır  ve yazarlık kariyerinde akıl hocası  olan Angela Carter’la  tanışır. 1981’ de üç öyküsü yayımlanır ve yazarlık, mesleği olur.

  İçinde yaşadığımız dünyada  bir kendi hayatımızı bir de dünyanın bize dayattığı hayatı  yaşarız.  Her koşulda  arkamızda bıraktığımız yıllara bakınca egemenlerin bizim adımıza karar verdikleri  hayatı yaşadığımızı algılarız.  Akılcı dünyada elit sınıfa ait olanlar safa sürer. Ezilenler de  onlara hizmet  eder.    Çağımızda  sınır tanımayan  tüm  gelişmelerin  hayatımıza getirdikleri  kadar hayatımızdan götürdükleri de var.  50’ li yılların başında  bilim  adamları,     organlarını bağışlamaları için insan  klonlar.  Klonlanmış insanlar; hayati organlarını  egemenlerin kendi çocukları,  eşleri,  ebeveynleri ve  arkadaşları hastalıklardan ölmesin diye  bağışlar. Onlar ölürken egemenler,   sağlıklarına kavuştukları için hayatlarını sefa içinde sürdürür.  Yazar da yapıtında  egemenler için  ölen organ bağışçılarının dramını anlatır. Bu anlamıyla bildik kurguların dışına çıkar.   Bu  insanlar,  egemenler için hiçbir önem  arz etmez. Klonlanmış insanları normal insan saymadıkları için   toplumdan soyutlayarak eğitildikleri okulun sınırları içinde   yaşamaya  mahkûm ederler.  Organ bağışçılarını eğitmek amacıyla kurulan  Hailsham Okulunda öğrenci olan  ve  okuldan mezun olduktan sonra da   organ bağışçılarının  bakıcılığını yapan  Kathy’nin anlatımından  öğreniyoruz  yaşananları.  

Hailsham Okulunda eğitimci olarak görev yapan Bayan Emily, Madam Marie Claude ve Lucy Wainright kendi aralarında öğrencileri eğitme biçimine dair görüş farklılıklarına sahiptirler. Lucy Wainright, öğrenciler gençlik çağına geldiğinde onlara organ bağışçıları oldukları gerçeğini açıklar. Bayan Emily ile Madam Marie Claude ise sadece çocukluklarını yaşama haklarına sahip olan bu insancıklardan gerçekleri saklayarak onlara mutlu bir çocukluk armağan ederler . Madam Marie Claude öğrencilerin şiirleri ile eskiz resimlerini galerisi için toplar. Bayan Emily ile Madam Marie Claude düzenledikleri etkinliklerde öğrencilerin şiir ve resimlerini sergileyerek etkinliğe katılan zengin insanların klonlanmış insanların da bir ruha sahip olduklarını anlamalarını sağlar. Organ bağışçılarının da duyguları, düşünceleri, cinsellik ve yeme ihtiyaçları olduğunu bu yolla onlara düşündürürler. Bir kurbağadan, bir koyundan hatta bir fareden klonlanmış olsalar da onlar da tıpkı normal insanlar gibi tepeden tırnağa insandırlar. Bağışçıların insani duygularının var olduğunun kanıtlanmak zorunda olmasının bir zalimlik olduğunu okura düşündürür yazar. Etkinliklerde elde ettikleri parayla öğrencilerin hayat kalitesini yükseltir iki eğitimci. Yazar, eğitimin klonlanmış insanlar ile normal insanlar üzerinde de aynı pozitif etkiyi yarattığını belirtir.
Kathy, Tommy ve Ruht aynı okulda okudukları için birbirlerinin çocukluk ve gençlik arkadaşı olur. Dostlukla başlayan duygusal ilişkinin ömrünün uzunluğunu Kahty ile Tommy’nin ilişkisinde , cinsellik üzerine kurulan ilişkinin ömrünün kısalığını da Tommy ile Ruth’un ilişkisinde görürüz. Tommy ile Ruth birbirlerinin ruh dünyasına değil, bedenlerine dokunur ilişkilerinde. Ruth öldükten sonra Kathy ile Tommy birlikte olur ve ilişkileri Tommy ölünceye değin sürer.
Yazar, yıllar sonra Tommy ile Kathy’yi eğitmenleri Bayan Emily ve Madam Marie Claude ile karşı karşıya getirir. Bu karşılaşmayı, ezen ile ezilenin karşılaşması olarak algılamak yanlış olmaz. Her iki tarafın da birbirinden beklentilerinin farklı olması kaçınılmaz. Eğitmenler yaptıkları iyiliklerin karşılığında öğrencilerinden minnet dolu sözler duymayı bekler. Tommy’nin organ bağışının beş yıl ertelenmesine onay veren belgeyi, öğretmenlerinden aşklarını yaşamaları için isterler. Beklentiler farklı olunca öğrenciler ve öğretmenler arasındaki konuşmanın boyutu da giderek derinleşir. Hem eğitimciler öğrencilerinden duymak istedikleri minnet dolu sözleri duymaz hem de öğrenciler istedikleri organ bağışını beş yıl erteleme belgesini elde edemez. Öğrencilik yıllarında dinlediği Judy Bridgewater’ ın “Karanlıktan Sonra Şarkılar” adlı albümünde yer alan “ Beni Asla Bırakma” adlı şarkı, Katy’nin iç dünyasında derin sarsıntılar yaratır.
Anne olamayacağını bilmeden şarkının şu sözlerini sayıklar: “ Beni Asla Bırakma….Ah bebeğim, bebeğim…Beni Asla bırakma…”( S. 74. ) Şarkının sözlerini çocuğuna sarılır gibi yastığa sarılarak söyler yatakhanede. Öğrencisini dans ederken gören Madam ise gördüğü duygusal manzara karşısında sadece ağlar. Kathy, Madam’a o gün yatakhanede kendisini dans ederken gördüğünde neden ağladığını sorar. Madam da niçin ağladığını şu sözlerle açıklar: “ O gün senin dansını izlediğimde, başka bir şey daha gördüm. Yepyeni bir dünyanın hızla yaklaştığını gördüm. Daha bilimsel, verimli bir dünya, evet. Eskiden beri var olan hastalıklara çareler bulan bir dünya. Çok iyi. Ama aynı zamanda katı , zalim bir dünya. Sonra gözlerini sıkıca kapatmış bir kız gördüm, eski iyi yürekli dünyayı göğsüne yaslamış , artık kalamayacağını yüreğinde hissettiği bu dünyayı tutuyor ve ona yalvarıyor , onu asla bırakmasın istiyor.”( S. 256-257) Öğretmenlerinin evinde ayrıldıklarında iki öğrenci, aşklarının da yarım kalacağını anlar.
Egemenlerin sağlıklı yaşamaları için insan olarak klonlanmış organ bağışçılarının dramlarına bir yandan tanıklık ederken diğer yandan da her alandaki gelişmelerin insan kıyımlarına neden olduğu gerçeği üzerinde düşünce üretmek isteyen her okurun “ Beni Asla Bırakma “ yapıtını okumalarını çok isterim.

Kazuo Ishiguro. Beni Asla Bırakma. Çeviri: Mine Haydaroğlu. Yapı Kredi Yayınları. S. 271.

4. sayıdan

Similar Posts

  • Sancı Veysel Çolak

    Bugün hiç uyumadın, yine düşündünsözcüklerin kanamalı, sancılı ve uyumsuz,kayboldun işte, bekleme bulunmayıarayanın yok, anımsa vurulduğun mitingiduyulmamıştı meydanda kalan sesin. Günler geçti, bir süre konuşuldunsenin için güzel şeyler düşünenler de oldusevdiğini söyledi biri durup dururkenbir soru olarak kalacak hayatındasen ise çok sevmiştinöldü dediler gördükleri yüzünden. Rüyalarına girecek bazı gecelergöreceksin onu kitaplarını karıştırırkendeğiştirmiş masa örtüsünü deanılarını toplayıp…

  • |

    Antiochia, Gazi Yolcu

    Kayıp bir şehirde buldum gülüşlerimi.Sislerin ve zamanın ötesinden gördüğüm…Mermer sütunlarına sarıldım da uzun uzunTaş avlularına yüzümü sürdüm.Silpius Dağı’ndan Tyche gülümsedi banaHani kudretli Orontes’e diz çöktürmüştü. Defneden ve zeytinden taçlar giydimAgoralardan krallar geçiyordu, gördüm.Stola giysili kızlar asmalardan üzüm topluyordu.Eğildim, toprak künklerinden bir su içtim.O kadim şehir, ihtişamla dünyaya gülümsüyordu. Arenalarda aslanlarla dövüştüm,Kan aktı bedenimden.Gladyatörlerle aynı masada…

  • Serap, Bilsen Başaran

    sarp yamaçlardan süzülerek indirenömrümüzün sırtındaki kanattır anneömre uzun bir umut sesi düşer babalardanuykulu anımızdaki öpücüğe saklanan. ana olmak emektirtartısız vermek dorukça sevmek su üstünde yürümektirbile bile bir dehlize girip sorgusuz ilerlemektirhayatın günlerini saçlarıyla karadan ak’a[süpürebilmektirverdikçe büyümektiriki olmak üç olmak dörtlenmektirana olmak sorgusuzca parçalara bölünmektir-kim bilmez-arkaya bakmadan döküp emeklerini boşluğadelik ceplerle çekip gitmektir şifacı kadınların parmaklarıdır…

  • |

    EDEBİYATIN İŞLEVİ BİR KÖPRÜ BİR AYNA, Mehmet Karasu

    Edebiyat, insanlığın kadim tarihine eşlik eden bir yol arkadaşıdır. O, insan zihninin sınırlarını zorlayan bir düşünce alanı, duyguların bir tercümanı ve toplumların kolektif hafızasıdır. Bu çok katmanlı doğası sayesinde edebiyat, bireylerin ve toplumların yaşamlarına derin bir anlam kazandırır. Ancak bu anlam, sadece estetik bir beğeni veya entelektüel bir tatminle sınırlı değildir; edebiyat aynı zamanda bir…

  • |

    Kayıp Yaşamlar, Sevgi Erol Öçal

    Bulutlar eski hatıraların kuşlarıGeçmişin rüzgarları karlı okyanus ıssızlığıSinyali sakıncalı çığlığı kıvrımlıYıldızların sessizliği o anlar Ah o sokaklar beyaza bürünmüş bir geçmişinBulutları cirit atan gökyüzündeKarga sesiyle çınlayanDüşünceli gecelerin loş ışığı Semavere od salınanİstigana gam salınanGıcırtısı köhne ahşapların sabahı başlattığıGüneşi eksik gökyüzüne uyanan rüzgarlı yürekler Kış tepelerin ardından soğuk rüzgarlar yollarkenAyrılıklar resmidir hayatBerrak sabah havasının özlemiyle terk…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir