ARİF COŞKUN:ŞİİRİNDE HAYAT, ŞİİRİNDE İNSAN ŞİİRİNDE ANADOLU, Arif Coşkun

Önce kitaplarını anımsatmak istiyorum Arif Coşkun’un: Günah Dağları (1962), Uzay Gülü (1964), Ateş Hattı (1966), Taş Kilim (1969), Çıkınımda Anadolu (1972), Barışın Kuyumcuları (1978), Tufandan Öncekiler, Tufandan Sonrakiler (1984).

Belleksizlik kötü şeydir. Birini unutursanız o da sizi unutmuş olur. Zamanla bir karanlığa dönüşür unuttuklarınız. Bu da yaşamsal deneyimlerinizle yaşam biçiminizi oluşturmanızı engeller. Hep bir başlangıçta bulursunuz kendinizi. Özellikle kültürel yapılanma bakımından ürkütücü bir durumdur bu.

Geçen gün Arif Coşkun’un Çıkınımda Anadolu (1972) adlı şiir kitabı geçti elime. Lise ikinci sınıftayken edinip okumuştum bu kitabı. O yıllarda yaşadıklarım geldi gözlerimin önüne. O anda bir fırtınanın içerisinde buldum kendimi. Boğulur gibi oldum. Arif Coşkun’un unutulmuş bir şair olması da canımı yaktı. Tam bu noktada donup kaldım. Düşündüm. Bir şiirimde “Unutmak öldürmektir” demiştim. Hâlâ inanırım bu söylediğime ama şairleri unutarak öldürmemek gerekiyor. Arif Coşkun, Türk şiirinde bir dağ ateşiydi. Öyle kalsın…

Her şair (sanatçı) tarihselliği içerisinde değerlendirilmeli. Bu bakış açısıyla inceledim şiirlerini. Gördüm ki kitaplarına koyduğu adlar şiirlerini bir şemsiye gibi kapsıyor. Bu adlar hem şiirlerin içeriğini hem de onun şiir anlayışını yansıtıyor. Böyle olduğu için kitap adları üzerinden değerlendirmek istedim Arif Coşkun’un şiirlerini.

Günah Dağları (1962) ilk kitabı. Günah kavramını dinî bağlamda kullanmıyor Arif Coşkun; toplumsal ve bireysel sorumlulukların yerine getirilmeyişini imliyor. İnsanı kendiyle yüzleştiriyor. “Dağlar” sözcüğüyle de bu sorumsuzlukların büyüklüğünü göstermiş oluyor. Bu bağlamda bireyin kendisiyle hesaplaşmasının gerektiğini koyuyor herkesin önüne. Bireyin bir iç çatışma yaşamasını istiyor. Bireyin kendini tinsel ve toplumsal bakımdan sorgulamasını bir bakıma dayatıyor.

Bu kitaptaki “Karanlığın Ormanı” şiirinde şu dizeler var:

Nasırlı parmaklarının kütünde
Kopar çığlık çığlık
Basar geceden geceden (1)

Bu dizelerden yola çıkanlar, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal’in Kağnısı” adlı şiirindeki şu dizeleri anımsar:

Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.

Bu dizelerden hareketle, Arif Coşkun’un Dağlarca’dan etkiler aldığı söylenir. Kendisi de kabul eder bu saptamayı ve geleneğe bağlı olduğunu vurgular. Evet, Arif Coşkun geleneğe bağlı bir şairdir.

İkinci kitabı Uzay Gülü’nde (1964) Arif Coşkun aranışlara gider. Bir yandan geleneğe bağlıdır. Bu nedenle “sevgiyi, güzelliği, acıyı” yansıtan gül sözcüğünü kullanırken, aya gidilen 1960’lı yılların getirdiği uzay sözcüğünü gülle buluşturur. Uzay Gülü bağdaştırması “ulaşılması güç bir güzellik, evrensel bir aşk ve dünyasal olanın ötesinde bir düşü ortaya koyar. “Uzay Gülü”, çağının yeni insanını, yeni duygularını, modernleşmenin ortaya çıkardığı yalnızlığı ve umutları imleyen bir imgedir. Belki de “sınırları, engelleri, acıları aşmış bir aşktan” söz edilmektedir.

O yıllarda İkinci Yeni şiir anlayışıyla yazılan şiirlerde “uzay, bilim, teknoloji” imgeleri kullanılır. Arif Coşkun’un uzay sözcüğünü seçişi de biraz bu nedenledir. Bu tutumu nedeniyle İkinci Yeni’den etkilendiği düşünülmüştür.

Ateş Hattı (1966) adı ise askeri bir terimdir, ama Arif Coşkun kitabına bu adı koyarak askeri bir durumdan söz etmiyor; bireyin içsel fırtınalarını, kendisiyle yüzleşmelerini, varoluşsal kavgalarını anlatıyor. Bu durum bireyin içerisinde olduğu “ateş hattı” kitaba ad oluyor.

Bu “ateş hattı”nda neler yok ki: tehlikeli bir aşk, yakıcı bir duygu, duygusal fırtınalar, sevginin savaşa evrilmesi, gül ve dikenin buluşması ve bu buluşmanın savaşa dönüşmesi… Ayrıca toplumsal çatışmalar, kuşaklar arası uyumsuzluklar, huzursuzluklar ve siyasi gerilimler; bütün bunların bireyi ittiği psikolojik durum… Kısaca “ateş hattı”, bireyin varoluş hattıdır.

Taş Kilim (1969) adı oldukça özgün bir kitap adı. Kilim, Türk kültüründe önemli bir yerdedir; evi, aileyi, kurulu düzeni, belleği, dayanışmayı imler. “Taş” ise sertliği, katılığı, kalıcılığı, dayanıklılığı çağrıştırır. Taş ve kilim bir araya gelince hayatla yüz yüze gelinir. Taş Kilim bağdaştırmasıyla hayatın zorlukları, acımasızlığı, çok boyutlu anlamı, acılar ve yaşamı çekilmez kılan koşullar; taşlaşan insanlar ve duyguları çağrışır.

Kilim kültürel belleği gündeme getirir, taş zamana direnir. Arif Coşkun, zaman yıpratsa bile şiirlerinin kalıcı olduğunu da söylemiş olur böylece.

Kısaca Taş Kilim, yaşamın acımasızlığı, insanın duygusal ve kültürel dokusunun birleştiğini ortaya koyan; acı, emek ve anılarla dokunmuş bir ömür imgesidir.

Çıkınımda Anadolu (1972). Arif Coşkun bu kitabında Anadolu’ya bağlılığını ortaya koyar; yurt sevgisini öne çıkarır. Çıkın, yolculuğa çıkan birinin yanına aldığı önemli eşyaları koyduğu bir nesne değil yalnızca; Arif Coşkun’un şiirlerinde bellek anlamındadır. “Çıkınımda Anadolu” derken, “Nereye gidersem gideyim belleğimde Anadolu vardır” demiş olur. Arif Coşkun’un bütün şiirlerinde, insanıyla, coğrafyasıyla Anadolu vardır.

Çıkın; gidişi, yolu, yolculuğu çağrıştırır. Ayrıca yolluk yiyecek, anne, eş, sevgili tarafından verilen hatıra eşyaları da akla gelir. Dahası gurbet duygusu, özlem, köklere bağlılık, içsel yolculuk temaları belirir.

Arif Coşkun bu kitabında fotoğrafı değil, Anadolu’nun ürettiği duyguyu yansıtır. Halk kültürü, doğal destanlar, mitolojik ve tarihsel katmanlara göndermeler vardır.

Barışın Kuyumcuları (1978). Bu kitaptaki şiirler umut, emek ve barış kavramları üzerine kuruludur.

“Barışın kuyumcuları”, barışı umutla ince ince işleyen, sabır ve emekle kuran insanlardır. Barış altındar daha değerlidir. Bir kuyumcu titizliğiyle çalışılarak gerçekleştirilir; çünkü barış bilinçli insan emeğinin ürünüdür. Arif Coşkun, barışın değerini, önemini, korunması gerektiğini vurgular. Barışın ustaları şairlerdir, emekçilerdir, halktır. Bu özneler üzerinden uyarıcı şiirler yazmıştır.

Tufandan Öncekiler, Tufandan Sonrakiler (1984) Arif Coşkun bu kitabında toplum, birey, tarih, insanlık, bilinç ve sorumluluk temalarına yönelir. Büyük değişimlerin öncesini ve nedenlerini, elbette sonrasını yansıtır. “Tufan”, büyük bir olayı imler. Toplumların yaşadıkları kırılmaları ve yeni bir başlangıç isteğini anlatır.

Arif Coşkun hem toplumsal hem bireysel tufanları anlatır. Uygarlığın yanlış ilerleyişini eleştirir. İnsan bireysel tufanlara da neden olur, sonra da o tufandan yeniden doğar.

Kısaca “Tufandan Öncekiler, Tufandan Sonrakiler”, insanlığın ya da bireyin büyük bir kırılma, yıkım ya da arınma anı öncesi ve sonrasını anlatan; değişim, duyarlılık, bilinç, yenilenme ve tarihsel döngü üzerine kurulu bir imgeler bütünüdür.

Arif Coşkun’un yayımlanmış bu yedi kitabındaki şiirleri böyle anlamlandırdım. Toplumcu bir şair o. Yoğun olarak yaşadığı bir Anadolu tutkusu var. İnsandan ve insanın geleceğinden yana bir içerik yüklemiş şiirlerine. Yaşamın savunucusu olmuş. Bireysel ve toplumsal eşitliğin savunucusu olan çağrıya dönüştürmüş şiirlerini.

Herkesin yakından tanıdığı insanlar var bu şiirlerin tümünde. Okuduğunuzda kendinizle de karşılaşacaksınız. Şaşırmayın, çünkü sizler varsınız şiirlerde

Şunu da belirtmeliyim: Bugün egemen olan şiir anlayışıyla karşılaştırılmalı Arif Coşkun’un şiirleri. Her şiir (her sanat yapıtı) tarihselliği içerisinde değerlendirilmeli, değil mi?


Arif Coşkun’un İkinci Yeni anlayışıyla yazdığı bir şiir:

Arif Coşkun
(d. 1 Mart 1928 / ö. 21 Mayıs 1995)

KARANLIĞIN ORMANI*

Elinde sivri uçlu bıçak adamın
Geceye pencere açar
Kara suskusunda yer gök
Büyür sessizlik
Büyür gecenin barajı
Sırtça diken diken yollara vermiş ayaklarını
Karanlıklara yürür adam

Evrenin koynunda bir pınar
Sızar geceden geceden
Dağlar yürüyen ayakları karanlığın
Koşulmuş gecenin kağnısına
Nasırlı parmaklarının kütünde*
Kopar çığlık çığlık
Basar geceden geceden

Yıldızlar bu gece hasta
Kapanmaz dev anası gecenin ağzı
Kara trenler tünelleri yürür çığlık çığlık
Dipsiz denizleri teknelerle balıklar yüzer
Aşınmış tabanlar eskitir köprülerle yolları
Girer karanlığın ormanına
Çıkar geceden geceden.

                             1962

*Arif Coşkun, Günah Dağları, Yeditepe yayınları, Kasım 1962, s. 5

8. sayıdan

Similar Posts

  • Ortadoğulu İnsan, Ali Yüce

    Döşeğim kumKovam kavgaÇöl evimGündüz küçülürgece büyür dölevim Sen yerüstündeBir oğlumu kurşunlarkenYeraltında bin oğlanaGebe kaldım benCanımdan can verdim onlaraBeden verdim bedenimden Yaşamak güzelDünya büyükYok yurdumSen yerüstündeKocamı bombalarkenBen yeraltındaBin koca doğurdum İnsan güzelİnsan çirkinİnsan tuzak insanaYok güvenimAkşam küçülürSabah büyür yüreğim Sırtımda kurşunKarnımda çocuk ölüleriMendilim gözyaşıBu mu yarattığın uygarlıkEy insan 7. sayıdan

  • ZEYTİN AĞACININ GÖLGESİNDE, Sevim Yunus Habip

    Zeytin ağacının gölgesinde bir çocuk,Elinde taş-Taşın ağırlığı değil-yurdun kalp atışı. Dumanla örtülmüş gökyüzüBir güvercin hala yolunu biliyor.Toprak yanık,Fakat toprağın dili hala yeşil. Bir annenin ninnisinde saklıdır direniş,“Uyu yavrum,” der,“Sabırla örülür özgürlük.” Zeytin dallari kırılır belki,Ama kökleri unutmaz suyu,Bir gün rüzgâr dönecek Filistin’e,Uçurtma uçuracak çocuklar yeniden-Gökyüzü kadar özgür gözleri. Ve biz, uzaktan izleyenler,Biliriz ki,Her taşta, her…

  • Çıplak Ayak İzleri, Sevim Yunus Habip

    Çocukları Kalkan yapan erklerSağır ve körTırpan mı vurdular merhametine?Duygular, yürekler taşEski yüzünü arar, yüzsüz bir sokakFersiz gözlerinde kimliksiz yaşamToprak susan kalemAğlayan nar çiçeğiTükenmiş kapılardaNedir bu ızdırap orta dünyada?Kör-kuyu suskunluğunda ağzı,Kin ile sulansa da öbek öbekKumdaki çıplak ayak izleriSizden daha kalıcı.

  • YIKINTILARIN ARASINDA, Acibe Sıkar

    Ey Filistin,Toprağın gözyaşından yoğrulmuş dua,Taşlarında bir yürek çarpar hâlâ,Sokaklarında yankılanır sabrın sesi. Yırtılmış kefen gibi üstüne serilmiş gökyüzündeki bulutlar hıçkırık tutar.Küllerle çizilmiş sabahın içindeKuş kanadında saklı özgürlük düşlerini görür çocuklar Oyuncaklar öksüz, beşikler sessizTop yuvarlanmıyor artık sokaklarda.Çocukların ayak izlerini taşır hâlâ kum taneleriDualar yaralı bir kuşun kanadında süzülür göğe. Bir çocuk , yırtık terliğinde babasının…

  • Kayıp Yaşamlar, Sevgi Erol Öçal

    Bulutlar eski hatıraların kuşlarıGeçmişin rüzgarları karlı okyanus ıssızlığıSinyali sakıncalı çığlığı kıvrımlıYıldızların sessizliği o anlar Ah o sokaklar beyaza bürünmüş bir geçmişinBulutları cirit atan gökyüzündeKarga sesiyle çınlayanDüşünceli gecelerin loş ışığı Semavere od salınanİstigana gam salınanGıcırtısı köhne ahşapların sabahı başlattığıGüneşi eksik gökyüzüne uyanan rüzgarlı yürekler Kış tepelerin ardından soğuk rüzgarlar yollarkenAyrılıklar resmidir hayatBerrak sabah havasının özlemiyle terk…

  • Uzak, Arif Berberoğlu

    Ben hep güneş giydimBulut giydim çocukluğumdaÖlü bir annenin rahmiydiToprağında kuru bir dal gibi titrediğim ovaOvanın ılgımında sudan atlara binerdimBir bilinmeze bir hayale sürerdim sürerdimHiç varamazdım el ettiğin o cenneteNehir yürüyüşlü sevdiceğim. Masal devi bildiğim günlerdi Deniz Gezmiş’iDenizlerde dolaşan o dervişi…Bir mum gibi bükülürdü muskalı boynumBaktıkça ırmağın karşı kıyısındaKomşu köy okulunda yazı yazan çocuklaraVe yazıda yalınayakAyaklarımın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir