Uzak, Arif Berberoğlu
Ben hep güneş giydim
Bulut giydim çocukluğumda
Ölü bir annenin rahmiydi
Toprağında kuru bir dal gibi titrediğim ova
Ovanın ılgımında sudan atlara binerdim
Bir bilinmeze bir hayale sürerdim sürerdim
Hiç varamazdım el ettiğin o cennete
Nehir yürüyüşlü sevdiceğim.
Masal devi bildiğim günlerdi Deniz Gezmiş’i
Denizlerde dolaşan o dervişi…
Bir mum gibi bükülürdü muskalı boynum
Baktıkça ırmağın karşı kıyısında
Komşu köy okulunda yazı yazan çocuklara
Ve yazıda yalınayak
Ayaklarımın altında köz olmuş toprak
Severdim çatlamış ellerimi
Süt sağarken dikenli otlardan
Ağartmak için yazgının kara harflerini.
At kuyruğu yağmurlar yağardı günlerce
Günlerce ölülerimiz gömülürdü ölü sessizliklere
Buğday ve sardunyaların kokusu sinerdi
Suskular sinerdi kamış evimize, evin kirecine
Beni beklerdi avluda köpeğim, tayım, çemberim
Kurşun dökerdi başımın üstünde dertli bir acuze
Ve toprağın iliklerinden kopup gelen gecelerde
Islak buruşuk bir mendil olurdu ölüm, ah
Anamın ellerinde, çocukluk zor işti
Hiç büyünmez sanırdım ben bu evde.
Ve ay bir kan portakalı gibi
Düşerken sonbahar göğüne
Yağmurlarla yıkanıp dirilirdi
Sanki sütünü verecek birini beklerdi höyükte
Hititli bir kadının taş memeleri
Aklım giderdi başımdan.
Bilmezdim neyin sığabileceğini
Bir kelebeğin ömrüne
Oturur hecelerdim düşlerimi
Bir dizimde gül bir dizimde ekmek
Sis çökmüş bir pencerede.
2. sayıdan