|

Çocuğun Dünyasında Savaş, Sabahattin Günay

Ben çocuğum! dünyam gözümde büyüktü… Kitabım önümde, defterim açıktı.. Annem okula gönderip öğretmenim karşılardı… Babam işten gelip harçlık verecekti.. Yarın arkadaşlarla bisiklet sürecektik.. Bize emanet mirasları gözden geçirecektik.. Büyüklerimizin sözünü dinleyip değerlerimizi savunacaktık..
Amaaaa! Fırsat vermediniz ki… babamı çaressiz, annemi savunmassız, benide sığınacağım kucaksız braktınız..
Ne oldu böyle, hırsınızda yatan menfaatiniz neydi?
Evet ben çocuğum, dünyam da gözümde küçüldü sizin kadar!
Kitabım, defterim, kalemim, oyuncaklarım enkazlar altında kaldı.. Okulumda harap oldu..
Size bişi söyleyecem!!! Küççüklüğüm aklımı büyütürken küçülen beyninizi görün istediğim…

Adil olmuyor savaştaki kanununuz
Hedefiniz insan, yuvasını bozyorsunuz
Çocukların yüzünü kanla yıkıyorsunuz
Halimi yaptığınız gibi görün istediğim

Bir hayal dünyamı kurdum küççükken
Ne ümitler peşindeydim ben büyürken
Çocuklarınızın içinden arkadaşlarımı seçmişken
Fırsatımı elimden almasaydınız istediğim

Kurşunu sadece kalemimde tanıttınız
Hedefimi çizdiği şeklle okuttunuz
Namlunuza takıp onuda kırdınız
Vebali boynunuza göndermek istediğim

Uzaya çıkacaksınız diye benim dünyamı yıktınız
Size hayat aramak, bana cehennem braktınız
Ne zaman bitecek bu lanetlik savaşınız
Benden küççük aklınızı büyütmekti istediğim

Toplarınızın sesinden çığlık seslerim duyulmuyor
Saklanbaç oyunum gibi güzel kurulmuyor
Etrafım toz duman sardı gözüm görmüyor
Anne kucağıydı sığınmak istediğim….

Hangi savaşta kim ne kazanmış
Çocuklarınızın arkadaşıydım, bana neden kıydınız
Yaşam sevincimi hayattayken çaldınız
Olmayan vijdanınızı dürtmekti istediğim

8. sayıdan

Similar Posts

  • |

    Ey Habip Kalbey, Dilek Girgeç

    Bir selam ile girmiştin gönlümeSevgi kelebekleri uçurdun kalbimdePir Sultan’dan Hacı Bektaş’tan hoşgörmeyiYunus’tan Mevlana’dan öğrenmiştik sevmeyi .Ey duygu dünyamın gümrah meşalesiAlnıma dokunan şefkatli dudağının iziTitretmeye yetmişti kalbimin neva telini. Aşkın havarileriydik belki deYeryüzü cehennemine sürülüPey akçesine recm edildi nişanemizDinsizdi yargıların fermanıAtaerkil hiyerarşi kargışladı biziSavurdu mümbit gençliğimiziÖlümü öldürürdü hakikatin mührüAh olsaydı birazcık hoşgörü . “Ne olursan ol…

  • Yoksun, Acibe Sıkar

    Karanlıklara haykırdım durdumSana olan hasretimİçimde büyüdüSustumYıldızlar cılız ışıklarıylaruhuma tutunmaya çalışırkenSeni aramaktanyorgun düşen yüreğimbedenimle eşitlenirkenYoksunRuhumda kopan fırtınalarDalgalarla boğuştuSığınıp huzur bulacağımLimandınYürüdüğüm yollardaYörüngemde hep vardınBaşımı dayayacak omuzdunHayallerimi süsleyenbeyaz atlımdın.Yıldızlar soluklaştıGece bir yankı olduYoksun Soranlara gidişini anlatamadımGözyaşlarımı kimse görmediGece göğü parça parça solduİçimin boşluğunda kayboldu.Karanlığımasenin aydınlıkları toplayıpgetirmeni bekledimAma yoktunVe gecenin siyahındaSessizliğimde kayboldun

  • |

    Adı Umut, Hasan Turunç

    Yuvarlak masanın etrafında bir süredir devam eden gergin bekleyiş, gözlerini elindeki dosyadan ayırmadan konuşmaya başlayan başhekimin kararlı sesiyle son buldu. Kurul üyesi cerrahlar, yılların tecrübesi keskin bakışlarına sirayet eden kadife sesli, bembeyaz saçlı hocalarını pür dikkat dinliyor, ağzından tane tane dökülen kelimeleri başlarını sallayarak onaylıyorlardı. Rapor: “Hastanın maruz kaldığı yüksek enerjili travma neticesinde alt ekstremitesinde…

  • |

    Antiochia, Gazi Yolcu

    Kayıp bir şehirde buldum gülüşlerimi.Sislerin ve zamanın ötesinden gördüğüm…Mermer sütunlarına sarıldım da uzun uzunTaş avlularına yüzümü sürdüm.Silpius Dağı’ndan Tyche gülümsedi banaHani kudretli Orontes’e diz çöktürmüştü. Defneden ve zeytinden taçlar giydimAgoralardan krallar geçiyordu, gördüm.Stola giysili kızlar asmalardan üzüm topluyordu.Eğildim, toprak künklerinden bir su içtim.O kadim şehir, ihtişamla dünyaya gülümsüyordu. Arenalarda aslanlarla dövüştüm,Kan aktı bedenimden.Gladyatörlerle aynı masada…

  • |

    SESSİZLİKTEN SONRA, Özlem Vesile Yüncü

    Antakya’mı yırtan bir ışıkgeceyi deldi…ardından —kıyametin sesi:kocaman bir gürültü,göğe savrulan taşlar,dize çöken binalar… Oğlum!Kızım!Yavrum!diye yırtınan analar…“Annem!” diye çığlık çığlığagözyaşında boğulan çocuklar… Bir çığlıkta dondu zaman,bir sessizlikte bitti hayat.Ama bazı çırpınışlar —günlerce sürdü enkaz altında… “Sesimi duyan var mı?”Yooook…yok…yok… Anlayamazsın bu yangını,ailen eksiksizken,ellerin sıcak bir ele dokunurken…Antakya’m,memleketim,toprağımtoprak oldu. Neye üzülür insan önce?Her sabah “günaydın”her akşam “iyi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir