ANTAKYALI BİR ADAMA

             “İlk yenilikçi şairimiz Mahmut KURU’nun aziz anısına”

1927 yılında Ulu Cami mahallesinde
Bir ramazan günü doğmuş,
Antakyanın dar sokaklarına açılmayan
Evlerin avlularında yürümeye başlamış,
Annesinin eteğini tutup
Taş köprüden geçmiş
Kapıcı Kümbetinde köşe-köşe oynamış.

Gittiği ilkokulunda
Türkçe, Arapça, Fransızca okumuş,
Güzel havalarda öğretmenleriyle
Sen-Piyer Mağarasının oralarda
Kilise önüne kırlara çıkmış.

Fransız’a başkaldırı yıllarında
Yaşına bakmadan mitinglere katılmış,
Halk evinde, Gençsporda, İnce sazda hayran
Bakakalmış;

Asırlar öncesi su kemeri Memekli Köprüde
Çok dolaşmış,
Her bahar gelişinde Habib Neccar Dağına
Çocuklar gibi tırmanmış
Antakyanın doyulmaz manzarasında
Küçücük insanları görmeye çalışmış.

740 rakımlı Belen Geçidinden
Sefer ederken hep kulakları uğuldar.
İçi sıkılınca
Kırıkhanda Beyazıd Bestami Hazretlerine gider
Tepeden tepeden Amik Ovasını seyreder.

Asi’nin Orontes günlerini düşünür
Plajlı yazlarını hatırlar
Martılı kış günlerini anar
Gözleri uzaklarda
Bir şeyler arar.
(…)

Mehmet Güneş

Similar Posts

  • KADİM ŞEHRİN ŞERHİ: ANTAKYA

    Amik Ovası’nda bir duman tüter, sisli ve mağrur,On iki medeniyetin ayak izi, toprakta mühür.Seleukos’un kurduğu surlar anlatır eskiyi,Roma’nın ihtişamı, sütunlu yolların gizli neşesi.Asi Nehri; nazlı, hırçın ve tersine sevdalı,Dağlardan inerken taşır sırtında binlerce yılı.Titus’un eliyle oyulmuş o devasa tünel,Doğaya meydan okuyan, zamana direnen bir el. Habib-i Neccar’da secdeye varırken başlar,Hemen ötede bir kilise çanı, sessizce…

  • Aşk ve Tuz

    Düşerken birer birer köyleri şehirlerimizinKaranlık da çöküyordu halkımızın üzerineAğır ağır sinsi bir düşman ki onlarDüşmanıydı zaten insanca bir yaşamın İlkyazın üstüne örtülmüştü ölümünSessiz karanlık soğuk peleriniKefen bezi gibi kehaneti olarak yaşamımızın Kaybediyorduk birer birer evlerimiziArkadaşlarımızı dostlarımızı ailemiziElimizden alıyordu onları zalimce tek bir zihniyetKibir kusan dudakları üstünlük naraları ileKüçümseyerek yok sayarak inkâr ederekVarlığımızıVarlığımızıVarlığımızıGeleceği katlediyorlardı insanlığımız ile…

  • KIRMIZI PAZARTESİ’DEN SONRA

    Her şeyin bir rengi olduğu gibi günlerin de renkleri var. Günlerimiz karası, beyazı, mavisi, laciverdi, yeşili, neftisi ile arzı endam ederler ömürlerimizde. Üstelik her biri tüm albenilerini ya da arazlarını bizim duygularımızdan alır. Gabriel Garcia Marquez bu sebepten bizlere Kırmızı bir Pazartesi’yi anlatma gereği hissetmiş olmalı. Tuhaf bir cinayetle kana bulanan Kırmızı bir Pazartesi’yi… Kırmızı…

  • Akdeniz’in Emaneti

    Kelimeler yorulur da bazen, taşlar yorulmazmış.Bunu bana Akdeniz’in o mağrur rüzgârı söyledi.Dediler ki, bir nehir varmış buralarda, adı Asi,Kendi yatağına sığmaz, rüzgâra karşı akarmış.İşte öyle bir şey bir şehri kalbinde taşımak…Biz bu çağın o yaralı gecesinden geçip gelen gençleriz,Yüreğimizde taşırız yıkık duvarların sızısını.Gözlerimizle görmedik belki o eski neşeli meydanları.Biz ezbere biliriz, o dar sokakları, avluları…

  • SAHRAYICEDİT’İN SOKAKLARINDA ANTAKYA BÜYÜSÜ

    ANTEKE SÖYLEŞİ: SİBEL SECERLİ 22 Ağustos 2026 Daha ilk andan sizi sıcacık saran bir yer, Anteke. dışardan bakıldığında camdaki yaldızlı, eski zamanları andıran sempatik yazı karakteriyle içerde olma ve burayı keşfetme isteği uyandırıyor. Buraya öncelikle pek çok yerde rastlayamayacağınız bir ruh katan o kişi,Sibel Secerli. Kendisi zarif, içten; sanatsal yanını size tavırları ve yaklaşımıyla hissettiriyor.İlgisi…

  • Işığını Arayan Ses

    Susma küçüğüm.Anlat hikâyeni.Sabahın ince ipliğinedeğsin sesin. Uyan.Geceadını çoktan bırakmışkaranlığın kıyısına. Ay,kırık yerlerineışık değil,sabır sürüyor. Kuşlar,henüz kimsenin adını koymadığıbir sabahıkanatlarında taşıyor. Biliyorum,bazı yaralarsessiz büyür. Bazı yollarayaklardan önceruha varır. Kim bilir…Belki de dönüş,bir yere varmak değil; Uzun zamandıriçinde bekleyensessizliği tanımaktır. Ve bir gün,İçindeki sessizlik çözüldüğünde,Bütün yollar sana çıkar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir