Çocukluğu

Kalbi sızladı, yüreği kanadı.
Uzaklara bakarken uzaklara.
Bırakıp gittiği, toprağı evi.
Anımsadı eskiye dair çocukluğunu.
Mutluluğunun Zirve yaptığı,
Farkında olmadığı sevincini.
O masum saf çocukluğu.
Sokak aralarında, okul yolunda.
Mahallenin çocuklarıyla,
Neler neler oynayıp, haylazlık yapmıştı.
İçinden derin derin ah çekti.
Menfaat gözetmeden paylaşılan.
Ekmek, komşunun bahçesinden,
Koparılan meyveler.
Top sektirme, ebelemece.
Gece vakitlerine kadar sokakta,
Koşturmalar, eğlenmeler.
Evine çıkılan dik yokuşun,
Alnında boncuk terleri.
Bacadan çıkan dumanın.
Sıcak sımsıcak yuvanın,
Sevgisini taşıyordu bulutlara.
Beyaz badanalı dört duvar.
Ahşap kapılı, bahçe kapısı.
Sarardı tüm masumiyetiyle,
Çocukluk ruhunu.
Büyüdü büyüsü bozuldu.
Çocukluğun menfaatsiz ruhunu.
Deniz’in dalgalarına kaptırmış,
Bir daha görmeyecek üzere.

Zeynep Mansuroğu

Similar Posts

  • Sevgili Antakya

    Sevgili Antakya, 1988 yılı, aylardan Şubat Antakya’ya, Antakya Lisesine stajyer edebiyat öğretmeni olarak atanmıştım. Hiç bilmediğim bir coğrafyaya gidiyordum, bir Egeli olarak. Olsun tanıyacaktım oraları. Hizmet değil mi bu! Mesleğimi yapacaktım. Ben öğretmendim. Ülkemin neresinde olsa çalışabilirdim. Üstelik burası şehir merkeziydi.Şehre, ilk kez girdiğimde ne yalan söyleyeyim; “Halep”, “Laskiye” yazılı sarı levhalar beni ürkütmüştü. Sanki…

  • Akdeniz’in Emaneti

    Kelimeler yorulur da bazen, taşlar yorulmazmış.Bunu bana Akdeniz’in o mağrur rüzgârı söyledi.Dediler ki, bir nehir varmış buralarda, adı Asi,Kendi yatağına sığmaz, rüzgâra karşı akarmış.İşte öyle bir şey bir şehri kalbinde taşımak…Biz bu çağın o yaralı gecesinden geçip gelen gençleriz,Yüreğimizde taşırız yıkık duvarların sızısını.Gözlerimizle görmedik belki o eski neşeli meydanları.Biz ezbere biliriz, o dar sokakları, avluları…

  • Biz Olmayı Bırakınca

    Gecenin bir yarısı sosyal medyada dolaşırken, karşıma çıkan Şamanist öğretisi beni fazlasıyla düşündürdü. Günümüzün yaşantısında ben merkezli dönüyordu dünya, ben ben diye diye bencil olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşıyorduk. Kendini beğenmiş bürokrat, kendini beğenmiş varsıllar, kendini beğenmiş yazar çizer takımı, kendini beğenmiş eğitimciler…diye uzar gider. Kimsenin yarasına merhem olmamış, tenkitin silahlarını kuşanmış, yaralayıcı ve öldürücü üslup…

  • BİR DURUŞU OLMALI İNSANIN

    Karanlık gözüküyorsunYüzüne inmiş akşam!Gülüşün hançerlenmiş gibiBir sevdası olmalı insanın!.. Ruhunu ateş sarmışHâlâ sessizliğini koruyorsun.Gülüp geçiyorsun her şeyeBir duruşu olmalı insanın!.. Düşlerini asmışlar şehrin surlarınaSana ihanet edenleri affediyorsun,Anılarını yağmalayanları bağışlıyorsunKırmızı çizgileri olmalı insanın!.. Tıka basa kinle, nefretle dolu içinKalbin aktif bir volkan gibi!Sanki bütün cinayetler içinde işlenmiş gibi!Tutunacak bir dalı olmalı insanın… Yaraların dikiş tutmuyor artıkÖlüme…

  • SEN DE GİTME BABAM

    “Başıboş felaket gülü ve altın renkli krizantem çiçeği, sonbahar bahçelerine yine matemini dökmüştür.” – Ahmet Haşim / Hazan Şiiri Yorgunsun,Hem de öyle yorgunsun ki…Dünyası başına yıkılmış gibi duruyorsun.Ben ki seve seve gelirdim babamın ayak parmak uçlarına,O bunu istemedi.Onu bir an olsun anlamamışım;Meğer yangın yeriymiş iç âlemi.Babam, burası dünyanın ortası,Sen yoksun… Aramızdaki duvar kederim oluyor. Anlıyorum…

  • Valizimdeki Ağırlık

    O sabah neden beyazlar içindeydim, bilmiyordum. Üzerimde uzun, parlak, büyük desenler taşıyan bir elbise vardı. Tenime yabancı değildi; aksine, yıllardır beni bekliyormuş gibi üzerime oturmuştu. Rahattı, hafifti ve bana yakıştığını hissediyordum. Ama anlamını bilmediğim bir ağırlık da taşıyordu. İçimde, bu elbisenin beni alışık olmadığım bir yolculuğa çıkaracağına dair açıklayamadığım bir his vardı. Nereye gideceğimi bilmiyordum;…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir