31 ANTİK KENTTEN UNESCO GASTRONOMİ KENTİ HATAY’A

31 ANTİK KENTTEN
UNESCO GASTRONOMİ KENTİ HATAY’A

UNESCO Gastronomi Kenti Hatay, 650’den fazla yöresel yemeği, zengin mutfağı, tarih ve kültürüyle çevresine ışık saçıyor. Akdeniz’in bereketli toprakları ve Baharat Yolu etkisi Hatay’ı mutlaka görülmesi gereken yerlere taşıyor.

Hatay, Türkiye’nin güneydoğusunda, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, Hititler’den Osmanlılara kadar pek çok uygarlığın izlerini taşıyor. Antakya Mozaik Müzesi ve Saint Pierre Kilisesi gibi tarihi değerlerle ziyaretçilerini büyüleyen kent, camiler, kiliseler ve manastırlar bir arada bulunarak farklı din ve kültürlerin barış içinde bir arada yaşadığını gösteriyor.

Hatay’ın en büyük zenginliği ise mutfağı. UNESCO Gastronomi Şehri unvanına sahip kent, 650’den fazla yemeği, Baharat Yolu etkisi ve nesilden nesle aktarılan tarifleriyle adeta bir lezzet laboratuarı. Taze sebzeler, baklagiller, tahıllar, et ve balık; pişirme teknikleriyle birleşerek sofralara eşsiz tatlara sahip.

DOĞA VE GASTRONOMİ TURİZMİ BİRLEŞMİŞ DURUMDA
“Kömeç”, Zahter, künefe, tepsi kebabı ve çeşitli mezeleriyle yöresel lezzetler, dağların sunduğu endemik bitkilerle birleşiyor ve Hatay mutfağını benzersiz kılıyor. Doğa ve gastronomi turizmini birleştiren Hatay, Amanos Dağları, Asi Nehri ve Samandağ sahilleriyle de keşfe değer. Her adımda tarih ve kültürle karşılaşabileceğiniz kent, tarih meraklıları ve damak zevkine önem verenler için ideal bir rota. Hatay’da yemek, sadece beslenmek değil, sohbet, birlik ve mutluluğun simgesi olarak sofralarda hayat buluyor.

TARİHTE HATAY
Hititler, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. Antakya ve Defne gibi merkezleriyle öne çıkan ilin topraklarının yaklaşık yüzde 46’sı dağ, yüzde 33’ü ova ve yüzde 20’si platolardan oluşuyor. Nur ve Amanos dağları ilin doğa ve peyzajını şekillendirirken, Asi Nehri ve Amik Ovası tarımsal üretime önemli katkı sağlıyor. İl, portakal ve turunçgil bahçeleri ile Akdeniz ikliminin bereketini yansıtıyor. 1939’da Türkiye’ye katılan Hatay, çok kültürlü yapısıyla cami, kilise ve manastırlarıyla benzersiz bir kültürel mirasa sahip. 2023’teki depremler ise Hatay’ı derinden etkiledi ve özellikle Antakya, Hassa ve Defne ilçeleri büyük hasar gördü.

ANTAKYA’DA BUNLARI MUTLAKA YAPIN
Antakya’yı gezmek, tarihi yapıları görmekle birlikte, farklı medeniyetlerin, inançların ve kültürlerin izlerini aynı sokaklarda takip etmek demek. Binlerce yıllık geçmişi, UNESCO tescilli gastronomisi, müzeleri, tarihi çarşıları ve Asi Nehri ile Antakya’da kısa bir geziye bile çok şey sığdırmak mümkün. İşte kenti keşfederken mutlaka yapmanız gerekenler:

  • Saint Pierre Kilisesi’ni görün: Habibi Neccar Dağı’nın eteklerindeki mağara kilise, Hıristiyanlık tarihi açısından Antakya’nın en önemli duraklarından. Aziz Petrus’un burada ilk vaazlarını verdiğine inanılan yapı, kentin inanç tarihini anlamak için mutlaka görülmeli.
  • Habib-i Neccar Camii’ne uğrayın: Antakya’nın dini ve mimari mirasının önemli parçalarından olan cami, antik dönem izleri taşıyan temelleri, taş medrese odaları ve tarihi şadırvanıyla dikkat çekiyor.
  • Kurtuluş Caddesi’nde yürüyün: Roma döneminden günümüze uzanan tarihi cadde, Antakya’nın geçmişiyle bugününün buluştuğu yerlerden. Tarihi taş yapılar, dükkânlar ve Hatay mutfağının seçkin örneklerini sunan mekânlar arasında yürüyerek kentin atmosferini hissedin.
  • Uzun Çarşı’da kaybolun: Baharat, defne ürünleri, bakır işçiliği, yöresel tatlar ve künefe kokuları arasında dolaşmak Antakya gezisinin olmazsa olmazlarından. Çarşı, kentin ticaret ve mutfak kültürünün hâlâ canlı izlerini taşıyor.
  • Hatay Arkeoloji Müzesi’ni gezin: Antakya’nın binlerce yıllık geçmişini anlamanın en iyi yollarından biri müzeden geçiyor. Roma ve Bizans dönemlerinin ünlü mozaiklerinin yanı sıra farklı dönemlere ait arkeolojik eserler burada görülebiliyor.
  • Tarihi Antakya evlerini keşfedin: Dar sokaklar arasında sıralanan taş ve ahşap evler, kentin geleneksel mimarisinin en güzel örnekleri arasında. Bazıları restore edilmiş, bazıları ise eski dokusunu koruyor.
  • Medeniyetler Evi’nde farklı kültürlerin izlerini sürün: Tarihi bir taş konağın restore edilmesiyle oluşturulan mekân, Hatay’ın çok kültürlü yapısını yansıtan önemli duraklardan biri. Antakya’nın geleneksel yaşamına dair ayrıntıları burada daha yakından görebilirsiniz.
  • Kharon Cehennem Kayıkçısı kabartmasını görün: Antakya yakınlarındaki dağ yamacında bulunan ve MÖ 2. yüzyıla tarihlenen kaya kabartması, mitolojik dünyadan günümüze ulaşan sıra dışı eserlerden biri. Kharon’un tasvir edildiği yaklaşık 4 metre uzunluğundaki kabartma görülmeli.
  • Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’ni gezin: Restore edilmiş tarihi bir Antakya evinde yer alan müze, bölgenin bitki çeşitliliğini ve geleneksel şifalı bitki kültürünü tanımak isteyenler için ilginç bir durak.
  • Hatay mutfağını yerinde tadın: Antakya gezisini sofraya uğramadan tamamlamayın. Künefe, tepsi kebabı, humus, zahter, mezeler ve yöresel hamur işleri, kentin farklı kültürlerinin mutfakta buluşmasının en lezzetli örnekleri arasında.
  • Asi Nehri kıyısında yürüyün: Antakya’nın simgelerinden olan Asi Nehri, şehrin tarihsel ve sosyal yaşamının merkezinde yer alıyor. Nehir boyunca yürüyerek kentin farklı yüzlerini bir arada görmek mümkün.
  • Antakya’nın sokaklarını acele etmeden dolaşın: Antakya’yı belli başlı turistik noktalarla sınırlamayın. Dar sokaklara girin, tarihi kapılara ve taş yapılara bakın, küçük dükkânlarda geleneksel ürünleri keşfedin. Çünkü kentin asıl hikâyesi çoğu zaman tabelası olmayan köşelerinde karşınıza çıkıyor.
  • Hatay’ın yeniden ayağa kalkışına tanıklık edin: 2023 depremlerinin ağır izler bıraktığı Antakya’da bugün geçmişle geleceğin yan yana yürüdüğü bir dönem yaşanıyor. Tarihi mirası gezerken kentin yeniden kurulan yaşamına da tanıklık etmek, Antakya’yı anlamanın önemli bir parçası.
    Antakya’da yapılacakların listesi aslında burada bitmiyor. Çünkü bu şehir, bir müzeye girip bir eser görerek ya da bir yemeği tadıp sofradan kalkarak tamamlanabilecek bir yer değil. Antakya’yı gerçekten tanımak için tarihini sokaklarında, çok kültürlü yapısını ibadet mekânlarında, mutfak kültürünü çarşılarında ve günlük yaşamını insanlarının arasında görmek gerekiyor.

ALTINÖZÜ İLÇESİ
Bölge, Arapların eline geçtikten sonra “Kasır” olarak anılmış, zamanla halk arasında Kuseyr adını almış. 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Altınözü, adını bölgede bulunan altın madenlerinden alıyor. Koz Kalesi, Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü, Sırtlan Mağarası ve Tokaçlı Köyü’ndeki kalıntılar öne çıkıyor. zengin yöresel lezzetleri ve tarımsal üretimiyle dikkat çekiyor. İlçeye özgü “Katıklı Ekmek”, “Tuzlu Akir”, “Tuzlu Yoğurt”, “Altınözü Aşuru”, “Tandır Ekmeği”, “Ağızlı Katayıf”, “Közde Künefe” gibi tatlar beğeniliyor. Zeytinyağlı kekik salatası, murç salatası, Altınözü toz zahteri, maklube, peynirli un helvası ve nar ekşili içli köfte gibi yöresel ürünler de mutfakta öne çıkıyor. Dünyada ilk zeytin hasadının yapıldığı, ekonomisinin belkemiği “Halhalı” zeytin çok, incir, nar ve biber de önemli ürün.

Tokaçlı Zeytin Müzesi
2017 yılında açılan, 300 yıllık zeytinyağı atölyesinin restore edilmesiyle bölgenin ilk zeytinyağı müzesi olarak hizmet veriyor. Tarihi taş yapılar ve değirmenler arasında gezilebilen müze, 3 bin yıllık zeytin ve zeytinyağı üretim tarihini sergilerken, ziyaretçilere Hatay’ın kaliteli zeytinyağlarını satın alma imkânı da sağlıyor.

Altın Zeytin Cam Seyir Terası
Beyazdere Vadisi manzarasıyla, 75 metre yükseklikte ve 16 metre uzunlukta tasarlanan Türkiye’nin ilk cam terası, panoramik fotoğraf çekmek ve gün doğumu ile gün batımını izlemek için ideal bir durak.

Koz Kalesi
Hatay’a 50 kilometre uzaklıkta, bir tepede Antakya Prensliği döneminde inşa edilen kale, Helenistik döneme ait hamam, su depoları ve yaşam alanlarıyla tarihi dokusunu koruyor. Kesme taş kulelerinden panoramik fotoğraflar çekilebilir.
Sırtlan Mağarası ve Tokaçlı Kalıntıları
Yunushan Köyü’nün 3 kilometre batısındaki Sırtlan Mağarası, 20 metre uzunluğunda ve 12 metre genişliğinde olup, MÖ 3. ve 1. yüzyıllar arasında Roma ve Bizans dönemlerine ait. Kayalara oyulmuş evlerde yaşayan halkın izleri ve çok sayıda katlı mezarlar günümüze ulaşmış durumda. Tokaçlı Köyü’nde yapılan kazılarda ise Melik-i Hileni’nin yazlık sarayına ait olduğu düşünülen kalıntılar, altın ve günlük kullanım eşyalarıyla gün yüzüne çıkarılmış. Altınözü ile Koz Kalesi arasında ise ne oldukları kesin olarak belirlenemeyen kalıntılarda kaçak kazılarda altın, gümüş ve tarihi eserler bulunmuş.

Zikir Gölü
Çetenli Mahallesi yakınlarında, 250 yıllık tarihi bir su değirmeninin altından çıkan kaynak sularıyla oluşuyor. İlçeye 5 kilometre uzaklıktaki göl, yemyeşil rengi ve buz gibi sulara sahip.
Kış aylarında değirmenin üzerinden akan sular ise küçük bir şelale oluşturarak, ilgisi çekiyor.

Gelin Dağı
Yunushan, Kamberli, Koz ve Akamber köyleri arasında yükselen Gelin Dağı, doğa tutkunlarının ilgisini çeken bir güzellik. Dağa toplu taşıma veya özel taksiyle ulaşmak mümkün. Mağaralar ve peribacalarıyla dikkat çeken Gelin Dağı, yürüyüş ve keşif rotaları için ideal bir durak. Doğal oluşumları ve etkileyici manzaralara sahip.

ANTAKYA İLÇESİ (Merkez)
Asi Nehri’nin kenarında M.Ö. 300 civarında Büyük İskender’in komutanlarından Seleucus Nicator tarafından kurulan Antakya, Roma döneminde 300 bin nüfusuyla dünyanın en büyük kentlerinden. Tell-Açana Höyüğü kazılarıyla Kalkolitik Çağ’dan itibaren yerleşim görmüş, Helenistik ve Roma dönemlerinde stratejik bir merkezi. Silpius Dağı eteğindeki Antakya, Antiochus Soter döneminde Seleucus Krallığı’nın başkenti oldu. Cumhuriyet döneminde Hatay Devleti’nin ardından 1939 yılında Türkiye’ye katıldı. 2012’de ilçe oldu. Künefe çok tanınan, Kaytaz Böreği, Tepsi Kebabı ve Humus da unutulmazlar arasında.

Hatay Arkeoloji Müzesi (Antakya Mozaik Müzesi)
Antakya-Reyhanlı yolu üzerinde, dünyanın en büyük mozaik sergi alanı. Mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir durak. 3 bin 250 metrekarelik devasa mozaik alanıyla Müzede Venüs’ün Doğuşu, Artemis, Hermaphroditos ve Mevsimler gibi mozaikler ile Cilalı Taş Devri’nden Osmanlı dönemine uzanan, Antakya Lahdi, Çift Aslanlı Sütun Kaidesi ve Tyche Heykeli var.

Saint Pierre Kilisesi
Habibi Neccar Tepesi eteklerinde ve Antakya merkeze yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta. Binlerce yıllık bir mağaranın kiliseye dönüştürülmesiyle inşa edilen yapı, İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Petrus’un ilk vaaz verdiği yer olarak Hıristiyanlık tarihinde özel bir önem taşıyor. Kilisenin Roma döneminde yapılan eklemeler ve 5. yüzyıla ait mozaik eserler, Aziz Petrus heykeli, şifalı su çeşmeleri ve gizli tüneller bulunuyor. 29 Haziran’da Katolik kilisesi tarafından düzenlenen ayinler de kilisenin dini ve kültürel önemini gösteriyor.
Kurtuluş Caddesi
Roma döneminden günümüze uzanan tarihi dokusuyla, Asi Nehri ile Habibi Neccar Tepesi arasında uzanan cadde, Osmanlı taş evleri, kafeler ve Hatay mutfağı restoranlarla dolu..

Uzun Çarşısı
İpek Yolu’nun önemli duraklarından, baharattan defne ürünlerine, bakır işçiliğinden yöresel tatlara kadar binbir çeşit ürün bulunuyor. Otantik atmosferiyle turistlerin uğrak noktası, künefecileri ve çınar altı çay bahçeleriyle de Hatay gezisinin vazgeçilmez adreslerinden.

Medeniyetler Evi
Antakya’nın Dolaşık Sokak’ında tarihi bir taş konağın restore edilmesiyle kurulan, şehrin din ve kültür zenginliğini yansıtan önemli bir merkez. Yıl boyu farklı etkinliklere ev sahipliği yapan mekân, otantik Hatay dekorasyonları, şark köşeleri ve antikalarıyla kültür dolu bir yer.

Tarihi Antakya evleri
Antakya’nın dar sokaklarını süsleyen tarihi konaklar, Hatay’ın en çok ilgi gören yapıları arasında. Taş ve ahşap mimarisiyle öne çıkan yaklaşık 350 ev, kimi restore edilmiş kimi ise yüzyıllardır dokusunu koruyor. Fotoğraf tutkunlarının uğrak noktası.

Antakya (Hatay)Kalesi
12 kilometrelik surlarıyla, M.Ö. 300’lerde Büyük İskender döneminde temelleri atılan kale, Roma’dan Osmanlı’ya birçok medeniyetin izlerini taşıyor. 360 kuleye sahip olduğu rivayet edilen kalede Halep, Demir, Şam, Köprü ve Köpek Kapısı gibi anıtsal girişler günümüze kadar ulaşmış durumda.

Katolik Kilisesi
Antakya ilçesinde, 19. Yüzyılda, 1852’de Kapuçin rahipleri tarafından inşa edilen kilise, iç mekanlarındaki dini motifler ve huzurlu atmosferiyle dikkat çekiyor. Rengarenk çiçekli bahçesi, çan ve Meryem Ana heykelleri bulunuyor.

Antakya Cam Müzesi
5 bin yılı aşkın süredir cam üretiminin yapıldığı bölgede, binlerce cam obje bulunuyor. Restore edilen tarihi bir konakta hizmet veren müzede, gözyaşı şişelerinden parfüm şişelerine, cam takılardan süs eşyalarına kadar zengin bir koleksiyon yer alıyor. Müze mağazasında ise ziyaretçiler, benzersiz cam ürünleri satın alma fırsatı buluyor.

Büyük Antakya Parkı
Hatay’ın en büyük şehir parkı, 52 bin metrekarelik alanda göletleri, yürüyüş yolları, kır bahçeleri ve çocuk oyun alanlarıyla hafta sonlarının vazgeçilmez adresi. Yıl boyunca etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Defne ağaçlarıyla çevrili.

Karlısu Göleti Su ve Macera Parkı
Su kayağı, kano ve yelken gibi sporların yapılabildiği gölette, ziyaretçiler serin sularda yüzme imkânı da buluyor. 8 bin metrekarelik yeşil alanda yürüyüş parkurları, oyun alanları ve organik ürünlerle hazırlanan kahvaltılar da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi
2013 yılında restore edilen 12 odalı bir Antakya evinde, 2 binden fazla endemik bitki türünü sergileyen müze, botanik ve şifalı bitkilerle ilgilenenlerin ilgisini çekiyor. Ziyaretçiler, şifalı bitkilerden hazırlanan ürünleri inceleyip kitabıyla birlikte satın alabilir.

Tematik Tarım Müzesi Tarım
2015 yılında kapılarını açan tarih boyunca kullanılan tarım aletleri, üretim teknikleri ve tematik sergilerle zenginleşen müze, gezisinin ardından, Hatay’ın tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğini tanıtan Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi de keşfedilebilecek yakın.

Kharon Cehennem Kayıkçısı
Hatay merkeze 35 kilometre uzaklıkta, M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen etkileyici bir taş kabartma. Yunan mitolojisinde ölüleri yer altı dünyasına taşıyan kayıkçı Kharon’un tasvir edildiği eser, 4×1,5 metrelik boyutları ve dağ yamacında, Aziz Pierre Kilisesi’ne yürüme mesafesinde.

Habibi Neccar Camii
Roma döneminden kalan bir şaman mabedi üzerine 636 yılında inşa edildiği düşünülen cami, Osmanlı döneminde yapılan eklemelerle günümüze ulaşmış. Taş medrese odaları ve 19. yüzyıl şadırvanıyla çevrili yapı, Kurtuluş Caddesi üzerinde.

Hatay Şehir Müzesi
Güney Caddesi’nde, 5 salonda tarihi sergiler, klasik Hatay evleri, yöresel giysiler ve şehir yaşamını yansıtan balmumu heykellerin yanı sıra 1900’lü yıllardan kalma mozaik eserler sergileniyor. Müze, Hatay’ın tarihini ve zengin kültürünü yansıtıyor.

Kel Dağı (Kılıç Dağı)
Antakya’nın güneybatısında yer alan volkanik bir doğa harikası. Samandağ sahilinden Suriye sınırına uzanan dağ, trekking, dağcılık ve bisiklet turları için ideal. Kireç taşlı yamaçları, panoramik seyir terasları ve benzersiz su altı mağaralarıyla Kel Dağı, doğa sporları için ideal.

Kartal Vadisi
Hatay merkeze 21 kilometre uzaklıkta, çam ve meşe ağaçları arasında yürüyüş ve bisiklet yolları, mesire alanları ve organik kahvaltı imkânı sunan kır bahçeleri bulunuyor.

ARSUZ İLÇESİ
İskenderun’a 40 kilometre güneyde, Arsuz Çayı ağzında. “Rhosus”, “Rhopolis”, “Port Panel”, “Kabev” ve “Arsous” isimleriyle anılmış. Tarih, Selevkoslarla başlayıp, M.Ö. 300 civarında Selevkos I. Nikator’un, M.Ö. 64’te Roma’nın, M.S. 638’te Arapların, 969’da Bizanslıların ve 1268’de Memlüklerin egemenliği altına girmiş. Bizans ve Roma döneminde liman ve yerleşim merkezi olup bu dönemlere ait bazı tarihi kalıntılar var. Saint Pierre de bu bölgeden geçerek Antakya’daki Hristiyanlık hac merkezi olan kiliseyi dağ eteklerine kurmuştur. 40 kilometre uzunluğundaki sahil şeridi, vadiler ve ovalarla çevrili.

Arsuz sahili
Yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerle hareketleniyor. Butik oteller ve pansiyonların çevresinde yer aldığı sahil, gün batımını izleyerek yürüyüş yapmak ve Hatay’ın lezzetlerini tatmak için ideal bir nokta.

Sütunlu Liman
Arsuz’a 8 kilometre uzaklıkta, antik mozaikler, taş kabartmalar ve sütunlarla çevrili 20 bin metrekarelik alanıyla dikkat çekiyor. Kristal berraklığındaki denizi, tekne turları ve dalış imkânlarıyla birleşen ören yeri.

Deniz Feneri
Akıncı Burnu’nda, 1933 yılında inşa edilen ve 130 metre yükseklikte konumlanan, muhteşem Akdeniz manzaralarıyla büyülüyor. Gün doğumu ve batımında kartpostal güzelliğinde görüntü, karadan ve tekne turlarıyla gözlemlenebiliyor ve fotoğraf tutkunları için Hatay’ın kaçırılmaması gereken noktalarından biri.

Maryo Hanna Kilisesi
1514 yılında Aziz Hanna tarafından yaptırılan, ilk Hıristiyanlık dönemlerinden günümüze uzanan dini mirası temsil ediyor. Etkileyici iç dekorasyonu ve dini sahneleriyle dikkat çeken kilise, 500 yıldır hizmet vermeye devam ediyor.

Arsuz Plajı
Hatay’a 70 kilometre mesafede, kristal berraklığındaki suları ve sakin denize sahip. Sığ suları sayesinde çocuklu aileler için de güvenli olan plajda şnorkelli dalış ve su sporları yapılıyor.

Karaağaç Plajı
Sakin denizi ve altın kumlu uzun sahiliyle yaz aylarının gözde noktalarından biri. Piknik ve kamp alanları, su sporları merkezleri ile kafeler ve balık restoranları bulunuyor.

Kepirce Plajı
Doğal dalgakıranları ve sakin denizi, ince kumlu sahili ve sığ sularıyla çocuklu aileler ve acemi yüzücüler için ideal olan plajda, şnorkel ve dalış yapılabiliyor.

Gözcüler Plajı
Arsuz merkeze 12 kilometre uzaklıkta, altın kumlu uzun sahili ve sakin deniziyle yaz aylarının en popüler duraklarından biri. Yelken, rüzgar sörfü ve uçurtma sörfü gibi su sporları yapılan plajın çevresinde, her bütçeye uygun konaklama tesisleri, Akdeniz manzaralı.

Arabın Gölü Şelalesi
Şehir merkezine 80 kilometre uzaklıkta, trekking ve doğa turlarının popüler duraklarından biri. Sarp dağlarla çevrili vadi üzerinde yer alan şelaleler, yıl boyunca etkileyici manzaralara sahip. Kristal berraklığındaki göletlerde yüzme ve çevredeki seyir teraslarında doğa fotoğrafları çekme imkânı bulunuyor.

Arsuz Kalesi
Kalem Mahallesi’nde, Selçuklu döneminden, içe merkezine 30 kilometre uzaklıktaki kale, Akdeniz’e ve çevreye hâkim bir tepede inşa edilmiş. Günümüzde büyük bölümü harabe hâlinde olan kale, deniz yolunu gözetlemek ve saldırılara karşı önlem almak amacıyla yapılmış ve doğa yürüyüşü ile tarih tutkunları için keşfedilecek gizli bir hazine niteliğinde.

Amanos Dağları (Nur Dağı)
Hatay’ın doğa sporları tutkunları için en popüler rotalarından biri. Arsuz ve Samandağ ilçeleri arasında uzanan dağlar, kaya tırmanışı, trekking ve kamp gibi aktivitelere elverişli. Şelaleler, dereler ve tarihi yapılarla çevrili bölge, zengin bitki örtüsü ve kuş türleriyle de ünlü.

Yanan Taş
Amanos Dağları’nda yer alan ve yer altı gazlarının etkisiyle yılın her günü yanmaya devam eden Yanan Taş, doğaseverlerin ilgisini çeken tabiat harikalarından biri. Gün batımlarında ve kışın kar manzaraları eşliğinde etkileyici görüntülere sahne olan bölge, doğa yürüyüşleri ve fotoğraf gezilerinin de popüler durakları arasında. Panoramik Amanos manzarasıyla birleşen bu doğal oluşum, Hatay’da keşfedilmeyi bekleyen eşsiz güzelliklerden biri.

BELEN İLÇESİ
Amanos Dağları’nın stratejik geçidinde ve eski adıyla Şeyh Menteşe, Osmanlı öncesinde sadece bir geçiş noktasıyken, Kanuni Sultan Süleyman döneminde derbent teşkilatıyla iskâna açıldı. Cami, han, hamam ve kervansarayla kısa sürede gelişti. Osmanlı’nın önemli askeri ve ticari merkezlerinden biri olup, Evliya Çelebi’nin de dikkatini çekmiş, XIX. yüzyılda Halep Vilayeti’ne bağlı bir kaza olmuş. Halkın çoğunluğu İskenderun sanayide çalışırken, köy halkı geçimini bahçecilik ve hayvancılıkla sağlıyor. Bölgenin sıcaklığı yayla turizmini geliştirmiş. Uluslar arası E-91 karayolunun ilçe içinden geçmesi nedeni ile çarşı merkezi ve yol güzergahında ki küçük esnafların başlıca geçim kaynaklarını oluşturuyor.

Bakras (Tapınakçılar) Kalesi
Ötençay Mahallesi’nde, halk arasında Tapınakçılar Kalesi olarak biliniyor. Helenistik döneme uzanan geçmişiyle dikkat çeken kale, Haçlı Seferleri sırasında önemli bir savunma noktası olmuş. Osmanlı döneminde de kullanılan ve sağlam taş yapılarıyla günümüze ulaşan kaleden gün doğumu ve gün batımı büyüleyici.

St. Meryem Ana Katolik Kilisesi ve Manastırı
Soğukoluk Mahallesi’nde, 1920’de inşa edilmiş önemli bir ibadet merkezi. İskenderun Latin Katolik Kilisesi’ne bağlı olan yapı, özellikle 15 Ağustos’ta düzenlenen “Meryem Ana’nın Göğe Yükselişi” ayiniyle öne çıkıyor. Zaman içinde genişletilerek misafirhane, yemekhane ve salonlarla donatılan manastır, bugün ibadet ve konaklama imkânı sağlıyor.

Soğukoluk Yaylası
Hatay’da yazın serinlemek isteyenlerin uğrak noktalarından biri. Deniz seviyesinden 800 metre yüksekte, çam ve meşe ormanları arasında konumlanan yayla, yürüyüş yolları, kamp alanları ve mesire yerleriyle dikkat çekiyor. Güzelyayla Piknik Alanı ve seyir teraslarından İskenderun Körfezi manzaralarını izlemek, doğaseverler için unutulmaz anlar yaşatıyor.

Atik Yaylası
Belen’ne 7 kilometre uzaklıktaki, çam ormanlarıyla çevrili mesire alanları ve serin havasıyla doğa yürüyüşleriyle keşfe çıkılabilen yaylada, seyir noktalarından Belen Geçidi’nin etkileyici manzaraları da sizi bekliyor. Şehir merkezine 33 kilometre.

Kanuni’nin Belen’deki Hanı
Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan tarihi kervansaray, yüzyıllar boyunca tüccar ve yolculara ev sahipliği yaptı. Cami karşısında yer alan yapı, döneminde insanların ve yük hayvanlarının konakladığı önemli bir menzil noktasıydı. Zamanla yıpranan ve bir süre çay bahçesi olarak kullanılan han, 2005’te restore edilerek günümüze kazandırıldı.

Kanuni Sultan Süleyman Camii
Mareşal Çakmak Caddesi üzerinde, Osmanlı döneminden, hamam ve kervansaray olarak inşa edilen cami, klasik Osmanlı kesme taş mimarisi ve sade dekorasyonlarıyla dikkat çekiyor. Tarihi İpek Yolu üzerinde konumlanan cami, otantik atmosferiyle ibadete açık.

Belen Kuş Gözlem Merkezi
Amanos Dağları’nın sarp yamaçlarıyla çevrili Belen Geçidi, her yıl yüz binlerce göçmen kuşun gökyüzünü süslediği nadir noktalardan biri. Afrika’dan Avrupa’ya uzanan en önemli göç yollarından geçen ak pelikan, leylek, turna ve kartallar burada gözlemlenebiliyor. 2014’te “Belen Geçidi Tabiat Parkı” ilan edilen 45 hektarlık alan, kuş gözlemcileri için ideal.

Abdurrahman Paşa Türbesi
18. Yüzyılda, “Bab-ı Suriye” diye anılan bölgede nüfuz sahibi olan Paşa, 1768’de Belen Mütevellisi olarak görevlendirildi, ardından Kapucubaşılık ve İçel Mutasarrıflığı yaptı.
Devletine sadakati ve dirayetli kişiliğiyle tanınan Abdurrahman Paşa’nın türbesi, bugün Belen’in tarihî mirasının simgelerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.

Şehitler Abidesi

  1. Dünya Savaşı’nda Fransızlarla yapılan çarpışmalarda ve Ermeni ayaklanmalarının bastırılmasında şehit düşen 41. Piyade Tümeni askerlerinin anısına 1916’da dikildi. Yarbay Musa Kazım Bey tarafından yaptırılan anıt, 1.500 vatan evladının hatırasını yaşatıyor.
    Fransız işgali döneminde yıkılmak istense de Belen halkının direnişi sayesinde ayakta kalan abide, 1938’de Albay Şükrü Kanatlı’nın emriyle onarıldı. 1980’de yeniden inşa edildi.

DEFNE İLÇESİ
Mitolojik Daphne efsanesinden adını alıyor ve Apollon ile Defne’nin hüzünlü aşkına sahne olan Harbiye Şelaleleri’yle ziyaretçilerini büyülüyor. Antik Roma döneminden günümüze uzanan mozaikler, villalar ve tapınak kalıntıları ilçenin tarihî değerini gözler önüne seriyor. Zeytin, narenciye ve defneyaprağı üretimi ekonomik yaşamda önemli yer tutarken, turizm ve küçük ölçekli sanayi de ilçeye canlılık katıyor. Çok kültürlü yapısı ve zengin mutfağıyla Defne, gastronomi turizmi açısından da Hatay’ın öne çıkan noktalarından biri.

Affan Kahvesi
Kurtuluş Caddesinde, 1930’da inşa edilen iki katlı taş ve ahşap yapı, otantik dekorasyonu ve huzurlu atmosferiyle, közde kahve ve çay eşliğinde gül şurubu veya dondurma muhallebisi tadabileceğiniz vazgeçilmez bir mola noktası.

Daphne (Harbiye) Efsanesi
Rivayete göre ışığın ve gerçeğin tanrısı Apollon, ırmak tanrısı Peneus’un kızı Defne’ye âşık olur. Ancak Eros’un okları yüzünden Apollon tutkuyla yanarken, Defne aşkı reddeder ve ondan kaçar. Yakalanmamak için Toprak Ana’ya sığınan Defne, dualarıyla bir defne ağacına dönüşür. Bugün barışın ve zaferin sembolü olan defne ağacı, Harbiye şelalelerinden akan sularla birlikte bu hüzünlü aşkı fısıldamaya devam ediyor.

Harbiye Şelaleleri
Antakya’nın 6 kilometre uzağında doğa ile tarihin iç içe. Daphne adıyla da bilinen şelaleler, yemyeşil bitkiler arasından dökülen suları, kır bahçeleri, yürüyüş parkurları ve restoranlarıyla beğeni kazanıyor. Roma döneminden kalma izlerle çevrili bu doğa harikası, fotoğraf tutkunlarının da uğrak adresi.

Trajan Su Kemeri
Harbiye Şelaleleri yakınlarında, Roma İmparatoru Trajan’dan adını alan ve antik çağlarda şehre su taşıyan önemli bir yapı. Devasa köprüyü andıran kemer, Osmanlı döneminde de kullanılmış olup günümüzde bir kısmı ayakta duruyor.

Aziz Simeon Manastırı
Samandağ ile Defne arasında 480 metrelik bir tepede yer alan, manzarası ve tarihiyle büyülüyor. M.S. 6. yüzyılda inşa edilen manastır, ilk Hıristiyanlık dönemlerinde önemli bir hac merkeziydi. Kilise, sarnıç ve vaftizhaneden oluşan yapının haç planlı mimarisi ve Aziz Simeon’un 45 yıl inzivaya çekildiği rivayeti burayı özel kılıyor.

Defne Köprüsü
Roma dönemi eseri, zarif taş işçiliği ve tarihi dokusuyla Defne Çayı üzerinde konumlanan köprü, antik dönemde bölgenin ticaret yollarını birbirine bağlayan stratejik bir geçit.

Defne Kilisesi
Defne ilçesinde, Antakya’nın erken Hıristiyan topluluklarından biri tarafından inşa edildiği tahmin ediliyor. Mimarisi ve duvar freskleriyle dikkat çeken kilise, dini ve kültürel açıdan büyük bir öneme sahip.

DÖRTYOL İLÇESİ
Eski adı “Harbiye” veya daha eski dönemlerde “Kalkhas” olarak geçiyor. Kinethöyük’ten başlayarak Roma ve Bizans dönemlerine uzanan geçmişi, Akadlardan Sümerlere, Roma’dan Bizans’a kadar egemenliği altında kaldı. M.Ö. 333’te İskender ile Pers Kralı III. Darius arasında yapılan ünlü İssos Savaşı’nın da Dörtyol yakınlarında gerçekleştiği biliniyor. Memlüklerin 1338’deki Çukurova fethi sonrası Özerli ve Ocaklı mahallelerine yerleşen Türkmenler, bugünkü Dörtyol’un temelini oluşturdu. Dörtyol, aynı zamanda Milli Mücadele’de “ilk kurşunun atıldığı yer.” 11 Aralık 1918’de işgal edilen ilçede, 19 Aralık’ta Mehmet Çavuş’un direnişi başlatmasıyla Kuvâ-yi Milliye örgütlenmesi hız kazandı. 9 Ocak 1922’de özgürlüğüne kavuşan, Atatürk’ün üç kez ziyaret ettiği yer.

İlk Kurşun Müzesi ve Atatürk Evi
Kurtuluş Savaşı’nın izlerini taşıyan önemli bir kültür merkezi. Taş ve ahşap mimarili konakta sergilenen balmumu heykeller, tablolar, madalyalar ve döneme ait silahlar, ziyaretçilere Milli Mücadele dönemine götürüyor. Müze, Atatürk ve dönemin kahramanlarını anmak için Hatay’ın en çok ziyaret edilen noktalarından biri.

Yeniyurt Plajı
Dörtyol ilçesine bağlı Yeşilyurt beldesinde, ücretsiz halk plajı. Uzun sahil boyunca uzanan çınar ağaçları, mangal alanları, çocuk oyun parkları ve su sporları imkânlarıyla ideal bir yer.

Kinet Höyük
Dörtyol ilçe merkezine 88 kilometre uzaklıkta, M.Ö. 5000–50 yılları arasında farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir arkeolojik alan. Geç Neolitik Çağ’dan Helenistik döneme kadar kullanılan höyükte yapılan kazılarda yüzlerce eser bulundu. Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Kapalı Değirmenli Şelalesi
Amanos Dağları eteklerinde, 20 metrelik sarp kayalardan dökülen buz gibi suları, huzurlu atmosferi, endemik bitkileri ve bakir doğasıyla doğa gezilerinin favori noktalarından biri. Kapılık Köyü’ne yakın konumuyla organik ürünler ve yöresel lezzetlere de yakın.

Beşikgöl Mesire Alanı
Dörtyol’un serin yaylalarından, ilkbahar ve sonbaharda renk cümbüşüne dönüşen manzaralarıyla, buz gibi dereler, kır bahçeleri ve balık restoranlarıyla öne çıkıyor. Alanda yürüyüş parkurlarında keyifli rotalara çıkabilir, çardaklarda çayını yudumlayarak huzur dolu bir gün geçirebilirsin. fotoğraf tutkunlarının da ilgisini çekiyor.

ERZİN İLÇESİ
Dörtyol’a 15, İskenderun’a 45 kilometre, Akdeniz kıyısında Nur Dağları’nın eteklerinde yer alıyor. Ekonomisi narenciye üretimine dayalı. Limon, mandalina, portakal ve greyfurt üretimi yapılan ilçeden, özellikle Satsuma mandalinası Avrupa ve Rusya’ya ihraç ediliyor. Akkoyunlular ve Türkmen boylarının yerleşimine dayanan eski adı “Tel Hamis” veya tarihî kayıtlarda “Terliz” olan Erzin, 1906’da bucak merkezi, 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla bu ile bağlandı. 2023 Kahramanmaraş depremlerinde Hatay’ın bina yıkılmayan tek ilçesi oldu.

Burnaz (Erzin) Plajı
6 kilometrelik sahil şeridiyle Akdeniz’in keyfini çıkarmak isteyenlerin uğrak noktası. Portakal ve limon ağaçlarıyla çevrili plaj, kamp ve karavan alanlarıyla da dikkat çekiyor. Plaj kulüpleri, su sporları merkezleri, duş ve tuvalet gibi olanaklarla donatılan Burnaz Plajı, yaz akşamları n etkinlikler düzenleniyor.

İssos Antik Kenti- Su Kemerleri
M.Ö. 5. yüzyıldan kalma tarihiyle Kilikya bölgesinin en önemli şehirlerinden. Helenistik döneme ait 8 metre yüksekliğindeki su kemerleri ve binlerce yıllık harabeler bulunuyor.

Başlamış Kaplıcaları
Amanos Dağı yamaçlarında, şifalı suları ve temiz havasıyla, karbonat, magnezyum, karbondioksit ve sülfür bakımından zengin suları, sindirim sistemi başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara iyi geliyor.

Erzin’in Şifalı Kaynakları
Yüksek mineralli Erzin İçmeleri, sindirim ve böbrek rahatsızlıklarının yanı sıra çocuklarda bağırsak kurtlarına karşı da fayda sağlıyor. İlçenin bir diğer sağlık kaynağı olan Erzin Ilıcası ise romatizmal hastalıkların tedavisinde tercih ediliyor. Halkın ücretsiz yararlanabildiği bölümlerin yanı sıra ücretli alanlar da bulunuyor.

Doğayla Buluşma Noktaları
Amanos Dağları’nın eteğinde yer alan Şahin Tepesi Tabiat Parkı, 100 hektarlık alanıyla yemyeşil ormanları, temiz havası ve panoramik manzarasıyla doğaseverlerin gözdesi. Yaz aylarının serin durağı olan Karıncalı Yaylası orman, akarsu, restoran ve ahşap evler var.

HASSA İLÇESİ
Amanos Dağları’nın eteklerinde, 1864-65 yıllarında Osmanlı Fırka-i Islahiye birlikleri komutanı İbrahim Derviş Paşa’nın bölgedeki isyanı bastırıp konaklamasıyla ortaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız işgaline uğrarken, 1921 Ankara Antlaşması sonrası özgürlüğüne kavuştu. 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla ilçe oldu. Suriye ile 24 kilometre sınırlı olup, tarım ve hayvancılıkla çok önemli. Üzüm ve nar üretimi öne çıkıyor.

Lav Tünelleri
Türkiye’nin başka hiçbir yerinde rastlanmayan lav tünelleri, Antakya–Kahramanmaraş graben hattındaki fay zonları boyunca oluşan düşük vizkoziteli lavlarla meydana gelmiş eşsiz volkanik yapılar. Sugediği yakınındaki 132 metrelik Eğrigöl Lav Tüneli hilal formuyla dikkat çekerken, 56,5 metrelik Ardıçlı Tüneli tamamen doğal bir tünel görünümlü. Yarımaktepe’deki tünel ise çöküntülerle iki bölmeli bir yapı oluşturuyor. Bölgenin en büyüğü, Ardıçlı ile Hassa arasında yer alan ve 260 bin yıl önce oluşan 2 kilometrelik lav tüneli, bilim insanları ve doğa tutkunları için özel bir keşif noktası niteliğinde.

Türkmen Mezarlığı
Aktepe Mahallesi’nde, Tolunoğulları döneminden itibaren Türk hakimiyetine giren yöre, Selçuklular, Memlükler ve Osmanlı dönemlerinde yoğun Türkmen göçleri aldı. Mezar taşlarında yer alan “ok” damgaları, Bayat boyuna ait simgelerle örtüşüyor ve bu topraklarda 16. yüzyılda güçlü bir Bayat yerleşimi olduğunu ortaya koyuyor.

Saylak Yerleşmesi
Koruhöyük köyü yakınlarında, Demir Çağı ve Ortaçağ’a ait keramikler bulundu. Höyüğün güneydoğu bölümünde 12 sunak çukuru tespit edild, bazaltik kayanın üzerinde yer alan çukurlar, 30×30, ebatlarında ve 15 santimetre derinliğinde.

Kaletepe Kalesi
Salmanuşağı Mahallesi’nde, 70 metre yüksekliğindeki dik bir tepenin üzerinde konumlanıyor. Kalenin kuzey ve batısı dağlık, doğu ve güneyi ise yerleşim yerleriyle çevrili. Bölge halkı, kalenin zirvesine bayrak direği dikmiş durumda. Kuzey eteğinde bulunan su deposu, kalenin tarihî kullanımını yansıtıyor.

Hassa Yaylaları
Domuzdamı Yaylası, Ebelikli Yaylası, Küreci Tandır, Demircikli ve Sancak Yaylaları; geniş çimenlik alanları, ormanlık yürüyüş yolları ve temiz havaya sahip. Çardak ve Kuşçu Tepe gibi noktalar ise panoramik manzaraları ve doğal sessizliğiyle dikkat çekiyor. Uzunziyaret Tepesi ise Hassa’yı yukarıdan görmek isteyenler için eşsiz bir rota.

İSKENDERUN İLÇESİ
Karaağaç’taki Telli Höyük, bölgenin MÖ 2000’lerden itibaren kesintisiz yerleşim gördüğünü ortaya koyuyor. Hititler’e bağlı Kadu Beyliği’nin ardından Fenikeliler buraya Myriaydus kolonisini kurmuş, Büyük İskender’in MÖ 333 Asya Seferi sırasında şehir Alexandreia adını aldı. Roma döneminde ticaret yolları üzerindeki bölge, Osmanlı döneminde de önemini korudu. 1872 depremi sonrası yeniden imar edilen şehir, demiryolu ve liman bağlantılarıyla gelişti. Portakal, zeytin, limon ve mandalina gibi tarım ürünleriyle öne çıkarken, buğday, arpa, nohut ve pamuk gibi ürünler de yetişiyor; yaylalarda hayvancılık devam ediyor.

Jumbo Karides
İskenderun Körfezi, dünyaca ünlü Jumbo Karidesin yetiştiği zengin sulardan biri olarak biliniyor. Büyük ve bol etli karidesler, suların ısınmasıyla Körfez’e geri dönüyor ve lezzetiyle rakipsiz kabul ediliyor. Vitamin, mineral, B12 ve selenyum açısından zengin olan karidesler, iç piyasada taze veya buzlanmış olarak tüketiliyor hem de Avrupa ile İstanbul’daki 5 yıldızlı otellere ihraç ediliyor.

İskenderun Deniz Müzesi
Atatürk Bulvarı’nda denizcilik tarihini yaşatıyor. Türkiye’nin üçüncü deniz müzesi olan yapı, 2008’de restore edilerek ziyarete açıldı. Sandal ve kadırga maketlerinden gemi objelerine kadar zengin koleksiyonuyla dikkat çeken müze, Hatay’ın en çok ilgi gören duraklarından.

İskenderun sahili
29 kilometreyi aşan uzunluğuyla Akdeniz’in en canlı kıyılarından biri. Plajları, su sporları ve sahil kafeleriyle yaz aylarında hareketlenen bölge, aynı zamanda tekne turları ve dalış imkânlarıyla da dikkat çekiyor. İskenderun’un en cazip duraklarından.

İskenderun Limanı
Hatay’ın deniz ticareti açısından en önemli noktası, Türkiye’nin en büyük limanlarından biri olan bu noktada gün doğumu ve batımında balıkçı teknelerinin manzarası çok güzel. Yaz aylarında düzenlenen tekne turlarıyla İskenderun Körfezi’nin güzelliklerini keşfedebilirsiniz.

Millet Parkı
50 dönümlük alanda yürüyüş ve koşu parkurları, bisiklet yolu, amfi tiyatro, yazlık sinema ve kermes alanı gibi sosyal donatılara sahip. 750 araçlık otoparkı ve spor sahalarıyla hizmet veriyor. Biyolojik arıtmalı göleti ve yeşil alanlarıyla bölge halkının yoğun ilgisini çekiyor.

Tren Garı
1913 yılında inşa edilen İskenderun Tren Garı, Çay Mahallesi’nde, çevresi otellerle çevrili konumuyla ilgi çekiyor. Tarihi ve otantik atmosferini koruyan gar, günümüzde de hizmette.

Şalen Kalesi
Amanos Dağları eteklerinde, Helenistik dönemde inşa edilmiş ve Bizanslılar ile Haçlılar tarafından kullanılmış, Alan Yaylası’na hakim sarp kayalıklar üzerinde konumlanan kale, büyüleyici doğa ve Amanos Dağları manzaralarına sahip. Yaz aylarında geleneksel Şalen Kalesi şenlikleri düzenleniyor.

Sarıseki (Kuşlar) Mağarası
Deniz seviyesinden 1300 metre yükseklikte, yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Binlerce yılda oluşmuş sarkıt ve dikitlerle, damlataş göletleri arasında, yarasalarıyla da ünlü. Ziyaretçiler, Azganlı Köyü’ne kısa bir yürüyüşle ulaşarak yöresel lezzetler tadabilir ve organik ürünler satın alabilir.

Bakras Kalesi
İskenderun-Antakya karayolunun 27. Kilometresinde, Amanos Dağları eteğinde, Helenistik dönemde inşa edilmiş. Arabistan yolunu kontrol altında tutmasıyla stratejik öneme sahip. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kalenin içinde bir kilise de bulunuyor.

Alexandretta Antik Kenti
M.Ö. 300’lü yıllarda Büyük İskender döneminde inşa edildiği düşünülen antik kent, liman kalıntıları, surlar ve tarihi yapıları ile devasa surları ve gün batımını fotoğraf çekebilirsiniz.

Nihal Atakaş Camii
Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de bir benzeri bulunan, 2019’da açılan ve 3 bin kişilik kapasiteye sahip cami, Selçuklu ve Osmanlı mimarisini modern çizgilerle buluşturan tasarımıyla dikkat çekiyor.

Sarıseki Kanyonu
Amanos Dağları eteklerindeki en etkileyici yerlerden, doğa sporları için mükemmel. Onlarca metre yükseklikteki sarp kayalar arasında rehberli doğa gezileriyle güzelliklerini görebileceğin kanyonun en özel nokrası olan Sarıseki Takım Şelalelerinin bembeyaz sularının harika fotoğraflarını çekerek, buz gibi sularla dolu kaya göletlerinde de yüzebilirsiniz.
Yunus Sütunu
Sarıseki Kanyonu çam ormanlarının Akdeniz’in masmavi sularıyla buluştuğu noktada yükselen, antik döneme ait anıtsal bir kapının günümüze kalan son parçası. 1,5 metre eninde ve 4 metre yüksekliğindeki kesme taş sütun, halk arasında Hz. Yunus’un balığın karnından çıktığı yer olarak biliniyor. Panoramik manzaralarıyla büyük ilgi çekiyor.

Meryem Ana Havuzu
Hacıahmetli Köyü sınırlarında, Hz. Meryem’in yüzdüğü rivayet edilen antik bir doğal havuz. Sarp kayalarla çevrili, buz gibi suları ve endemik bitkileriyle dikkat çeken havuz, Hıristiyanlık inancında birçok efsaneye konu olmuş.

Tarihi Kiliseler
Marcircos Kilisesi (Rum Ortodoks, 1585): Denizciler Caddesi üzerinde, ibadet ve adak amacıyla kullanılıyor. 5 Mayıs’ta Hıdır İlyas şenlikleri ve 6 Mayıs’ta Aziz’in isim günü kutlamaları burada gerçekleşiyor. Aziz Nikola Kilisesi (Rum Ortodoks, 1870): Şehit Pamir Caddesi’nde, ibadete açık ve içindeki tablolar ile işlemeler oldukça değerli. Karasun Manuk Ermeni Kilisesi (1872): Ermeni cemaati tarafından kullanılan kilise, restore edildi ve açık. İtalyan Katolik Latin Kilisesi (1600’ler): Kapuçin Rahipleri tarafından Mithat Paşa Caddesi üzerine kurulan kilise, 1888’de restorasyon ile 14 sütun üzerine yapıldı. Her gün ayin var.

KIRIKHAN İLÇESİ
M.Ö. 3000’lere uzanan, eski adıyla Yayladağ, Akat, Hurr, Hitit, Asur ve Pers akınlarıyla kısa süreli yerleşimler gerçekleşti. M.Ö. 33 yılı civarında Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu yıkmasıyla kurulan yeni düzen, Kırıkhan’da yoğun yerleşimleri başlatmış. Helenistik döneminden Darb-ı Sak Kalesi ve ova boyunca sıralanan 34 höyük bir güvenlik ve haber alma merkezi olmuş. Türkiye’de yaşayan Hatay Dağ Ceylanı (Gazella gazella) türünün en önemli yaşam alanlarından. Suriye sınırına yakın bölgelerde yaşayan bu tehlike altındaki türün sayısı, 2020 itibarıyla yaklaşık 900’e yükselmiş. Hatay Dağ Ceylanı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edildi. İlçenin ekonomisi büyük oranda tarıma dayalı.

Çataloluk Yaylası
Hatay merkezine 27 kilometre uzaklıkta serin havası ve el değmemiş doğasıyla, ahşap yayla evleri, bahar aylarında açan rengarenk çiçekleri ve yemyeşil manzarasıyla huzurlu bir yer.

Danaahmetli Köyü Taş Köprüsü
Kırıkhan’da Karasu üzerinde, 6 gözlü olan taş köprü, 16. yüzyıla ait olduğu tahmin ediliyor. Eskiden Ceylanlı Mahallesi’nden Halep’e giden yol üzerinde kurulan köprü, günümüzde halen sağlam bir şekilde kullanılıyor. Yörede yaşamış bir aşiret reisinin hanımı tarafından yaptırıldığına dair rivayetlerle de anılıyor.

Alan Yaylası
Kırıkhan’dan 6 kilometre sonra, Ceylanlı ve Eşmişek Mahalleri üzerinden ulaşılabilen, 8 kilometrelik virajlı ve maki türü bitkilerle çevrili bir yolla erişilebiliyor. Ayrıca 40 kilometrelik dar stabilize yol ile İskenderun’a da bağlanıyor. Yayla, çam, iğde ve meşe ormanlarıyla çevrili. Bakkal, fırın, berber ve sebze-meyve temini yapılabiliyor.

Ceylanlı Mahallesi – Beşkardeşler Mağarası
Ceylanlı Mahallesi yakınında, tipik kaya mezarları ve inziva odaları görünümüne sahip. 3 katlı yapının kayaların üstünde 3 gözlü pencere delikleri görülüyor. Halk arasında Sütlü Mağara olarak da bilinen mağarada, çevredeki yazılarda “Vakfettim Burası Bir Vezir Mahallidir…” ibaresi yer alıyor. İnanışa göre, burada bir kişi eşi ve çocuklarıyla yaşamış.

Darb-ı Sak Kalesi ve Beyazıt-ı Bestami Türbesi
Kalenin yapım tarihi tam olarak bilinmese de, Persler, Selçuklular ve Haçlılar tarafından kullanıldığı kayıtlardan anlaşılıyor. Kuzey kesimindeki su kemeri, mutlaka görülmesi gerekir. Beyazıt-ı Bestami Türbesi ise çeşitli onarımlar sayesinde günümüze kadar korunmuş ve tarih tutkunları için önemli bir ziyaret noktası haline geldi.

Gölbaşı Gölü
Kırıkhan’ın doğusunda, Suriye sınırına yakın Gölbaşı Köyü’nde, ilçenin tek doğal gölü. Derinliği 5-10 metre arasında değişen gölde balık üretimi yapılmakta ve sulama amaçlı kullanılmaktadır. Gölde ayrıca küçük bir adacık bulunuyor. Conba Kanalı aracılığıyla göl, Amik Ovası Sulama Kanalı’na bağlanmış.

Amik Ovası ve Bölgedeki Geçitler
Amik Ovası, doğal yapısı gereği kuzey-güney doğrultusunda Amanos Dağları ile Kürtdağları arasında uzanan önemli bir geçit. Doğu-batı yönünde en kritik geçitler, Suriye’ye doğru Yalangoz–İncirli civarında yer alırken, batıda Gedik–Belen geçidi, Türkiye’nin en önemli İpek Yolu güzergahlarından biri oldu. Ayrıca kuzeybatıdaki dağlık alanlarda, Ceylanlı Köyü üzerinden Amanosları aşan patikalar aracılığıyla İskenderun, Dörtyol ve Hassa ilçelerine ulaşım sağlanabiliyor.

Muratpaşa Köprüsü
Muratpaşa Mahallesi’nde, 17. yüzyılda Sadrazam Kuyucu Murat Paşa tarafından Canbolatoğlu isyanını durdurmak amacıyla yaptırılmış. İlçe merkezine 10 kilometre uzaklıktaki köprü, 400 yılı aşkın süredir ayakta kalmayı başarmış. 200 metre uzunlu ve 7 metre genişliğinde olan köprü, 16 göz ve 2 bölüme sahip.

KUMLU İLÇESİ
Amik Ovası’nın bataklık ve sazlık alanlarından biri olan bölge, 1945’te iskân yeri olarak açıldı. “Camuzlar” adıyla gelen birkaç aile burada Killik Köyü’nü kurdu. 1947’de bataklıkların kurutulmasıyla yerleşim hız kazandı, 1965’te kasaba olurken 1968’de belediye teşkilatı kuruldu. 9 Mayıs 1990’da ise ilçe oldu. Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanıyor. Halkın yaklaşık yüzde 85’i çiftçilikle geçiniyor. Son yıllarda tarıma elverişli olmayan dağlık ve taşlık alanlarda zeytin üretimi öne çıkarken, hayvancılık sınırlı olarak yapılıyor.

Kumlu Adını Toprağından Alıyor
Afrin Çayı’nın taşkınlarıyla eski Amik Gölü çevresine taşınan kumların oluşturduğu yığınlar, yörede belirgin kum tepeleri meydana getirdi. Hayvancılıkla uğraşanlar ve avcılar bu alanı “Kumlu” diye anmaya başladı. Bir başka anlatıma göre ise Amik Gölü’nün kurutulmasının ardından ortaya çıkan kum birikintileri ve rüzgârla havaya savrulan kum taneleri, ilçeye adını verdi. Bölge halkı, toprağının özelliği nedeniyle burayı “Kumlu” olarak benimsedi.

Tandır Geleneği Yaşatılıyor
Özel killi toprak ve saman karışımıyla hazırlanan tandırlar, 5-10 yıl boyunca kullanılabiliyor.
Tandır yapımı zahmetli ve ustalık gerektiren bir süreç. Toprak, yoğrulup silindir şeklinde örülürken, hava delikleri ve bacalar özenle bırakılıyor. İlçelerde ekmek pişirmek için kullanılan tandırlar, ekonomik ve kültürel önem taşıyor. Uzmanlar, tandırların korunması ve geleneğin yaşatılması için turizm amaçlı ziyaretçilere de açılmasını öneriyor.

Meyan Kökü ve Şerbeti
Yaz aylarında toplanan meyan kökü, kurutulduktan sonra şerbet olarak tüketiliyor. Glikoz, sakaroz, tanen ve meyan kökü (glycyrrhizik asit) gibi zengin bileşenler içeren meyan kökü, Osmanlı döneminden beri tatlı ve şifa amaçlı kullanılıyor. Yörede halk, meyan şerbetini serinlemek ve çeşitli rahatsızlıklara karşı destek olarak tüketiyor. Uzmanlar, bu geleneksel içeceğin kültürel ve sağlık açısından önemine dikkat çekiyor.

Kumlu Höyüğü
Kazılarda ortaya çıkan kalıntılar, bölgenin farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığını ortaya koyuyor. Arkeoloji meraklıları, höyüğü ziyaret ederek bölgenin binlerce yıllık geçmişine tanıklık edebiliyor.

Green Hamamat Kaplıcaları
Kırıkhan–Reyhanlı karayolu üzerinde, 37 derece sıcaklıktaki yüksek kükürt oranlı suyuyla 2010 yılından bu yana hizmet veren tesis, romatizmal hastalıklar, kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ve rehabilitasyon süreçlerinde hekim kontrolünde destekleyici uygulamalı.

Delibekirli Köprüsü
Osmanlı döneminden, kesme taş işçiliği ve sade mimarisiyle tarım arazileri arasında yükselen köprü, fotoğraf meraklıları için doğal bir plato niteliğinde. Köprünün en dikkat çeken yönü, kırsal dokunun içinde neredeyse gizli kalmış olması.

Köseoğlu Çiftliği
Yerel tarım ürünleri ve kırsal yaşam deneyimiyle ailelerin hafta sonu kaçamakları için tercih ettiği alan, özellikle ilkbahar aylarında yemyeşil manzarasıyla dikkat çekiyor.

Kumlu Kent Parkı
Yaz akşamlarında ailelerin buluşma noktası hâline gelen park, Kumlu’nun sosyal yaşamına canlılık katıyor.

Çifte Höyükler
Tarih öncesi yerleşim izleri barındırırken araştırmalar bölgenin binlerce yıllık yerleşim alanı olduğunu ortaya koyuyor. Höyüklerin en dikkat çekici yanı, henüz geniş çaplı kazı çalışmalarının yapılmamış olması.

Karıncalı Tepe
Kumlu’ya hâkim bir noktada, panoramik manzarasıyla gün batımında Amik Ovası’nı izlemek isteyenler için ideal bir seyir noktası.

Hacıpaşa Suyu
Doğal su kaynağı ve çevresindeki yeşil özellikle yaz aylarında serinlemek ve doğada vakit geçirmek isteyenler için sakin bir yer.

Topaktaş Şelalesi
Serin suları ve çevresindeki bitki örtüsüyle mevsimsel debi değişimleri nedeniyle her dönemde farklı bir manzara oluşturuyor.

PAYAS İLÇESİ
Anadolu’yu Suriye ve Ortadoğu’ya bağlayan güzergâh üzerindeki konumu nedeniyle tarih boyunca stratejik öneme sahip olan Payas, eski çağlarda “Baias” adıyla anılmış. 622 yılında Bizans İmparatoru Herakleios ile İran Kralı II. Hüsrev arasında yapılan büyük savaş ilçede gerçekleşmiş. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi ile Osmanlı topraklarına katılan Payas, 1567-1571 yıllarında Cenevizlilerden kaleyi yeniden inşa etmiş, külliye, cami, hamam ve imaretleri ise 1568-1574 yıllarında tamamlanmış. 1970’li yıllarda sanayiye açılan ilçe, 12 Kasım 2012’de ise Dörtyol’a bağlı bucak iken ilçe oldu. Sanayi, tarım ve hayvancılıkla gelişen dengeli bir ekonomiye sahip. Tarım alanında ise narenciye başta olmak üzere zeytin, kayısı, hububat ve sebze üretimi yapılıyor.

Payas Kalesi
Cenevizliler tarafından Haçlı Seferleri döneminde inşa edilen kale, 8 kulesi ve sağlam surlarıyla etkileyici bir manzaraya sahip. Osmanlı döneminde geliştirilmiş olan kalede iç kale bölümlerini gezebilir, surlardan panoramik fotoğraflar çekebilir ve kısa bir yürüyüşle yakınındaki Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’ni de ziyaret edebilirsiniz.

Cin Kulesi
Payas Limanı’nı korumak amacıyla 1577 yılında inşa edilen, eskiden “İskele Kalesi” olarak da anılan kule, iki katlı yapısıyla 360 derece görüş alanına sahip ve limana hâkim bir noktada. Cin Kulesi, limanda yapılan tabyalar ve silahlandırılmış savunma yapıları ile birlikte, Payas Kalesi’ni destekleyen son büyük yapıyı oluşturuyor. Babıali’den gelen talimat doğrultusunda kuleye 4top ve yeterli sayıda hisar eri yerleştirilmiş, böylece düşman gemilerinin taarruzuna karşı liman savunması güçlendirilmiş.

Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi
1574 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Vezir-i Azam’ı Sokullu Mehmet Paşa’nın emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edildi. Külliye, İstanbul-Mekke güzergâhında hac yolcuları ve kervanlar için bir menzil külliyesi olarak tasarlanmış olup, kervansaray, camii, medrese, hamam ve 48 dükkânlı bedestenden oluşuyor. 12 bin 400 metrekarelik alanıyla bölgenin en büyük tarihî yapılarından biri.

Arasta
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’nin ana eksenini oluşturan arasta, 115 metre uzunluğunda olup kuzey-güney doğrultusunda konumlanmış. Arastanın doğu kanadında 27, batı kanadında ise 21 dükkân bulunuyor. Koridor genişliği 8,20 metre olarak tasarlanmış. Dükkânların üstündeki dikdörtgen pencereler sayesinde sıcak yaz günlerinde doğal hava sirkülasyonu sağlanıyor. 2015 yılında dükkanlar kiraya verilerek ticari kullanıma açıldı.

Sarı Selim Camii
1574-1575 yıllarında inşa edilmiş Osmanlı dönemi eserlerinden biri. Ters T planlı cami, iç mekanlarındaki etkileyici dini motifler, geniş avlusundaki tarihi su kuyusu ve yüzlerce yıllık anıt zeytin ağacıyla tarihi ve görsel bir güzellik.

Mesire alanları
Gök Göl Mesire Alanı, Sincan Mahallesi’nde, şehir merkezine 2 kilometre. Çınarlık Yaylası, 7 kilometre. uzaklıkta ve asfalt yolla ulaşılabiliyor. Çam ve çınar ağaçlarıyla kaplı. Fındık Yaylası, 15 kilometre. mesafede olup çam, ardıç ve maki ile fındık ağaçlarının oluşturduğu doğal alan. Büyük Sincan Yaylası, 10 kilometre. uzaklıktaki konumuyla çam, ardıç ve maki türü ağaçlarla kaplı bir diğer doğal güzellik.

Damlataş Mağarası
Sincan Mahallesi’nde, ilçeye 15 kilometre mesafede ve deniz seviyesinden 542 metre yükseklikte. 2004-2005 yıllarında keşfedilerek yaklaşık 120 milyon yıllık olduğu belirlenmiş. Toplam uzunluğu 95 metre olan, tarih öncesi doğa oluşumları ve sarkıt-dikitleriyle ziyaretçilerini büyülüyor.

Meryem Ana Çeşmesi
Sincan Yaylası mevkiinde, rivayetlere göre Meryem Ana ve Hz. İsa, pınarın bulunduğu alanda konaklamış ve vaftiz gerçekleştirmiş. Çeşmenin bulunduğu bölgede ayrıca bir kilise kalıntısı yer alıyor. Bu nedenle alan, Hıristiyanlar tarafından uzun yıllar boyunca ziyaret edilmiş ve inanç turizmi açısından önem kazanmış durumda.

REYHANLI İLÇESİ
İrtah adıyla bilinen kasaba, Türkmen aşiretleri ve göçmenlerin yerleşimiyle gelişmiş, 1939 yılında Türkiye topraklarına katılarak ilçe oldu. Cilvegözü Sınır Kapısı ile Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kapısı konumunda. Tarım ve ticarette bölge ekonomisinin lokomotifi. Pamuk ve buğday üretiminin yanı sıra tarıma dayalı sanayi tesisleriyle de öne çıkan ilçe, sebze üretimi ve hayvancılıkta da önemli bir paya sahip. Tarihî geçmişi, Yenişehir Gölü gibi doğal güzellikleri ve zengin mutfağıyla Reyhanlı, ekonomik ve kültürel açıdan Hatay’ın en dinamik ilçelerinden biri olmayı sürdürüyor.

Tell Tayinat Höyüğü
Asi Nehri’ne 1,5 kilometre uzaklıkta, Geç Hitit dönemi Patina Krallığı’nın başkenti olarak tarih sahnesinde önemli bir konuma sahip. Arkeolojik kazılarda Erken Tunç ve Erken Demir Çağı’na kadar uzanan eserler bulunan höyükte, kaya kabartmaları, taş heykeller ve stelleri var.

Reyhanlı Hamamat Kaplıcaları
İlçe merkezine 16 kilometre mesafede, klorür açısından zengin. Termal otelleri ve sağlık tesisleriyle dikkat çeken bölge, Amik Ovası manzaralı.

Reyhanlı Hamamı
Reyhanlı ilçe merkezine 20 kilometre mesafede, Türkiye-Suriye sınır kapısına yakın. 5 farklı kaynaktan çıkan kaplıca suları, içme ve banyo amaçlı kullanılabiliyor. Özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor.

Yenişehir Gölü
Reyhanlı’da sınır kapısı ile ilçe arasında yer alan, çevresi yeşillikler, ağaçlar ve çay bahçeleriyle mesire alanına dönüştürülen göl, üzerinde yer alan köprüsü ve sandal gezileriyle biliniyor. Gölün yanında, 1317 tarihli Yenişehir Camisi bulunuyor. Taş malzemeden yapılmış tek katlı yapı, sade ama etkileyici mimarisiyle gölün ruhuna eşlik ediyor. Ayrıca bölgenin yakınlarında Roma dönemine ait antik İmma yerleşiminin izleri bulunuyor.

Antik Yerleşim İmma
Reyhanlı yakınlarında, Antakya–Cilvegözü yolu üzerinde, antik dönemden bu yana önemini koruyan bir yerleşim noktası. Roma ve Bizans dönemlerinde iskân gördüğü bilinen bölge, bugün ise halkın piknik yaptığı doğal bir alan. Tarihi kaynaklarda sık sık adı geçen ve İmmey Savaşı ile de anılıyor.

Atçana Höyüğü
Reyhanlı–Antakya yolu üzerinde yer alan ve müzeye bağlı bir ören yeri olan Atçana (Alalakh) Höyüğü, MÖ 18. yüzyılda Yarim-Lim, MÖ 15. yüzyılda ise Nigme-Pa tarafından yaptırıldığı bilinen saray kalıntılarıyla öne çıkan ören yerinde bir de tapınak bulunuyor. Kazılarda çıkarılan eserlerin önemli bir kısmı Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenirken, bir bölümü ise zamanında kaçırılarak British Museum’un koleksiyonuna girmiş durumda.

Kızlar Sarayı (Kasr-el Benet)
Reyhanlı–Halep yolu tampon bölgede yer alan, Bizans dönemi mimarisi. Kesme blok taşlarla örülü geçidi ve kare planlı kulesiyle inşa edilen sarayın içinde muhafızlara ait odalar, su deposu ve 8 mezar odası bulunuyor. Kulenin kuzey ve doğu bölümlerindeki kalıntılar yapının askeri ve dini işlevini gösterirken, güney kısmındaki Bizans kilisesi duvarlarındaki kabartmalar Suriye süsleme sanatının izlerini yansıtıyor. Girişte yer alan Latin haçı motifi ise yapının Haçlı döneminde de kullanıldığını ortaya koyuyor.

Müderrisoğlu Konağı
Kavalcık (Harran) Mahallesinde, Osmanlı dönemine ait mimarisi, kesme taş işçiliği, zarif detayları ve geniş avlulu konak, zaman zaman düzenlenen etkinlik ve sergilerle de kültürel bir merkez işlevi görüyor. Konak, Yeşilçam’ın başyapıtlarından başta Kibar Feyzo olmak üzere birçok film ve diziye ev sahipliği yaptı.

Cemil Meriç Kültür Evi
1916’da Reyhanlı’da dünyaya gelen ünlü yazar ve düşünür Cemil Meriç’in doğduğu ev, bugün kültür ve edebiyatseverlerin uğrak noktası. Kesme taş kaplama ve yığma yapım tekniğiyle inşa edilen tarihi yapı, aslına uygun restore edilerek Cemil Meriç Kültür Evi olarak hizmet veriyor. Müzenin bir katında Meriç’in hayat hikâyesi ve eserleri kronolojik bir düzenle sergilenirken, ışık, ses ve görsel efektlerle ziyaretçilere adeta zaman yolculuğu yaşatılıyor. Sohbet ve okuma odaları ve portakal çiçekleri kokan bahçesiyle dikkat çekiyor.

SAMANDAĞI İLÇESİ
Osmanlı döneminde ve Fransız Mandası yıllarında Süveydiye (Suveydiye) olarak anılan ilçe, 1948 yılında ismini Samandağ olarak değiştirmiştir. MÖ 7. yüzyıldan bu yana Al Mina Limanı, Seleucia Pieria ve Roma dönemi kalıntıları ile bilinirken, narenciye ve zeytin üretimiyle geçimini sağlıyor. 14 kilometrelik Çevlik Sahili, Caretta caretta ve Chelonia mydas kaplumbağalarının koruma altında yumurtladığı yerlerden. Arap, Ermeni ve Türkmenlerin bir arada yaşadığı ilçede Hz. Hızır Türbesi, Beşikli Mağara ve tarihi kiliseler kültürel zenginlikleri. Tarihi surlar ve liman kalıntıları antik şehir dokusunu gözler önüne sererken, teraslarda mozaiklerle süslü Roma villaları ve Bizans dönemine ait kalıntılar geçmişin izlerini koruyor. Denizi yazın rüzgarlı olduğundan sörf için de uygun.

Şehrin üç büyük kapısı bulunuyor
Güneydeki “Pazar Kapısı”, orta kapı olarak bilinen “Bab el-Kils” ve limana açılan “Bab el-Mina.” Bu kapıların her biri bir zamanlar savunma ve ticaretin merkez noktalarıydı. Limanın etrafında sıralanan kuleler ve kanallar, eski şehrin deniz bağlantısını güvence altına alıyordu. Kuzey-doğudaki çapraz duvar ve surlar, şehrin içyapısını korurken, güneydeki bekçi evleri 3×12 metrelik odalarıyla stratejik gözetim sağlıyordu.

Samandağ sahili
Hatay’da günlük gezilerin en popüler duraklarından biri. 16 kilometre boyunca uzanan altın kumları ve masmavi Akdeniz suları, rüzgar sörfü ve yelken gibi aktiviteler için ideal.

Çevlik Plajı
14 kilometrelik uzunluğuyla Türkiye’nin en geniş sahillerinden biri. Altın kumları ve Akdeniz’in serin sularıyla ziyaretçilerini ağırlayan plaj, aynı zamanda nesli tükenme tehlikesindeki deniz kaplumbağalarının da yumurtlama alanı. Ücretsiz kamp imkânı, kafeleri ve yürüyüş yollarıyla Çevlik, Samandağ’ın en cazip turistik duraklarından.

Asi Nehri
Antakya’nın simgelerinden biri olarak her mevsim kartpostal güzelliğinde. 380 kilometrelik uzunluğuyla kente hayat veren nehir, taş köprüleri, mesire alanları ve balık restoranlarına sahip. Akşam ışıklandırmaları ve çevresindeki tarihi Antakya evleriyle Asi Nehri, fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmez adresi.

Vespasianus ve Titus Tüneli
Merkeze 5 kilometre, M.S. 69 yılında Roma İmparatoru Vespasian tarafından yapımına başlanıp, 81 yılında oğlu Titus tarafından tamamlanmış antik bir mühendislik harikası. 1380 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde olup, Roma dönemi su mühendisliğinin en başarılı örneklerinden. Sellere ve su baskınlarına karşı devasa kayalar arasında inşa edilen yapı, çevresini saran endemik bitkiler ve doğal güzellikleriyle, 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edildi.

Beşikli Mağarası
Titus Tüneli’nin 100 metre uzağında, M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilmiş ve bölgedeki en büyük kaya mezarları bulunuyor. Seleucia Pieria Antik Kenti sınırları içindeki mağara, kayalar içine oyulmuş tüneller, sunaklar ve tapınaklar bulunuyor. 250 mezar ve gizli geçitlerle dolu mağarada yürüyüş yaparken, kazılarda ortaya çıkan farklı dönemlere ait paha biçilmez eserleri de görme fırsatı var.

Üçağızlı Mağarası
M.Ö. 15.000 yıllarına kadar uzanan tarihiyle rehberli mağaracılık turları ve doğa yürüyüşleriyle keşfedilebiliyor. Zorlu bir yürüyüşle ulaşılan mağarada yapılan arkeolojik kazılarda taş aletler ve tarihi kalıntılar bulunurken, mağaranın konumundan Akdeniz’in panoramik manzarası görülebilir.

Dor Mabedi
Kapısuyu Mahallesi’nde, tamamen beyaz mermerle inşa edilen mabedin günümüze ulaşan bölümlerinde sütunlar, başlıklar ve mermer parçalarından oluşuyor. Yapım tarihi M.Ö. 300 olarak tahmin edilen mabette, kazılarda bulunan İsis-Afrodit heykelciği, mabedin bu tanrılar için yapıldığı yönündeki görüşleri güçlendiriyor.

Batıayaz Köprüsü
Samandağ ilçesinde, Osmanlı döneminden kalan tek kemerli mimarisi 2019’da aslına uygun şekilde restore edildi. Çam ormanlarıyla çevrili doğal manzarası sayesinde fotoğraf tutkunlarının uğrak noktası.

Hıdırbey Köyü ve Musa Ağacı
Hıdırbey Köyü kır bahçeleri, taş ve ahşap evleriyle de tarihi bir atmosfer. Köyde Musa Ağacı, 3 bin yıllık geçmişi ve etkileyici efsaneleriyle büyülüyor. Efsaneye göre Hz. Musa’nın asasını toprağa dikmesiyle yeşeren anıtsal ağaç, 7,5 metre çapı ve 7 metre yüksekliğiyle dikkat çekiyor. Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alınan Musa Ağacının etrafında yer alan çay bahçeleri ve dinlenme alanları bulunuyor.

Ab-ı Hayat Çeşmesi
Samandağ’ın Hızırbey Köyü’nde, efsanelere göre ölümsüzlük suyunun aktığı yer olarak biliniyor. Musa Ağacı’na kısa bir yürüyüş mesafesinde yer alan çeşme, şifalı olduğuna inanılan suyu, köyün tarihi dokusu ve dere kenarındaki kır bahçeleri gezinin keyfini artırıyor.

Vakıflar Köyü
Arkası Musa Dağı, önü masmavi Akdeniz manzaralarıyla çevrili köy, Türkiye’nin tek Ermeni köyü. Asırlık taş evleri, tarihi kilise ve camileri, meyve bahçeleri ve çınar altı kahvehaneleri ve yöresel lezzetleri tatmak ve fotoğraf çekmek için cazip.

Hz. Hızır (Samandağ) Türbesi
Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu rivayet edilen tepe üzerinde yer alan bembeyaz mimarisiyle dikkat çekiyor. Çevlik Plajı’na ve 3000 yıllık Musa Ağacı’na yakın konumda bulunan türbe, alk arasında Samandağ Türbesi olarak da biliniyor.

Yeşilyazı Asma Köprüsü
Samandağ ilçesinde Asi Nehri üzerinde yer alan 30 metrelik, doğa yürüyüşleri ve fotoğraf tutkunlarının uğrak noktalarından biri. Samandağ’a 5 kilometre mesafedeki çelik halatlı köprü, yeşil doğa, şelaleler ve Asi Nehri manzarasıyla özellikle gün batımında etkileyici.

Batıayaz (Firnis) Yaylası- Köprüsü
Hatay merkeze 24 kilometre, halk arasında bilinen adıyla Firnis Yaylası, yaz sıcaklarında serinlemek isteyenlerin gözde adreslerinden biri. Musa Dağı eteklerinde şelaleleri, buz gibi dereleri, kamp ve piknik alanlarının yanı sıra tarihi köprüye de ev sahipliği yapıyor. Ahşap yayla evleriyle ilgi çeken bölge, yakınındaki Batıayaz Köyü’nde sunulan organik köy lezzetleriyle de keyifli bir mola noktası.

St. Simon Manastırı
Defne ve Samandağ ilçeleri sınırında, 479 metre yükseklikteki bir tepede, kayalara oyulmuş mimarisi ve tarihi dokulu. Adını buraya yerleşerek 45 yıl boyunca yaşayan St. Simon’dan alan manastır, onun sütunu ve izleriyle Stilitler tarikatının da merkezi olmuş.

Yeşilyazı Asma Köprü
Asi Nehri üzerine kurulu, bölgenin simgesel yapılarından biri. Halk arasında “Asi gerdanı” diye anılan köprü, Halfeti’deki ünlü asma köprünün bir benzeri. Merkeze uzak bir konumda ama köprüde nehir manzarası çok güzel.

YAYLADAĞI İLÇESİ
Hatay’ın güneyinde, ilçenin en yüksek noktası Keldağ üzerinde yer alan “Harabe Kilise” kazılarında İyon, Roma ve Abbasi dönemlerine ait paralar bulundu. Montblace adlı kentin, döneminin en büyük ticaret merkezlerinden biri olduğu ve şarapçılık ile ipekçiliğin ilk kez burada tekel hâline getirildiği belirtiliyor. Keldağ’ın volkanik patlamasıyla yok olduğu düşünülen şehir, 60 odalı hastane kalıntılarıyla da dikkat çekiyor. 1700 yıllık Barlahan Kilisesi ise St. Pierre’den sonra yapılan en eski Hristiyan ibadet yerlerinden biri. Osmanlı idaresinden Fransız işgali sonrası, Hatay Devleti döneminde 1939’da Türkiye’ye katıldı.

Kışlak Köyü Tuzlu Yoğurt
Kışlak Köyü’nde yöresel bir lezzet olan tuzlu yoğurt, yüzyıllardır dededen toruna aktarılan yöntemlerle üretiliyor. Yoğurdun kaynatılarak tuzla saklanmasıyla hazırlanan bu özel lezzet, hem uzun süre bozulmadan dayanıyor hem de bölge mutfağının vazgeçilmez tatları arasında yer alıyor. Geleneksel sofralarda sıklıkla kullanılan tuzlu yoğurt, köy halkı için kültürel bir miras olma özelliğini de koruyor.

Kara Mağara
Yayıkdamlar Köyü’ne 7 kilometre mesafedeki mağara, 100 metre yükseklikte konumlanmış ve 200 metrekarelik alanıyla etkileyici. Sarkıt ve dikitlerle dolu mağarada fışkıran ve denize karışan şifalı kaynak suları için de sıkça ziyaret ediliyor. Yürüyüş yapabilir, denize karışan şifalı kaynak sularında rahatlayabilirsiniz.

Barlaham Manastırı
Türkiye-Suriye sınırına yakın, Yeditepe beldesinden yaklaşık 2,5 saatlik zorlu bir yürüyüşle ulaşılan manastır, günümüzde harap durumda olsa da tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptı. M.Ö. 3. yüzyılda Selevkoslar döneminde Dor düzeninde bir tapınağın bulunduğu alanda, MS 4. yüzyılda Aziz Barlaham’ın Zeus heykelini yıkarak keşiş topluluğu kurduğu biliniyor. 6. yüzyılda yapılan kilise 526 Antakya Depremi’nde yıkılırken, manastır 10. yüzyılda Gürcü papazlar tarafından yeniden inşa edildi. 1268’e kadar aktif kaldı.

Yeditepe Köyü
Taş evleri ve doğal yaşamıyla, samimi insanlarıyla misafirperverliğin en güzel örneklerini veren köy, aynı zamanda yöresel ürünleriyle de önemli. Özellikle köyde üretilen doğal gıdalar, ziyaretçilerin ilgisini çeken en önemli unsurlar arasında.

Denizgören Köyü
Yayladağı’nın en özel yerleşimlerinden, temiz havası ve eşsiz manzarasıyla Akdeniz’in panoramik güzelliğini seyretmek isteyenler için adeta bir seyir terası. Doğa yürüyüşleri ve sakin bir mola arayanlar için ideal olan köy görülmeli.

Üçağızlı Mağarası
MÖ 41 bin ile 15 bin yılları arasındaki insan izlerinin yanı sıra, Üçağızlı II tabakalarında 75 bin yıl öncesi buluntularına ulaşıldı. Çıkarılan taş aletler ve süs eşyaları, Neandertaller ile Homo sapiens’in etkileşimine dair önemli ipuçları. Deniz kıyısındaki sarp kayalıkta yer alan mağaraya ulaşım güç olsa da, arkeoloji ve tarih meraklıları için eşsiz nitelikte.

Mustafa Sarıipek

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir