ANTAKYA’DAKİ KÜLTÜR VARLIKLARININ DEPREM SONRASI ONARILMASI ÜZERİNE ÖNERİLER
ANTAKYA’DAKİ KÜLTÜR VARLIKLARININ DEPREM SONRASI ONARILMASI ÜZERİNE ÖNERİLER
Antakya çevresinde ilk yerleşim tarihi MÖ 4000’lere dayanmakta olup, o dönemlerde Bereketli Hilal’de önemli bir coğrafi konuma sahip ve bu nedenle birçok medeniyetin etkileşime girerek farklı mekânsal deneyimlerin iç içe geçtiği bir yerleşim olma özelliğini bulundurmaktadır. Evliya Çelebi’ye göre Antakya kuruluş itibarıyla İstanbul’dan yaşlı bir yerleşimdir. Kent siyasi, ekonomik, sosyal ve dini bir öneme sahip olagelmiştir. Seleukos İmparatorluğu’nun başkenti (MÖ 285’ten sonra), Doğu Roma’nın başkenti, Haçlı Seferleri Döneminde ise önemini korumuştur. Dini açıdan ise Hristiyan teriminin ilk kez ortaya çıktığı yer olması nedeniyle de büyük bir öneme sahiptir. Antakya kenti mimar Xenarius tarafından ızgara plan (Helenistik Dönem) şeklinde Asi Nehri’ne yaklaşık paralel olarak tasarlanmıştır. Bu yaklaşık paralel sokaklar 112 metre, bunları dik kesenler ise 56 metre aralıklarla düzenlenmiştir. Bu düzen Suriye ve Mezopotamya Seleukos şehirleri ile benzerdir.
Roma Dönemi’nde ilk yerleşim MÖ 67’de Asi Nehri Adası’nda görülürken, bu ada sonrasında köprülerle şehre bağlanmış MÖ 47’de Sezar’ın isteğiyle kentte tapınak, hamam, amfi tiyatro gibi yapılar inşa edilmiştir. Aynı zamanda bu dönemde ızgara plan geliştirilmiş ve yeni caddeler (mermer kaplı, bronz heykelli Kolonadlı Cadde) ve semtler geliştirilmiştir. Roma Dönemi’nin sonlarında ise kent Doğu’nun Hristiyan şehri haline gelmiştir. Roma ve Bizans Dönemi’nde kentin öneminin artmasıyla çeşitli imar faaliyetleri görülmüştür. Antakya tarih boyunca yıkıcı etkilere sahip birçok büyük depremden zarar görmüş olmakla birlikte farklı salgın hastalıklar, ayaklanmalar, kıtlık gibi birçok olaya da sahne olmuştur.
İşte bu dünya kültür mirası kent, 6 Şubat 2023 tarihinde merkez üssü Kahramanmaraş ve 20 Şubat 2023 merkez üssü Antakya olan depremlerde büyük bir yıkıma uğramıştır. Çok sayıda hayatı kaybeden insanların yanı sıra, Antakya kent merkezinde yer alan kültürel miras niteliğindeki birçok sivil ve anıtsal yapı ya yıkılmış ya da ağır hasar almıştır. Örnek vermek gerekirse, Saint Pierre Kilisesi’nin istinat duvarı yıkılmış, Habibi Neccar Camisinin kubbesi çökmüş ve duvarları yıkılmıştır. Kentin tarihi ve alışveriş merkezi olan Uzun Çarşının büyük bir kısmı hasar almıştır. Hatay Devletinin meclis binası ve deprem öncesi kültür merkezi olarak kullanılan yapı tamamen yıkılmıştır.
Depremler kapsamında Eski Antakya’da yer alan ve işlevsel olarak dönüştürülen pek çok geleneksel konut yıkılmış ve/veya hasar almıştır. Sonuç olarak; hasar gören yapılar, mevcut kalıntılar, tescil fişleri, belge ve bilgilerle birlikte yapılara ait eski fotoğraflar, belgeler (video kayıtları) ile geleneksel Antakya mimarisinin genel özelliklerinden yola çıkarak tanımlamalarda bahsi geçen kısımların özgününe uygun restore edilmesi veya ayağa kaldırılması önerilmektedir. Mevcut dini, askeri ve sivil yapılarda yapılan analiz ve tespit çalışmaları doğrultusunda belirlenmiş olan ve zaman içerisinde doğal etkilere maruz kalan yapı ve elemanlarının uygun düşen aralıklarla özgün niteliklerle ayağa kaldırılması bozulmadan bakım ve onarımları mutlaka yapılmalıdır. Eksik parçaların yapısal ve estetik kaygılar ile bütünlenmesinde yeni müdahaleler yüzey farklılığına gidilerek özgün olandan ayırt edilmelidir. Günümüzde bu yapılar birer kültürel miras oldukları ve bulundukları kentin kimliğine katkı sağladıkları için gelecek nesillere aktarılması gereken yapılardır. Yapılan çalışmaların bu yapıların tarihi özelliklerine zarar vermeden sosyal hayata katılım sağlamalarının yapıların fiziksel olarak ayakta kalma sürelerini uzattığı göz önünde bulundurulmalıdır. Özet olarak, Antakya kültürel mimari örnekleri kültür mirasımızın önemli parçalarından biridir. Bunların gelecek nesillere aktarılması sağlanırken yapıların tanıma, tanıtma ve korumaya yönelik yaklaşımları da hedeflenmelidir.
Hasan Buyruk