SEN DE GİTME BABAM

“Başıboş felaket gülü ve altın renkli krizantem çiçeği, sonbahar bahçelerine yine matemini dökmüştür.”

– Ahmet Haşim / Hazan Şiiri

Yorgunsun,
Hem de öyle yorgunsun ki…
Dünyası başına yıkılmış gibi duruyorsun.
Ben ki seve seve gelirdim babamın ayak parmak uçlarına,
O bunu istemedi.
Onu bir an olsun anlamamışım;
Meğer yangın yeriymiş iç âlemi.
Babam, burası dünyanın ortası,
Sen yoksun… Aramızdaki duvar kederim oluyor.

Anlıyorum kederli yüzleri, sokakları…
Köşedeki zilleti değiştiremiyor babam,
Ondan meydana çıktı bu huzursuzluğu.

Ah babam!
Bu gece çok güzel bir kuşa fısıldadım gerçekleri.
Hayallerle avunmaktan ve onun oyununun içine düşmekten kendimi men ederim.
Düşünüyorum da;
Hüzün nasıl da kuruldu başköşeye ve sen yine yoksun baba…
Sen yine yoksun.
Ne zaman yanımda olduğunu hissetmiştim ben?
İlk baş ağrısından sonra mı?
Hüzün hastalığı nüksedince mi?
Biliyorum, sen de beni düşünüyorsun.
Biz kaç yerde kırılgan hatıranın kurbanlarıyız?
Annemin sesinde bilmem nerenin şiirli yankısı,
Ve gül bahçesinin içerisinde sesleniyor yüz yaşını bitirmiş bir ağıt…

Babam!
Bütün pencereleri açık bıraktı çocukluğum,
Kaçtı…!
Hasretin ayyuka çıkması ihtimali vardır her zaman,
Seni ben götürdüm küçük düşlerin oraya.
İçimde her yer izbe.
Sokağın içinde çığlık atıyor hayat,
Bizse sonbahar gülleri bahçesindeyiz.
Güneşiyle yaktı bizi kızgın ateş.
Taşlar yerine oturdu;
Maziden beş adım önde gideni, himayesine aldı hayat.

Babamın yüreği yandı.
Bazı günler boşluğu yoktu uçurumların.

Babam,
Yüzüme bak!
Bir teselli gerek, hatıralar yüreğimi can evinden vurdu.

Beni gözleriyle görmeyen bir babayla büyüdüm.
Teşekkür ederim.
Fakat konuşan bir babamız vardı;
Ben dinledikçe o konuşuyordu.
Sonra bir gün rolleri değiştirdik.
Sustalı bir akşam, ilk vurgun babamdan geldi,
İkincisi annemden geldi.
Çocukluğumun üzerine karabasan gibi çöken rüyalar, resimler doldu içime.
Kahpe insanlar tanıdım.
Kuvvetli bir avcıydı kötülük yapan akıl sahipleri.
Acıyı en derinden tattım.
Henüz şimdi tıklattım yüzüme çarpılan kapıyı;
Bütün o gürültüleri ve silik sesleri heybemden aşağı iterek…
Kendimi boşluğa bıraktım.
Kalbimi boşlukta hissettim.

Mutluluktan uçmak diye bir furya var.
İster ayaklanma ister isyan deyin buna.
İşte gidiyorum!
Yaşıyorum fakat reddediyorum böylesine hicranlı hayatın matemini.

Babam, beni böyle sev lütfen.
Sonbahar bahçelerinde yalnızım,
Annemi severken yalnızım.
Ağlarken yalnızım.
İnince yağmur damlaları, hüznümü koyacak yer bulamıyorum içimde.
Ve ben her gidenin ardından ağlıyorum.

Babam,
Sen de gitme!
Yalnızlığın yarası geçmedi,
Bir kancanın çengelinde yuvalandı gözbebeklerim.
Gökyüzü için “topraktan bir sonraki ilk yarenimiz” derler,
Peki ya sonrakiler,
Onlar kimler?
Babam,
Elimi sıkı tut, bırakma!
Sen beni görmüyorsun oysa ben,
Seni görmek için geldim baba.

Yollar sapa…
İki duvar arasındaki hücreme kadar bana eşlik eder misin?
Kararım kati, geriye dönmeyeceğim.
Geçer zaman, susar gece yarısı ninnileri.
Saklıma gelir umut, çiçek açar gözlerin, bilirim.

Kollarını aç babam!
Burası dünya; burası eksik, burası yaman…
“Hayat çok güzel” derken aslında,
Her defasında böyle oluyor geceler;
Soluyor bahçede sonbahar.
Gördün mü baba?
İşte, gidiyorum.
Beni hücreme kapattıklarında o zaman canım çok acıdı.
“Mutluyum” deme, bana gerçeği söyle.

Duyun! Küçük bir kız çocuğu değilim artık.
Her gün biraz daha bükülüyorum gözyaşına,
Olsun ama… Allah görüyor.
Allah seviyor beni;
Sevmeseydi ölümü unutmama izin verir miydi?
Seni çok iyi anlıyorum baba,
Nasılsa bu yara, kötü bir rüya.

Kalbimin sahibi Allah, kalbimi seven O,
Kalbimin en güzel yerinde Rabbi Rahimin sunağı…

Babam, kızma!
Kızın… Seni bir gün olsun bırakmadı kızın.

Hangisi daha acı?
Çiçekleri büyütürken bir köşede yaşamı ölesiye sevmek mi?
Yoksa babamın şefkat çağrısında, siyah bir gecede karanlığı giyinmek mi?
Uçurum ta içimde!
İçimde bir ordu isyanda!
Çekil içindeki sonsuzluğa ya da çağır beni imdada!
Gömelim geçmişi geçmişin içine!
Annem benimle birlikte çağladı,
Toz zerreleri bile nur, oysa tatmadı bir tatlı huzur.

Kalbimden geçenler,
Bana zarar verenler ve zulmedenler…

Üşüyorum,
Çok üşüyorum.

Ama biliyorum baba, Allah seviyor beni.
Sırtımdaki bu ağır heybeyi boşluğa bırakıyorum şimdi.
Ne Araf’tayım artık, ne de o izbe köşelerde,
Bir toz zerresiyim annemin nur damlası dualarında.

Gözlerini aç babam, kızın uyuyor.
Üşümesi bitti.

Munise Senem Uçar

Similar Posts

  • Gençliğim

    Eski gökyüzü bulutsu damlalardaBeyaz aydınlık gizli derin kuyudaParlak çiğ şafak öğütülmüş ufuktaPeşindeyimsönmeyen yıldızlarınKalbim Güneş bahar gözlerimAcı tutmaz yüreğimSaçlarım tütün dumanlıKokusu çay buğusuYakar türküler boğazıTatları acı buruk kekremsiSürgün tetikçisi ey hayatGülüşümde çocuk yanımÇığlıklarımda kuşları rüzgarınTutuşur yalnızlığı kuytularınÇivit mavisi yıllarınsoğuk bacalarında Gençliğim saklı

  • SAHRAYICEDİT’İN SOKAKLARINDA ANTAKYA BÜYÜSÜ

    ANTEKE SÖYLEŞİ: SİBEL SECERLİ 22 Ağustos 2026 Daha ilk andan sizi sıcacık saran bir yer, Anteke. dışardan bakıldığında camdaki yaldızlı, eski zamanları andıran sempatik yazı karakteriyle içerde olma ve burayı keşfetme isteği uyandırıyor. Buraya öncelikle pek çok yerde rastlayamayacağınız bir ruh katan o kişi,Sibel Secerli. Kendisi zarif, içten; sanatsal yanını size tavırları ve yaklaşımıyla hissettiriyor.İlgisi…

  • Sevgili Antakya

    Sevgili Antakya, 1988 yılı, aylardan Şubat Antakya’ya, Antakya Lisesine stajyer edebiyat öğretmeni olarak atanmıştım. Hiç bilmediğim bir coğrafyaya gidiyordum, bir Egeli olarak. Olsun tanıyacaktım oraları. Hizmet değil mi bu! Mesleğimi yapacaktım. Ben öğretmendim. Ülkemin neresinde olsa çalışabilirdim. Üstelik burası şehir merkeziydi.Şehre, ilk kez girdiğimde ne yalan söyleyeyim; “Halep”, “Laskiye” yazılı sarı levhalar beni ürkütmüştü. Sanki…

  • Çocukluğu

    Kalbi sızladı, yüreği kanadı.Uzaklara bakarken uzaklara.Bırakıp gittiği, toprağı evi.Anımsadı eskiye dair çocukluğunu.Mutluluğunun Zirve yaptığı,Farkında olmadığı sevincini.O masum saf çocukluğu.Sokak aralarında, okul yolunda.Mahallenin çocuklarıyla,Neler neler oynayıp, haylazlık yapmıştı.İçinden derin derin ah çekti.Menfaat gözetmeden paylaşılan.Ekmek, komşunun bahçesinden,Koparılan meyveler.Top sektirme, ebelemece.Gece vakitlerine kadar sokakta,Koşturmalar, eğlenmeler.Evine çıkılan dik yokuşun,Alnında boncuk terleri.Bacadan çıkan dumanın.Sıcak sımsıcak yuvanın,Sevgisini taşıyordu bulutlara.Beyaz badanalı dört…

  • Akdeniz’in Emaneti

    Kelimeler yorulur da bazen, taşlar yorulmazmış.Bunu bana Akdeniz’in o mağrur rüzgârı söyledi.Dediler ki, bir nehir varmış buralarda, adı Asi,Kendi yatağına sığmaz, rüzgâra karşı akarmış.İşte öyle bir şey bir şehri kalbinde taşımak…Biz bu çağın o yaralı gecesinden geçip gelen gençleriz,Yüreğimizde taşırız yıkık duvarların sızısını.Gözlerimizle görmedik belki o eski neşeli meydanları.Biz ezbere biliriz, o dar sokakları, avluları…

  • Şehir

    Arapça kelimeler düştü öncesonra Türkçe anlamlarkalbim ara sokaklara yığıldıköşesine sıkıştı yalnızlığınkış ağırlaştı söküldü şehrin dikişlerieşyalar hafızamın üstüne döküldükaranlık yerleştisesim üşüdünefesim bir tülbent gibi omuzlarıma düştümusanın asası bir çınara yas’landı nenemin nisan işlemeli kırık çeyiz sandığındaki arapça masallarıevinin duvarına asılı hazreti ismailin sessiz korkusuannemin yarım kalmış ve dilini şaşırmış gençliğibabamın yüzündeki sinekkaydı Türkçe siyasi görüşüve benim…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir