MEHMET RÜZGAR’DAN ÖLÜLERE SİTEM
Ben şimdi size ne söyledim de küsüyorsunuz
Kim lamba tutuyor gözlerinize de ölüyorsunuz
Sevgili Mehmet Rüzgâr eğitimci kimliğiyle şiire gönül veren üretken, çalışkan bir şair. Şiir yolunda emin adımlarla yürüyor. 2018 yılında Mecnun ve Gri, 2019 yılında Leopar Perde adlı şiir kitaplarından sonra 2020’de Klaros yayınlarında basılan ÖLÜLERE SİTEM adlı şiir kitabını şiirden payını almış edebiyat dostlarıyla buluşturuyor. Her yıla bir şiir kitabı sığdıran şair, Kınık’ta İlköğretimde öğretmen olarak da görevini titizlikle, özveriyle sürdürüyor. İzmir dışında yaşadığı halde her cumartesi Karşıyaka Belediyesi, Veysel Çolak Şiir Atölyesine devam eden Mehmet Rüzgar’ın şiirle, edebiyatla iç içe olması öğrencileri açısından da çok değerli. Şiir Atölyesinin bazı etkinliklerinde eğitmen titizliğiyle, insani duyarlığıyla öğrencilerinin şiir okumalarına olanak sağlayarak onların öğretimlerine şiirle katkıda bulunuyor. Bu da öğrencileri açısından çok şanslı ve mutluluk verici bir durum. Umarım o çocuklardan bazıları bir gün edebiyat dünyasında yeni şairler, yeni yazarlar olarak yerlerini alırlar. Neden olmasın!
Mehmet Rüzgar’ın şiirleri;
Kasabadan Esinti, Nif Sanat, Şiiristan, Silgi, Akatalpa, Şiiri Özlüyorum, Klaros, Kara Yılkı, Edebiyat Nöbeti, Artemis Dergilerinde yayımlanmıştır.
Ölülere Sitem adlı şiir kitabında, şiirlerin yazıldığı bir önceki sayfada Paul Celan’ın “Ancak sahici eller şiirler yazabilir.’’ özlü sözünü kitabına alan şair şiirin önemini, değerini vurguluyor, bu konudaki hassasiyetiyle…
Kitapta 28 şiiri olan şairin şiirleri serbest vezinle yazılmış, 7’li, 8’li,9’lu,6’lı,5’li yer yer 3’lü dizelerle oluşturulan birimlerle, dize başları büyük harf ile başlayan, noktalama imleri kullanılmayan dış biçimle düzenlenmiş.
Ölülere Sitem adlı kitapta yazılan şiirler birbirinden kopuk değil, bütünüyle birbirini tamamlayan anlamlar içermekte. Sosyal, toplumsal, bireysel olaylar ve olgular kurgulanarak anlamı derin, düşündürücü bir anlayışla yazılmış. Nedir bu derin anlamlar? Şair yaşama, insana dair, sosyal, toplumsal sorunların bütününü dizelerde işlemiş duyarlı yüreğiyle. Yaşanan acıları, kederleri, yaşamın içinde sıkışık kalmış duyguları, gün yüzüne çıkamamış tüm açmazları; nedenleriyle, sonuçlarıyla şiirlerinde okuyucuya aktarıyor. Konuşamadığı, söyleyemediği her söz şiirlerinde dile geliyor sanki. Belli ki şiirlerinle yaşanan toplumsal, bireysel sorunlara bir nebze ışık olmak istiyor. Şiirin umut, ‘imkansızlığın imkânı’ olduğu bilinciyle… 3 “Şiir çekilen acıları, acımasız savaşları, kıyımları durduramaz; ama başımıza gelenlere direnmeyi ve hayatı savunmayı öğretir bize.’’
“Keke kıra kıra ilerliyor kendi buzlarını kıran hayat/ Bir düzlükte oturmuşuz toprağımız Filistin’’ ‘Eski Kuruşlar’ (s.9) başlıklı şiirinde şiirin öznesi konuşma dilini şiir diline dönüştürerek şiirin ikinci öznesi olan Keke’ye sesleniyor. Keke Kürtçede erkek kardeş, bir anlamda da dost, arkadaş anlamı taşır. Şiirde Keke ve Filistin isimleri Orta Doğu’ya gönderiyor okuru. Orta Doğu’da süren savaşların kaosunu şiirine konu ediyor şair. …’’Karışık kahvaltılar karışık dünya işleri/Peşimizde Kelt’ler bulacakmış gibi bizi/Hep okunacakmış gibi niyetleri fikrimizin’’ derin anlamlar içeren bu dizede Orta Doğu’da kavgaların, savaşların tarih öncesinden günümüze kadar gelen genellikle dış güçlerin etkisi ile süren olayları Kelt sözcüğüne yükleyen şair, şiirinde artzamanlı, eşzamanlı olay ve olguları işlemiş. (Keltler tarih öncesi ve ilk çağ döneminde Avrupa’da yaşayan ve günümüzde altı ulustan oluşan bir halktır.) “…Keke sen ve ben öleceğiz büyüyecek bu kavga/ Bizi köylere gömecekler uzaklara sırtüstü’’ diyen şiirin öznesi uzayan, giden umutsuz, çaresiz çorak yollarda; ‘yanan topuklarıyla’ ‘o yılların çilelerini getirir kurum bahçelerinden’ “…Yevmiyelerini getirdim eski kuruşlar ile/İçimin şehirleri büyümedi bir sokak öte’’ diyerek geçmişten bugüne dek değişmeyen yaşanmış yılların olumsuz izlerini dizelerinde yaşama geçirir.
Şair uzun cümleler halinde kurguluyor dizelerini sözcüklerin anlamını zenginleştirerek yaşamın diyalektik toplamını gözeterek…
Kitabın adını taşıyan “Ölülere Sitem” bağdaştırmasını şiirinin başlığında da kullanıyor şair (s.12) ‘Ölülere Sitem’ alışılmamış bir bağdaştırma olarak mecaz anlamla toplumun içinde yalan yanlış batıl inançlarla oluşturulan, zihinleri kararmış, kala kalmış kayıp insanları ‘ölü’ olarak niteliyor, ölüden farklı görmüyor. “…Türkü okuyorum içimden öyle korkarak/Daha çok karartıyor yüzünü daha beter hayat’’ Toplumun üzerine çöreklenen korkunun, yaşamı karabasan haline getirdiğini dizelerde vurgulayan şair “…Kim ne söylüyor size de hemen gidiyorsunuz/ Kim lamba tutuyor gözlerinize de ölüyorsunuz/ Etmeyin derim küslük etimize bulaşan bir şey’’ anlamı derin, düşündürücü sosyolojik olayları yansıtıyor dizelere… Şiirleriyle çare olmak istiyor yaşamın içinde kaybolmuş, dipsiz kuyuya düşen benliklere “…Daha büyük yanardım daha kavrularak acıda/Kim sürebilir atını benden hızlı benden sek/Kim umutlanabilir kanyak içip tütün sararak’’
Bu kadar umutsuzluktan sonra “BAZI ŞEYLER’’ (s.14) başlıklı şiiriyle yaşama bir gülüş bırakıyor şair. “İyi sayılır bazı şeyler benim seni sevmem gibi’’ diyor 2‘kalbinin en güzel fısıltılarını şiirde duyuyor’ “…En güzel kadın ellerine sığmayandır sevince/En güzel erkek tutup yürüyebilen geleceğe’’
“İncide Kenarlık’’ (16) başlıklı şiirde, toplumsal bir olguyu kendisiyle de ilgili yaşadığı bir olumsuzluğu dizelerinde yaşama aktarıyor. ‘İncide Gerdanlık’ alışılmamış bağdaştırma olarak şairin imgesel ifadeyle kendisine yüklediği bir anlam “…Çok değildim enim konum bir incide kenarlık’’ sade bir vatandaş olarak mecazi anlamda sadece incide bir kenar olarak tanımlıyor kendisini “Körlüğün tarifi uzak şeydi bize gördüğümüzde/ Ki görmekti ruhumu inciten o şeylerden biri/Çok başlı yılanlarım çok başlı Kerberos’’ Günümüz teknoloji çağı. Her şeyde olduğu gibi teknolojinin de olumlu olumsuz yanları bilinmekte. Kerberos adı sosyal ağlarda güvenli olmayan bir ağ. Adını söylencelerden almış bir mit. ‘Çok başlı yılan’ bağdaştırması ile Kerberos ağına gönderme yaparak dizenin anlamını güçlendiriyor şair. (Kerberos Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasının (ölüler diyarı) bekçisi olan üç başlı köpek) “…. Ve korsanlarım kimi Katalan kimi Kırmanc’’ şiirde kendisini de ilgilendiren toplumsal bir olay olan ve herkesi ağına düşüren bu olguya dikkat çekmek istiyor şair, yaşamın şiirini yazıyor bir bakıma.
Kitapta şiir başlıkları şiirin temasını, içeriğini kapsayan bir bütünlükle, şiir sanatına özgü alışılmamış bağdaştırmalarla yazılmış. Eski Kuruşlar ile, Ölülere Sitem, İncide Kenarlık, Günebakan Yüzleri, Çöl Kanı, Direklerin Halayı, Birkaç Çekirdek, Atların Önünden Kaçan Adam, Sonra Nisan, Evliya Balık, Afrika Karası, Bir İsli Ağıt, Yüksek Tabure, Duyarsız Şiir, Güvercin Baladı, Çağın Vicdanına Islık, A/Kâmil Kişi, Ceketin Ceremesi, Eşitlenmiş Kırmızı, Düşünen Yapraklar gibi.
“Evliya Balık’’ (s.26) başlıklı şiir ilkönce adı ile dikkat çekiyor. Alışılmamış bir bağdaştırma olarak şiirde “sonrası olmayan yerlerden sesleniyorum/ Taş ayazlarından sesleniyorum kış ayazlarından’’ dizeleriyle ‘sonrası olmayan yerler’ şairin umutsuzluğunu, ‘taş ayazları, kış ayazları’ çözümün uzağında olduğu düşüncesini “…Karda ufak bir iz görsem oradan/ İçimden kabuklar soyuyorum’’ dizeleriyle bağlıyor, içte süren giden çaresizliğini… “…Bilmem hangi rüzgarlarla toplaşırlar kıyıya/Balıklar da tanır mı hayatı biz gibi/Bilirler mi yokluk ne demek ev geçindirme ne/ ve bir çocuğun boy atması kaç hece/Güzel abim diyor düşünme palamut balık değil evliyadır’’ Şiir sanatına özgü bilip bilmezlikten gelerek dizelerini mübalağa ve istifham (soru sorma) anlam sanatıyla etkinleştirerek dizelerine anlam kazandırıyor. ‘Balıklar’ sözcüğünü imgesel olarak toplumun içinde yokluk bilmeyen, halktan kopuk insanlarla özdeşleştiriyor sanki. ‘Palamut balık değil evliyadır’ dizesiyle şair, olgunun gerçek etkenini bir yana bırakıp imgeleminde oluşan güzel bir nedene bağlayarak anlam sanatlarından ‘güzel nedenleme’ yle (Hüsn’i Talil) dizenin anlamını zenginleştiriyor.
4 “Şiiri etkili kılan şairinin “Büyük Yaşantılar’’ içinde olması değil “Derin Yaşantılar’’ içinde olmasıdır. Çünkü şiirin görünmeyen yüzü görünenden her daim fazladır. Okuru çeken bu suyun altındaki kısımdır.’’
Mehmet Rüzgâr şiirlerini yazarken sözcükleri imgelere boğmadan bağdaştırdığı tümcelere imgesel anlamlar yükleyerek şiir dilini kendine has biçemle sade bir dille anlamlandırıyor. “Mektup’’ (s.27) “Sevgilim bu yıl da gelemedik bir araya ne yazık/Okul iğneleri gibi yakar oldu içimi yalnızlık/Gül dikeyim diyorum biraz ısıtayım toprağı’’
“Sonra Nisan’’ (s.30) şiirinde de “Göğe doğru koşuyorsun yönler parçalanıyor/Ne dağlar eskisi gibi ne yağmur buyurgan/Ölmeden ölüşünü sürüyorsun bütün atların’’
“Halkın Yürüyüşü’’ (s.31,32) “…Gördük ki bütün çağlar bir tiranın toprağı/Bütün tahtlar hiç durmadan kıyan nesline/ve bütün haklar kazanılmış bir acı karşılığı’’
“Afrika Karası’’ (s.35, 36) “Afrikalı bir kız Fatima kuran okur bahçede/ Afrikalı bir kız kemiği var eti yok /Onun eti şimdi lamba olup yanmaktadır/Uzak ülkelerde medeniyette’’ Öyküsel bir şiir olarak yazılmış olan bu şiirde ‘Afrika Karası’ bağdaştırmasını Afrikalı Fatıma’ ya yükleyen şair toplumsal, sosyolojik bir olguyu dizelerine taşır. Kara rengi Fatıma’nın ten rengine, siyahi oluşuna vurgudur. Şiirde emperyalist ülkelerin Afrika’yı sömürdüğünü, Fatıma’nın etini lamba olarak uzak ülkelerde medeniyette yandığını şiir sanatına özgü kapalı eğretilemeyle anlamlandırıyor. Fatıma örneği ile Afrika’nın sosyolojik, toplumsal sorunlarına ışık oluyor.
“Güvercin Baladı’’ (s.45,46) “Şimdi size ekmek arası bir güvercin getirseler ne dersiniz/Yurdunu sorarsınız ihtimal yöresini/ Ustasını sorarsınız kim/ Ama sormazsınız bir güvercin ne demek’’ şair şiirde kullandığı güvercin sözcüğünü insana aktarıyor, şiir sanatına özgü kapalı eğretileme yaparak dizelerin anlamını güçlendiriyor.
“Bir İsli Ağıt’’ (s.37- 38) başlıklı şiir ile ülkemizde utanç kaynağı olan, kapanmamış bir yara olarak halen kanayan Madımak’a gönderme yapıyor şair “…Hünerim sazdır birliğim semah/Kalp gözümle sezdim koca evreni/İncitmedim ne dalı ne bir insanı/ Lakin incindim yanarak Madımak ’ta.’’ Kendine içkin, derin anlam içeren dizelerle sosyal, toplumsal konuları şiirlerinde dile getiren şair insanların yaralarına bir nebze merhem olmak istiyor. Şiirin, yanıtlanmayan sorulara yanıt olacağına inanarak… “//Geçtik sır kapısını akar şaha varırız/Bizden bir ateş kalır bir acı bir isli ağıt’’
1”Şiir gerçeği aramanın, bulmanın ve kurmanın gizemli yoludur. Yaratılmış bu gerçek beş duyu ile algıladığımız gerçek dünyadan daha şaşırtıcıdır onda.’’
“Barışı sevin çocuklar onu birlikte kurun/Birlikte sarın dünyayı ellerinizle/ Birlikte yürüyün güzelliklere// Ristos’u alın yanınıza Neruda’yı Nazım’ı/ Vatansızları alın boğulanları suda/Tek mayınları almayın tüfekleri topları’’ “Sahip Çıkın Barışa’’ (33,34) başlıklı şiirde umudunu çocuklara bağlayan şair onları barışla özdeşleşmiş olan Ristos’a, Neruda’ya, Nazım’a yönlendirir. Barışla ilgili öğütlerle çocuklara seslenmeyi sürdürür “.… Öyle kucaklaşın kalmasın tek bir duvar// Sahip çıkın insan onuruna/Sahip çıkın kolunuzla kanadınızla/ Sahip çıkın barışa barışa’’
Yalın anlaşılır, şiirsel bir dille barışın insanlık için önemini değerini anlatır coşkuyla yüreğinden dökülen sözcüklerle…Barış insanlara ekmek, su kadar gereklidir. Huzurlu, sağlıklı, sevgiyle yaşamanın en iyi ilacıdır yurtta ve dünyada barış.
Eğitimci-şair Mehmet Rüzgar’ın bundan sonraki kitabında yaşama dair umutlu, barış dolu bir dünyaya gelecek vadeden şiirlerinin yaşamda karşılığını bulması dileğimle…
Sevgili Mehmet Rüzgâr şair duyarlığıyla yaşanmış, yaşanan toplumsal, bireysel olay ve olguları harmanlayarak sahici elleriyle sahici şiirler yazmış. Kutluyorum. Yolu açık, başarıları daim olsun. Sevgiyle…
Karşıyaka, 2021
Yazıdaki Alıntı: Aslıhan Tüylüoğlu, ’Her Şiir Bir Tabanca’’ İnceleme, Temmuz 2020, Klaros Yayınları, s. 83, 2, 1, s. 114
Canan Sanlı