ANTAKYA’NIN SESİNE SES,SÖZÜNE YANKI OLMAK İÇİN…, Mehmet Karasu

Antakya…
Yalnızca bir kentin değil, insanlık vicdanının adıdır.
Bir uygarlığın, bir ortak belleğin, bir kadim huzurun sözcüğe bürünmüş halidir.
Binlerce yıldır barındırdığı inançlar, halklar, diller ve kültürlerle yalnızca Doğu Akdeniz’in değil, bütün bir insanlık tarihinin özetidir bu topraklar.
Ve biz, bu toprakların tanığı, bu kentin evladı, bu belleğin taşıyıcısı olan insanlar; Antakya’nın sesi susmasın, sözü yarım kalmasın, edebiyatı kesintiye uğramasın diye bu dergiyi çıkarıyoruz.
Adını, geçmişin görkeminden ve geleceğin umudundan alan bir dergi bu:
Antakya Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi.
Yıkımlar görmüş bu kadim şehir, her defasında küllerinden doğmayı bildi.
Fakat 6 Şubat 2023 sabahı yaşanan büyük felaket, yüzyılların belleğinde bile örneği zor bulunan bir acıyı getirdi. Antakya, yalnızca taşlarını, duvarlarını, tarihi yapılarını değil; sokaklarındaki neşeyi, mutfaklarındaki kokuyu, evlerinin içindeki kitaplıkları, şiirleri, masalları, anıları da yitirdi. Yani kültürünü, yani sözünü, yani edebiyatını…
Ama Antakya’nın özü, acının içinden yeniden doğmaktır.
Yıkılmış kitapların arasından bir cümle bulup o cümleyi büyütmektir.
Kırılmış kalemleri yeniden ellerine alıp kelimelerle şehir kurmaktır.
İşte bizler de şimdi, o kelimelerle bir şehir kurmak için yola çıkıyoruz.
Bir edebiyat dergisi, görünüşte basit bir yayındır belki. Fakat bizim için bu dergi, sadece sayfalar değil; geçmişin ağırlığı, bugünün sorumluluğu ve geleceğin umududur. Çünkü bir kentin kültürü susarsa, sesi de yok olur. Antakya’nın sesi susmamalıdır. O ses, bu dergide yankılanacak.
Antakya, tarih boyunca edebiyatın sığınağı olmuştur.
Davud el-Antaki’nin hikmeti, Cemil Meriç’in hakikati, Sabahattin Yalkın’ın şiiri, Ali Yüce’nin öğretmen dili, Süleyman Okay’ın anı belleği bu toprağın yazı damarıdır. Ve biz, yalnızca onların izini sürmeye değil, aynı zamanda onların bıraktığı yerden devam etmeye talibiz. Bu yüzden, bu dergi hem bir saygı duruşu hem bir yeniden başlangıçtır.
Kamil Akdoğan’ın öncülüğünde ve Akdoğan Yayınları’nın desteğiyle hayata geçen bu dergi, yitmiş gibi görünen bir sözün aslında hâlâ yaşadığını göstermeyi amaçlıyor.
Çünkü kelimeler unutmaz. Şiir geri döner. Hikâye yolunu bulur.
Bu dergide yer alacak her yazı, her şiir, her deneme, her röportaj, sadece edebi bir eser değil; aynı zamanda bir tanıklıktır.
Yıkılan bir kentin ayakta kalma mücadelesine, sessizliğin içinden yükselen sese, yokluğun içinden doğan üretime tanıklıktır.
Bu dergide yalnızca usta kalemler değil; ilk kez yazan, ilk kez konuşan, ilk kez acısını kaleme alanlar da yer buluyor.
Çünkü biz, sözün tek kişide değil, halkta çoğaldığına inanıyoruz.
Antakya’da çok dilli, çok dinli, çok sesli bir tarih nasıl yüzyıllarca sürdüyse; bu dergi de o çoğul sesi sürdürmek için var olacak.
Arapçanın, Türkçenin, Ermenicenin, Kürtçenin, Süryanicenin, Rumcanın ve daha nice kültürün belleğini taşıyan bu şehir, edebiyatta da birleştirici olmayı sürdürecek.
Evet, kolay değil.
Yıkımın ortasında bir dergi çıkarmak, her sayfayı bir umutla kurmak, maddi zorluklara, duygusal yorgunluklara rağmen kalemi elden bırakmamak kolay değil.
Ama biz biliyoruz:
Eğer Antakya’da bir çocuk bir deftere ilk şiirini yazabiliyorsa…
Eğer bir genç kadın enkazdan kurtardığı bir romanı başucunda saklıyorsa…
Eğer yaşlı bir adam, yıllar sonra yeniden yazmaya karar verdiyse…
O zaman bu dergi, zaten doğmuştur.
Antakya Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, bir davettir:
Yazıya, sanata, kültüre, dostluğa, direnişe bir çağrıdır.
Antakya’yı anlatmak, Antakya’dan anlatmak, Antakya’yla anlatmak isteyen herkesi bir araya getirme çağrısıdır.
Her yazının bir el, her şiirin bir merhem, her sayının bir umut olmasını diliyoruz.
Bu dergi, bir süs değil; bir ihtiyaçtır. Bir savrulma değil; bir duruşun adıdır.
Antakya’nın sesi olmak, yalnızca edebi bir iddia değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur.
Ve biz, bu sorumluluğu seve seve üstleniyoruz.
Yıkıntılar arasında yükselen kelimelerle,
Karanlıktan doğan bir ışıkla,
Acının içinden büyüyen bir umutla…
Antakya yeniden yazılıyor.

5. sayıdan

Similar Posts

  • Kıymetli Şehrim, Özlem Yüncü

    Habibi Neccar Camii anlatır tarihi—bir dönem kilise, bir dönem cami…Birliğe, beraberliğe açılan bir kapı,Allah’a uzanan ortak bir yol. Ezan, çan, hazan—aynı gökyüzünde birleşir,aynı kalpte çoğalır. Işıklandırılmış en uzun caddedegeçmişin izleri,bugünün aydınlığıyla buluşur.Taşların dilinde tarih,zamanın içinden geçerekyaşar Kurtuluş Caddesi. Asi Nehri akar güneyden kuzeye,binlerce yılın tanığı gibi.Her kıvrımında bir uygarlık,her dalgasında bir halkın sesi… Sessizce, bereketleakar…

  • GÖZLERİN PARLADIĞINDA ANNEM, Sevim Yunus Habip

    Sevim Yunus Habip/11.04.2026/Dublin Yürüdüğüm yollarda, sokaklarda… her yerde kayboluyorum annem.Gözlerim seni arıyor, kulaklarım sessini…Nereye baksam, ne dinlesem, seni bulmaya çalışıyorum.Yurt dışına geldim…Ama sensizlik buradan daha derin, daha sessiz.Sanki aramızdaki mesafe büyüdükçe, özlemim de büyüyor.Seninle konuşmayı özlüyorum, sessini duymayı…Bazen hala duyuyorum sanıyorumannem,bir anlığına yanımdaymışsın gibi…ama elimi uzattığımda,sadece yokluğun kalıyor uçlarımda…bazı yokluklar sadece bir eksiklik değildir; insanın…

  • Varsa Yoksa, Kemal Bayrakçı

    Yoksa sözcüklerinde hayatın dipten gelen dalgasıtırtılın uzun koşusu cırcır böceğinin koro şarkısıyoksa gözlerinden göğsüme saplanan şarapnel parçasıseni düşünmenin korkunç tadı sende yok olmanın sancısıvarmaz dilim tek harfine sevmedim ben bu şiiri açıkçası. Varsa dizelerinde tenini okşayan soluğun yüksek ısısıhayat bir yel değirmenidir her canlı Don Kişother doğru hamle siler kılıcından pasıbir kalp kirmenidir aşk eğrilir…

  • ANTİOHİYA CORC SUADİOĞLU

    MÖ 300 civarında Büyük İskender’in komutanlarından SELEUCUS NİCATOR tarafından kurulduğu bilinen bir Şehir olduğu bilinmektedir. SİLPİUS DAĞI (Habibi Neccar Dağı) kenarında kurulmuş olup tam ortasından ASİ NEHRİ geçmektedir.BÜYÜK ROMA İMPARATORLUĞUNUN üçüncü, dünyanın dördüncü büyük Şehridir. Bu Coğrafyanın büyüsüne kapılan Uygarlıklar KALKOLİTİK (MÖ 5000-4000) çağlardan başlıyarak bu bölgede çeşitli medeniyetler kurmuşlardır. Gelip geçen bu uygarlıklar daha…

  • Barışın Kuyumcuları, Kamil Akdoğan

    Doğrulama gibi bir şansım olmadı ama bulabildiğim bir kaynak Antakyalı şair Arif Coşkun’un doğum günü olduğunu yazıyordu 1 Mart için. Barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda Barışın Kuyumcuları’nı hatırlatmak istedim ben de. Kitabına da adını veren o müthiş şiirinde “barışın kuyumcularına taş yüklemiş kara tren” diyerek ne kadar da zor olduğunu anlatıyordu barışın… Şöyle bir…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir