ANTİOHİYA CORC SUADİOĞLU
MÖ 300 civarında Büyük İskender’in komutanlarından SELEUCUS NİCATOR tarafından kurulduğu bilinen bir Şehir olduğu bilinmektedir. SİLPİUS DAĞI (Habibi Neccar Dağı) kenarında kurulmuş olup tam ortasından ASİ NEHRİ geçmektedir.BÜYÜK ROMA İMPARATORLUĞUNUN üçüncü, dünyanın dördüncü büyük Şehridir. Bu Coğrafyanın büyüsüne kapılan Uygarlıklar KALKOLİTİK (MÖ 5000-4000) çağlardan başlıyarak bu bölgede çeşitli medeniyetler kurmuşlardır. Gelip geçen bu uygarlıklar daha sonra ANTAKYA adını alacak olan bu Kent insanının zaman içinde genetik hafızasını oluşturmuşlardır..Coğrafi konum olarak büyük önem taşımaktadır. ANADOLU topraklarını komşusu FİLİSTİN ve SURİYE’Yİ MEZOPOTAMYA Uygarlıklarına bağlayarak o yöre tomlumları ve yarattıkları Uygarlıkları DOĞU AKDENİZ’e bağlayarak konumu itibariyle büyük önem kazanmıştır.
HİTİT ve MISIR Uygarlıkları ile kardeş olmuştur Stratejik konumu yüzünden MAKEDON ve PERS İmparatorlarının savaş alanı olmak durumunda kalmıştır.
Bölgenin tarihsel gelişiminin çok kısa özetinden sonra bu kentin kaderini değiştiren olay aslında 16 Haziran 1939’da TBMM’de alınan bir kararla başlamıştır.Buna göre sınır kaldırılarak 23 Temmuz 1939’da ANAVATAN topraklarına katılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK tarafından kentin adı ANTAKYA olmuş ve TÜRK bayrağı çekilmiştir.
ANTAKYA Türkiye Cumhuriyeti’nin en kozmopolit kentlerinin başında gelen ANTAKYA , uzun yıllar birlikte barış içinde yaşamayı öğrenmiş etnik kökenli, farklı dinlerden oluşan topluluklara ev sahipliği yapmıştır.Bu nedenle UNESCO tarafından BARIŞ KENTİ ilan edilen Dünya’daki ikinci kenttir.
Çok kültürlü yapısını tarih boyunca korumayı başaran ANTAKYA aynı Ulustan birden fazla cemaate ev sahipliği yapmaktadır
Türkler, Kürtler, Nusayriler, Süryaniler, Katolikler, Ortodokslar, Rumlar, Protestanlar, Araplar, Maruniler, Ermeniler, Yahudiler, Gürcüler HATAY’ın çok kültürlü sosyolojik yapısının dinamiklerini oluşturmuştur.
İSA’nın takipçilrinin HIRİSTİYAN adının verildiği ilk yerdir.Her yıl Hıristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilen AZİZ PETRUS KİLİSESİ dolup taşmaktadır.
Dünya din tarihinde çok önemli bir yeri olan HABİB-İ CEBBAR CAMİİ burdadır. Sonradan Osmanlı!larca cami üslubunda yeniden restore edilip ibadete açılan bu cami; pagan döneminde çok tanrılı Putperest toplumları hristiyan yapıp tek tanrılı dine gelmeleri için savaş veren ve daha sonra şehit edilen Habib-i Neccar için müslüman Araplarca 7. yüzyılda inşa edilmiş, daha sonra MEMLUK’lular tarafından 11. yüzyılda resore edilmiş son olarak da 19. yüzyılda OSMANLI’larca Osmanlı mimarisi uslubu ile yenilemişlerdir Dinler tarihinde çok önemli bir yeri olan Habib-i Neccar adındaki kişi ile ilgili Kuran-ı Kerim Yasin Suresi 13-32 ayetlerde bahsi geçmektedir.
Günümüze kadar 30 kez Depremle yüzyüze gelen HATAY,7 tanesinde tamamen yıkılmış ve her seferinde küllerinden mucizevi bir şekilde yeniden doğmuştur.
Son olarak 6 ŞUBAT 2022’de 8.kez Dünya tarihinde gelmiş geçmiş 11 ilde olan en büyük depremde tekrar yerle bir olmuştur
ANTAKYA bu depremlerde fiziki kültürünü toprağa gömmüş ancak, inanç, sanat, edebiyat, müzik, yeme-içme, el sanatları gibi somut olmayan kültür, yitirilen binlerce insandan geriye kalanlarla YAŞAM SAVAŞI vermektedir.
Bu Coğrafya’nın tarihsel, kültürel çeşitliliği güzel sanatlar alanında usta sanatçıların da bağrında yetişmesine neden olmuştur.
Taş işçiliği, demir işçiliği, ahşap oyma, gümüş – altın işlemeciliği, ipek – pamuk , keten dokumacılık, halı, kilim, duz yaygılar, yazma işleme, örgü, mimari, mekanik, makina, çiftçilik, baharat, deri işçiliği, sap örücülük sepetçilik,meyva-sebze tarımı, yeme – içme kültürü, müzik, dans, dini ritüeller ve daha birçok etkinlikle burayı ANadolu coğrafyasının en değerli beldesi yapmıştır.
Çağlar boyu usta sanatçıları yetiştiren bu etnik mozaik kültür aldığı küresel felaketlere rağmen günümüzde dimdik ayakta durmayı başarmıştır.
Aile Sanat Kültürünü devamettiren yeni nesil Ustalar çalışmalarına ve yerle bir olan atölyelerini ayağa kaldırma çabası içindedirler.
Bunlardan biri de GÜMÜŞ-ALTIN KUYUMCU’lukta önde gelen SUADİOĞLU AİLESİ’ne mensup usta CORÇ SUADİOĞLU’nu sizlere tanıtmaya çalışacağım.
13 Temmuz 1968 yılında Ortodoks bir ailede dünyaya geldi,İlk Öğrenimini ANTAKYA SÜMERLER İLKOKULU’nda daha sonra ANTAKYA KURTULUŞ LİSESİ’nde okurken 2.sınıfta okuldan ayrıldı. 1982 yılında 14 yaşındayken ANTAKYA UZUN ÇARŞI’da bulunan TÜTÜNCÜLER HAN’daki SUADİOĞLU KUYUM ATÖLYESİ’nde çırak olarak çalışmaya başladı. Ağabeyi RUFAİL ve ESAT, babası CEBRAİL, amcaları CEMİL, İLYAS ve MİKAİL’le ailenin en küçük elemanı olarak aynı atölyede çalışmaya başladı. Gelen yıllarda amca CEMİL ve MİKAİL rahmetli oldu.
CORÇ SUADİOĞLU bu büyük ustalarla gümüşe, altına can vermeyi öğrendi ve kendini yetiştirdi. 2006 yılına kadar çıraklık ve kalfalık derken yetişkin bir usta olarak aile kurup işine devam etmek istiyordu. Cemil amcasının kızı olan LORA ile çocukluktan beri arkadaştı ve onunla 2006 yılında evlendi, 2007 yılında CEMİL doğdu. CORÇ aile kültürünü ve sanatını devam ettirmek için eşi ile birlikte kendi adına tescil ettirdiği SUADİOĞLU KUYUMCULUK ATÖLYESİNİ hayata geçirip çalışmalarına devam etti. Eşi LOLA ANTAKYA ORTODOKS KİLİSESİNDE çalışmaya başladı, uzun yıllar emek vererek emekli oldu.
Baba CEBRAİL SUADİOĞLU ailenin en büyüğü olarak Kuyum sanatının öncülüğünü yaparken 1950-1953 yıllarında KORE SAVAŞINA katıldı ve GAZİ olarak vatana döndü. CEBRAİL 1994 yılına kadar ANTAKYA KUYUMCULAR ESNAF DERNEĞİ’nin Başkanlığını da yaparak ANTAKYA GELENELSEL KUYUMCULUĞUNA sahip çıktı.Yüzlerce eser ve usta yetiştiren CEBRAİL USTA oğlu CORÇ’un doğum gününde 13 Temmuz 2013 te hayata veda etti.
CORÇ baba mesleğini herşeye rağmen devam ettirme kararındaydı. Ailenin Kuyum kültürünü ANTAKYA kültürüdür diye benisemiş ve bu konuda kültürü devamettiren tek kişi olmuştur. 14 yaşında başladığı ve nerdeyse bir ömür sürdürdüğü mesleği ve Atölyesi 6 Şubat depreminde yerle bir oldu.ve tarihi TÜTÜN HAN’la birlikte UZUN ÇARŞI tarihe karıştı.
CORÇ SUADİOĞLU yıllar içinde araştırma,geliştirme ve yaptığı tasarımlarla ANTAKYA’nın Kuyum sanatının yüzü oldu.Yurtiçi,Yurtdışı müzelerde,yüksek Devlet erkanında, Belediyelerde eserleri bulunmaktadır.Ayrıca ANTAKYA CAM KÜLTÜRÜNÜ yaşatan ŞADİ AFSUROLU ilecam-altın,cam-gümüş kombinasyonları ile yeni tasarımları birlikte oluşturarak yeni bir ekol yaratmışlardır.
Kuyum atölyelerinin de bulunduğu ve depremde yerle bir olan ünlü çarşı AYAKKABICILAR ÇARŞISINDAN Başlayan UZUN ÇARŞI’nın ortalarına denk gelen TÜTÜNCÜLER ÇARŞISI’nda 53 adet dükkanın 8 tanesi Kuyumcu esnafına aitti,
TÜTÜNCÜLER HAN’ın tarihi 1850 yıllarına kadar gitmektedir. İPEK YOLU üzerinde olan bu coğrafya tüccarlara ve sanatçılara yıllarca evsahipliği yapmış bu nedenle de sentez kültürler oluşmasına neden olmuştur. Bu yıllarda çarşı BUĞDAY ticaretinin merkezi konumundayken (1910-1915)1940 -1945 yıllarından itibaren Kuyumcuların iş yeri olarak kullanılmaya başlamıştır. Böylelikle UZUN ÇARŞI’nın 53 adet iş yerinin 10 adedi KUYUM ATÖLYELERİ VE SATIŞ NOKTASI olarak hayata geçmiştir. Daha sonra çarşı TÜTÜNCÜLER HANI adıyla bugüne kadar gelmiştir.
İlk Kuyum esnaflarından HANNA ZEKİ, VEDİ HURİ, ABU JANET ailesini sayabiliriz. Çarşı zaman içinde BAKIR, TÜTÜN, BAHARAT, İPLİK, EREK satan esnafla hareketlenmiş 1960 yılında çarşının tamamı KUYUMCULAR ÇARŞISI olarak 70 yıldır bu sanatı icra eden tek sektör olmuştur. Çarşı o günlerden bugüne kadar Kuyumcu esnafının aileleri, çırak, kalfa ve ustaları sayesinde GÜMÜŞ ALTIN işçiliğinin kalbi olmuştur.
1965 yılında büyük girişimci ve usta olan CEBRAİL SUADİOĞLU VE MEHMET ARİF DÖKMECİ’nin girişimleri sonucu kuyum esnafının sosyal ve ekonomik haklarını korumak ve sanatı yaşatmak amacı ile ANTAKYA KUYUMCULAR DERNEĞİ kurulmuştur.Dernek kurucuları 1994 yılında görevi genç kuşaklara devretmişlerdir.
Sanatçımız CORÇ SUADİOĞLU Türkiye’nin düşmüş olduğu darboğazdan nasibini almış ve 2008 yılında 1 yıl süreyle DUBAİ’de bulunmuş ve yurda tekrar dönerek bir tekstil firmasında çalışmaya başlamıştır. Mesai saatleri dışında ev atölye çalışmalarıyla aile mesleğini sürdürmeye devam etmiştir.
6 Şubatta Dünyada eşi benzeri olmayan 11 ili kapsayan büyük depremde yerle bir olan ANTAKYA VE UZUN ÇARŞI hayatında yeni bir dönem açarak CORÇ’a büyük bir sınav olmuştur. Corç pes etmemiş ve edindiği KONTEYNER ona EVATÖLYE olmuştur.
CORÇ, Deprem sonrası UZUN ÇARŞI’NIN restorasyon çalışmalarının Eylül 2024’te başlaması planladığını öğrenince hemen yetkililerle birlikte temmuz (2024) ayında atölye techizatından geriye kalanları kurtarma çalışmasına girişti. Bu çalışma sonucu baba yadigarı 50 adet kalıp, muhtelif takı kalıpları, hidrolik presler ve makinaların yanı sıra önceki takı çalışmalarını yaptıkları kurşun tezgah ve el presleri ve kalıplara enkaz altından çıkarabildi.
CORÇ SUADİOĞLU yedi kez yerle bir olan ANTAKYA gibi küllerinden yeniden doğup çalışmalarına baştan başlamak gibi bir kadere sahipti.
Uzun yıllar ailesi ve sanatı ile sağlıkla yaşamasını dileriz.
.2. sayıdan