Refik Halit Karay’ın Gözünden Antakya
Seyahat(name)lerdeki Antakya – 45
Refik Halit Karay’ın Gözünden Antakya
“Vatan, kül halinde bir sevgi ise de her sevgili gibi onun ayrıca sevdiğiniz gözü, kaşı, ağzı veya burnu, çeşitli uzuvları da vardır. Hatay’ı böyle bir uzuv gibi düşünürüm ve umumi vatan muhabbetinin içinde başkaca düşünür ve beğenirim.”
— Refik Halit Karay
Türk edebiyatının en güçlü gözlemcilerinden biri olan Refik Halit Karay, yalnızca roman ve hikâyeleriyle değil, Hatay’a duyduğu derin sevgiyle de hafızalarda yer edinmiştir. Yaklaşık on altı yıl süren Suriye ve Lübnan sürgünü sırasında Antakya’yı, İskenderun’u, Amik Ovası’nı ve Amanoslar’ı defalarca dolaşmış; bu coğrafyayı yalnızca gören değil, yaşayan yazarlardan biri olmuştur.
Bu nedenle Refik Halit’in Hatay üzerine yazdıkları sıradan gezi notları değildir. Onun satırlarında bir sürgünün özlemi, bir edebiyatçının estetik bakışı ve memleket hasreti iç içe geçer.
Refik Halit Karay Kimdir?
Refik Halit Karay (1888, İstanbul – 1965, İstanbul), Türk edebiyatının önemli romancı, hikâyeci ve gazetecilerindendir. Galatasaray Sultanîsi ile Hukuk Mektebi’nde öğrenim gördükten sonra gazeteciliğe başladı.
Önce İttihat ve Terakki yönetimine, ardından Ankara Hükûmeti’ne yönelik eleştirileri nedeniyle uzun yıllar yurt dışında yaşamak zorunda kaldı. 1919 yılında başlayan sürgün hayatı onu Beyrut, Halep ve Şam’a götürdü. Bu yıllarda Hatay ve çevresini yakından tanıdı.
1938 yılında çıkarılan afla Türkiye’ye döndü. Aynı yıl Hatay’ın Anavatan’a katılması, onun için de sürgünün sona ermesi anlamına geliyordu.
Hatay, Onun İçin Sıradan Bir Toprak Değildi
Refik Halit Karay, Hatay’ı yalnızca coğrafî bir bölge olarak değil, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. Bu düşüncesini şu cümlelerle dile getirir:
“Anavatandan, ruh ve fikir itibarıyla bir dakika bile ayrılmamış olduğunun on altı sene devamlı bir şahidi bulunduğum Hatay…”
Ona göre Hatay, küçük yüzölçümüne rağmen adeta bütün coğrafya kitaplarını içinde barındıran doğal bir laboratuvardı.
“…başlı başına bir dünya kıtası maketidir.”
Refik Halit’in Kaleminde Antakya
Yazarın eserlerinde Antakya yalnızca tarihî bir şehir değildir. Asi Nehri, Keldağ, Amik Gölü, Amanoslar, çınarlar, su dolapları ve dar sokaklar onun kaleminde adeta yaşayan bir tabloya dönüşür.
Keldağ için:
“Hilkatin kurduğu muazzam bir deniz feneridir.”
Asi Nehri için:
“İstilacı Avrupa’nın kanı içine akmıştır.”
Nauralar için:
“Naura sesi kadar gönle hüzün veren ve görünüşü kadar insanı hülyaya sürükleyen başka hiçbir ses ve manzara bilmiyorum.”
Hatay’ın Dört Kapısı
Refik Halit, Hatay’a ulaşmanın dört ayrı kapısından söz eder.
- Halep Kapısı
- Ömerağa (Hamamat) Kaplıcası
- Payas Yolu
- Bayır-Bucak Geçidi
Ona göre en güzel kapı Bayır-Bucak yoludur.
“Çam ormanı içinde, yumurta yuvarlasan kırılmaz bir şose…”
Hatay’ın Değişen Yüzü
Refik Halit Karay, yıllar sonra yeniden gördüğü Hatay’ın bazı yönlerden geliştiğini, bazı yönlerden ise eski ruhunu kaybettiğini söyler. Özellikle Antakya’nın tarihî dokusunun giderek yıprandığını üzülerek anlatır.
Bugün onun satırlarını okurken insanın içini burkan başka bir gerçek daha vardır.
Refik Halit’in hayranlıkla anlattığı Amik Gölü artık yoktur.
Su dolaplarının sesi susmuştur.
Geyiklerin dolaştığını yazdığı ormanların önemli bir bölümü ise artık geçmişte kalmıştır.
Son Söz
Refik Halit Karay’ın Hatay üzerine kaleme aldığı satırlar yalnızca bir edebiyatçının gözlemleri değildir. Bunlar aynı zamanda sürgünde geçen yılların özlemini, memleket sevgisini ve Hatay’ın doğal ve tarihî zenginliğini gelecek kuşaklara aktaran güçlü birer tanıklıktır.
Bugün aradan yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen onun Antakya için kurduğu şu cümle hâlâ aynı güzellikte yankılanmaktadır:
“Antakya’nın taşı, toprağı efsane ve tarih ile yoğurulmuş, havası ve suyu sır ve sihir ile karışmıştır.”
Hazırlayan: Kamil Akdoğan
Seyahat(name)lerdeki Antakya Dizisi – 45