Serin Bir Yer, Acibe Sıkar

bazı kelimeler
ağır gelir insana
bazıları için
kalbin tam ortasına oturur
ve orada dinlenir
bu satırlar
yük taşımak için değil
bırakmak için yazıliçin
burada bir serinlik var
gölge gibi değil
ferahlık gibi
güneşin yakmadığı
ama aydınlattığı bir yer
gözlerini kapat
ve aceleyi bırak
şimdi hiçbir yere
yetişmen gerekmiyor
zaman
sana dokunmadan
akıyor
nefesin
uzun zamandıİli
ilk kez
kendine yer buluyor
bu bir boşluk değil
bir açıklık
oradan giriyor
iyileşme
unutmak
her şeyi silmek değildir
bazı şeyler
silinmez
ama
ağırlığını bırakır
hatıralar
can yakmayı unutur
umut ise
yüksek sesli bir söz değildir
o
içinden tamam
diyebildiğin
ilk andır
kalbin yıllardır tuttuğu bir kapı var
kimse zorla açmadı onu
bugün de
açmak zorunda değilsin
sadece
kilidin gevşediğini
hisset
ruh

uzun süredir
kendini savunuyordu
şimdi
bırakabilir
burada tehdit yok
sadece
olma hâli var
bir su düşün
ne çok soğuk
ne sıcak
elini acıtmayan
bu şiir
öyle bir su
her şeyi yıkamaz belki
ama rahatlatır
ve bazen
iyileşmek temizlenmekten önce gelir
kalbin
yeniden atmayı öğrenmiyor
zaten biliyordu
sadece
korkarak atıyordu
şimdi
korkmadan atabilir
unutulması gereken
acıların sivriliğidir
umut ise
taş gibi değil
ışık gibi
yerine yerleşir
okudukça
omuzların düşüyorsa
çenen gevşiyorsa
gözlerin dolmadan
yumuşuyorsa
bu şiir
görevini yapıyordur
şimdi
kalbine bak
hâlâ atıyor
bu başlı başına bir umut biçimi
umut
ileride bir yerde değil
o
şu an
içinde rahatladığın yerde

8. sayıdan

Similar Posts

  • Atatürk Sevgisi, Erhan izgi

    Atatürk’ü çocukluğumdan beri sevdim, ona karşı büyük bir saygı ve hayranlık duydum. Kitaplardan onun yaptıklarını okuyup öğrenmeye çalıştım. Onu tanıdıkça hayranlığım daha da artı. Söylev’i defalarca okudum. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı konu alan kitapların birçoğunu alıp okuma gereği duydum. Modern Türkiye’nin doğuşunu anlatan yerli ve yabancıların yazdığı eserleri de okumaktan geri durmadım. Kazandığı savaşları ve yaptığı…

  • Her Renk İnsan, Asya Akkaya

    Sisler hattında kuşlar kopupdüşüyor göklerdenBalonlar uçuruyorum oysaben düşlerimdeGöz gözü görmüyorUmutlarımızdan yemyeşilparklar döşüyoruz yerdenBulutlara kadarÖlümü büken arı bir koşmakoluyor ellerimizin arasındabarut kokan yorgunsokaklar Gelsin istiyorum savaşınuykusu Sarılıp uyuyacak bir şeyimkalmayıncaya kadaraçıyorum gözlerimi vedikiyorum tüm kırık dökükevleriYavaşça kapanıyor gözlerim Tüm sokak lambaları sönükkalbiminPusu kuruyor korkularımuykularıma her sesle Bu topraklar kimin ve budünya?Hırsa mil çekelimtuttuğumuz çiçeklimendillerle Boşalan caddelerin…

  • Yoksun, Acibe Sıkar

    Karanlıklara haykırdım durdumSana olan hasretimİçimde büyüdüSustumYıldızlar cılız ışıklarıylaruhuma tutunmaya çalışırkenSeni aramaktanyorgun düşen yüreğimbedenimle eşitlenirkenYoksunRuhumda kopan fırtınalarDalgalarla boğuştuSığınıp huzur bulacağımLimandınYürüdüğüm yollardaYörüngemde hep vardınBaşımı dayayacak omuzdunHayallerimi süsleyenbeyaz atlımdın.Yıldızlar soluklaştıGece bir yankı olduYoksun Soranlara gidişini anlatamadımGözyaşlarımı kimse görmediGece göğü parça parça solduİçimin boşluğunda kayboldu.Karanlığımasenin aydınlıkları toplayıpgetirmeni bekledimAma yoktunVe gecenin siyahındaSessizliğimde kayboldun

  • “ANTAKYA KÜNEFESİ” TARİHİ BİZİM KÜNEFECİ RAGIP BEKFLAVİOĞLU İLE KÜNEFE ÜZERİNE SÖYLEŞİ, Fahir Abacı

    “ANTAKYA KÜNEFESİ” TARİHİ BİZİM KÜNEFECİ RAGIP BEKFLAVİOĞLUİLE KÜNEFE ÜZERİNE SÖYLEŞİ Antakya’da Gastronomi Çarşısında (Hatay Valiliğinin desteği ile kurulan) çok özenilerek hazırlanan bu nezih çarşıda Ragıp Bekflavioğlu ile mekanında bir araya geldik. Depremden sonra esnafın soluklanacağı işini icra edeceği bu güzel mekan Antakya için gerçekten önemli. Gastronomi Turizmi kapsamında Antakya’ya gelenler bu mekanda Hatay mutfağından beklentilerinin…

  • SOLAN LALELER, Zerrin Keskin

    Ilık bir bahar günü, evdeki neşeli telaşın sesleriyle uyandı çocuk. Hazırlıklar bitince Ürdün Vadisi’ne doğru yola çıktılar. Gördüğü ilk menengiç ağacının altına doğru, tüm gücüyle koştu. Az önce dinen yağmurun yapraklardan süzülen son damlaları yüzüyle buluştuğunda, tatlı tatlı gülümsedi. Nihayet kendine yetişen anne ve babası, ağacın altına eşyaları yerleştirmeye başladı. Annesinin çeyizinden kalma, kendi elleriyle…

  • Bir Doğum Öfkesi, Nede Hocaoğlu

    Sahi! Ben ölü doğdum diye yaşamadın mı? Adsız yerlerde doğdum.Toprağım yok!Hikayem yok!Pörsümüş memelerden oluk oluk umutsuzluk emdim.Her damla da emdiğim sütlerin boşluğuna çekildim. Ben ki ölü doğdum!Yedinci çığlıkta ben doğdum.İş işten diller evimden geçti.Toprağı yok mezarımın. Fildişi mermer yollarımdaki sırtları ezberledim.Bahsedilen kırılgan hat üzerinde yürüdüm.Diz yaralarıma su serptim,İyileşmeyen yaraları da heybeme yükledim. Zemheri çığlıklarda doğumları…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir