SOLAN LALELER, Zerrin Keskin

Ilık bir bahar günü, evdeki neşeli telaşın sesleriyle uyandı çocuk. Hazırlıklar bitince Ürdün Vadisi’ne doğru yola çıktılar. Gördüğü ilk menengiç ağacının altına doğru, tüm gücüyle koştu. Az önce dinen yağmurun yapraklardan süzülen son damlaları yüzüyle buluştuğunda, tatlı tatlı gülümsedi. Nihayet kendine yetişen anne ve babası, ağacın altına eşyaları yerleştirmeye başladı. Annesinin çeyizinden kalma, kendi elleriyle dokuduğu kilim çimlerle buluştuğunda yere uzandı. Kollarını ensesinde birleştirmiş, cılız bacaklarını sallarken uzun kirpikleri de bahar güneşiyle oynaşmaya başladı.

Öğle yemeği için hazırlıklar devam ediyordu. Tabakların, çatalların, kaşıkların tıkırtısı; davetkâr kokularla karışıyor, maklubeden babagannuşa, felafelden humusa anneciğinin nefis yemekleri ve babasıyla şakalaşırken fısıltıya karışan kıkırtıları… Gözlerini sıkı sıkı yumdu, uyuyormuş gibi yapıp öpülerek uyandırılmayı sabırla bekledi.

Sofradan kalktıktan sonra alfabe oynamak için bir kâğıda dört sütun çizdi. Sırasıyla “insan”, “hayvan”, “bitki”, “malzeme” yazdı. A harfiyle olan oyunu annesi kazandı. İ harfiyle bir hayvan bulsa, az kalsın kazanacaktı. Gerçek dünyayı o kadar iyi tanımıyordu maalesef.

Babasını kandırıp uçurtmasını eline aldı. Bir taraftan koşuyor, bir taraftan hafif hafif ipini salıyordu. Mavi gökyüzünde salınan uçurtmasına heyecanla baktı. Kuyruğu, annesinin saçlarına benziyordu sanki. Yüzü de… annesinin gülümsemesini de…

Sonra gökyüzü birden karardı. Uçurtma kayboldu. Omzunda hissettiği babasının eli de. Sol tarafına baktığında, babasının göğe doğru yükseldiğini gördü. Bulutların arasında kaybolduğunda, kulaklarını acıtan patlama sesleriyle irkildi. Rengârenk havai fişeklerin oluşturduğu şekillerle büyülendi. Birden nefesi daraldı, göğsüne bir ağırlık çöktü. Çığlıkları gecenin sessizliğinde kayboldu.

Başka bir şehrin sabahında, güneş tüm cömertliğiyle yüzünü gösteriyordu. Yeni kızarmış ekmek kokusu iştahını artırmıştı. Üzerine bir parça rokfor, bir parça avokado koyup ısırdı. Her gün yaptığı gibi gazetesine göz gezdirirken, üçüncü sayfadaki bir şiir dikkatini çekti:

Filistin gülüşlüm
Yağmalama şehirlerimi
İçinde öksüz
Bir çocuk uyur
Bölünmesin düşleri.

Haberin devamında:
“Filistin’de bir yetimhaneye düşen bombada 100 çocuk öldü.” yazıyordu.

Başını kaldırdı, gözleri bir anlık boşluğa takıldı. Sonra iç geçirdi.
“Sabah sabah ne can sıkıcı şeyler,” dedi kendi kendine.
Kahvesinden büyük bir yudum alarak magazin sayfasına geçti:
Bir oyuncunun yeni sevgilisi, bir dizinin finali…Gazeteyi katlayıp masanın kenarına bıraktı.Bu sabah da kayda değer bir şey yoktu.

6. sayıdan

Similar Posts

  • Mayıs Akşamı, Acibe Sıkar

    Sarhoş muydu zamanBu kadar hızlı akıyordu ruhlarda ?Gecenin katran karasındaÇukurlara aldırmadanSürükleniyordu.Ölümler,Soğuk rüzgar gibiTeğet geçiyorduYakınlardan…Kimler aç kalmıştı sevgilere?Kimler ay ışığına yalnızlıklarını fısıldadı?Kimler derin sevdalarda boğulmayı istedi?Sorma kader onlaraBu Mayıs akşamında.Sorma gömülen saltanatın tarihine…Yaralı birer kırlangıçtıBu yürekler.Gökyüzünü unutmuş,Uçmayı unutmuşKanatlarında yükYüreklerinde hasret.Zamanın sarhoşluğunda,Yürekler kaybolmuştu.O Mayıs akşamındaGölgelerine gömülmüştü 2. sayıdan

  • ÇİÇEK UYKUSU, Murat Boğurucu

    Koyu sohbetlerde nesli tükenen adamlara yazılmış şiirler okunuyorSokağın ışıksız gölgesinde susları duyulacak eğer biraz daha ağlarsa kadınlar.Akşamın kalbinde gün biter kuşlar çekilir bacaları mor çatılara.Sığınaklarını su basar kiracıların; yalnız kalan ağacın çürür meyveleri,Ucuz rüyaların erken saati düşer toprağa. Soyut iklimler biriktirir pencerelerSabah duasında, ütüsüz giyilir aydınlık.Okul sıralarında yarım kalan masalların tınısı var hâlâ.Hâlâ sıvası yapılmamış…

  • Cellat ve Kendisi, Hatice Eğilmez Kaya

    Cellat uyandı yatağında bir gece“Tanrım” dedi “Bu ne zor bilmece:Öldükçe çoğalıyor adamlarBen tükenmekteyim öldürdükçe.” Ataol Behramoğlu Karların sokağı diz boyunca işgal ettiği bir gece yarısı. Kapkara yüzümü, kapkara ellerimle ovuşturuyorum. Sabahın olmasına saatler var. Duvardaki o karartıya gözlerim takılıyor. Düpedüz darağacı karşımdaki. Üzerinde onlarca adamın asılı durduğu bir darağacı. Her birini tanıyor ve hazin öykülerini…

  • Hoşça Kalın, Suna Su

    Hem güzel hem de zor anlarIma tanıklık eden yuvam evimElveda hatıralarım, yazdıklarım, yaşadıklarım…Şimdi gidiyorumUzaklaştıkça, zihnimde dolanıklıkYüreğimde büyüyen ağırlıkla…Şimdi gidiyorumHoşça kalın güzel insanlarımGülüşü yürekten bacım,Anasının sevdasına düşmüş oğul,Bedeni küçük yüreğini kocaman açmış bir asırlık yaşantıyı gözlerindeki buğuda biriktirmiş ninem…Hoşça kalın içinde tanImlayamadığı acıyı, oyuna dönüştürmeye çalışan minik eller .. Sevgili Tanrı’m,Benim kalbim atıyorBu içerde beni kendimden…

  • Filistinli Riman, Zeynep Mansuroğlu

    Ne bu zulüm bu acımasızlık,Büyüklerin doyumsuzluğu.Her şeye sahip olma hırsı.Yavaş yavaş öldürüyor beni.Küçücük bedenimle,En ağır yükü ben taşıyorum,Dalıp gidiyorum uzaklara,Bir masal aklıma geliyor.Günün ışımasıyla erkendenOkula giden çocuklar.Bağda bahçede sokak aralarında,Özgürce korkusuzca oynayan.Yüzlerinde dondurma pamuk şekeri lekesi,Ellerinde toplarıylaNefes nefese coşkuyla oynuyorlar.Bomba sesleriyle irkiliyorum.Her tarafım yıkık.Bombalar üzerimden sekip gidiyor.Küçücük bedenimle saklambaçOynar gibi bir yerlere saklaniyorum,Korkuyorum anneme kardeşlerimeBir…

  • MÜSLÜM KABADAYI’NIN 40. SANAT YILI KUTLANDI

    MÜSLÜM KABADAYI’NIN 40. SANAT YILI KUTLANDI Son teşekkürüme gelince… Varoluşumun mirasını kendi üretkenlikleriyle geleceğe taşıyacak olan canımın çekirdeği olan kızlarım İlkyaz ve Evin’e çok teşekkür ediyorum. Doğanın diyalektiğinin sağlıklı, estetik ve eşitlik-özgürlükle dokunmuş bir toplumsal düzenle ancak insan için mümkün olduğunu bilince çıkardığımdan bu yana çalışmalarımı, mücadelemi çekirdek ailemle toplum arasında bağ kurarak sürdürmeye özen…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir