Mayıs Akşamı, Acibe Sıkar

Sarhoş muydu zaman
Bu kadar hızlı akıyordu ruhlarda ?
Gecenin katran karasında
Çukurlara aldırmadan
Sürükleniyordu.
Ölümler,
Soğuk rüzgar gibi
Teğet geçiyordu
Yakınlardan…
Kimler aç kalmıştı sevgilere?
Kimler ay ışığına yalnızlıklarını fısıldadı?
Kimler derin sevdalarda boğulmayı istedi?
Sorma kader onlara
Bu Mayıs akşamında.
Sorma gömülen saltanatın tarihine…
Yaralı birer kırlangıçtı
Bu yürekler.
Gökyüzünü unutmuş,
Uçmayı unutmuş
Kanatlarında yük
Yüreklerinde hasret.
Zamanın sarhoşluğunda,
Yürekler kaybolmuştu.
O Mayıs akşamında
Gölgelerine gömülmüştü

2. sayıdan

Similar Posts

  • Hoşgörü, Gülümser Öğütçü Egüz

    Güneşin aydınlığında,Bir işaret hoşgörü.Bekler durur.“Kalplere sığınsa!”Oysa zor:Satranç taşında şah olmak,Mat etmek öfke yüklü insancıkları.Boğuluyoruz. Bu kirlenmiş atmosferde,Balıkçı oltası çeker durur,Öfke, hırs, yalan, gıybet, kin…Hoşgörü lambası sönük.Olsa ellerde çiçekler,Sevgi haykırsa.Rüzgar huzur dağıtsa,Başımızda hoşgörü bulutuYağmur olup yağsaİnsanlar insanca yaşasa. 5. sayıdan

  • BİZ SIĞAMADIK DÜNYAMIZA, Zeynep Mansuroğlu

    Sahi! Ben ölü doğdum diye yaşamadın mı? Adsız yerlerde doğdum.Toprağım yok!Hikayem yok!Pörsümüş memelerden oluk oluk umutsuzluk emdim.Her damla da emdiğim sütlerin boşluğuna çekildim. Ben ki ölü doğdum!Yedinci çığlıkta ben doğdum.İş işten diller evimden geçti.Toprağı yok mezarımın. Fildişi mermer yollarımdaki sırtları ezberledim.Bahsedilen kırılgan hat üzerinde yürüdüm.Diz yaralarıma su serptim,İyileşmeyen yaraları da heybeme yükledim. Zemheri çığlıklarda doğumları…

  • Antakya Mozaikleri, Minel Hüzmeli

    Antakya, yüzyıllardır taşların birbirine kenetlendiği bir şehir… Kimi zaman bir mozaik ustasının ellerinde renk bulmuş, kimi zaman bir duvarın çatlağında fısıldayan eski bir hikâyeye dönüşmüş. Ben, bu şehrin kırık taşlarını ellerimde tutan bir mozaik sanatçısı olarak biliyorum ki, Antakya sadece bir şehir değil, zamanın içinde usulca yankılanan bir dostluk türküsüdür. Mozaik, tıpkı Antakya gibi, farklı…

  • Gel Diyemem, Nilüfer Uçar

    yaprak dökse her yanım bir damla iyilik kalır bendekuyuya düşen ay parçası, aklımın sevabı, bölünmeyen hecembeyin fırtınam kesişsin yolumuz değsin parmak uçlarımızuzansan değer başın arşa destanlar yazdığın yereturnadağ’ım, dil anahtarım, taşı delen damlamçavdar ekmeğim, ışığın baharım olur bir bilseniyimser meleğim dudakla yürek arası serin kanlı yolcuzaman örgüsünü örer, söz bata çıka yol alırsesimin gizli öznesi…

  • Bİ’SERİ

    Okulun bahçesi ağaçlarla bezenmişti. Binamız yeniydi. Öncesinde, ayrı binada olan yatakhane son yılımda, dersliklerimizin üzerine taşınmıştı. Kız İlköğretmen Okulu yatılı öğrencileri olarak haftada bir ya da on beş günde bir öğretmenler eşliğinde hamama götürülüyorduk.Hamam günümüzdü. Görevli öğretmenimizle birlikte kırk kız hazırlanıp gidecektik.Bizi taşıyacak otobüsün gelmesi yakındı. Koridorda yankılanan sesle toparlandık.-Herkes hazırsa çıkalım, sıraya girin. Hadi…

  • Susmak, Acibe Sıkar

    Yüzünde belirince yılların izi çizgilerZamanın acımasızlığına takılır gözlerinSusarsın.Kulakların duymak istemez her sözüSusarsın.Dilinin altına sığınan sözcüklerGün yüzü görmek istemezSusarsın.Gözlerin sevince ayarlı olsa daİki kaşının arasına pusu kurar acılarSusarsın.Yaşadıkların takılır aklınaSuya çarpan kağıt gibi parçalanır içinSusarsın.Yüreğin daralırAteşin düştüğü yeri yaktığına inanırsınSusarsın…İçine attıkların birikirTaş gibi ağırlaşır hayatYitirir tılsımını sözcüklerSusarsın… 3. sayıdan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir