ANADOLU’NUN İLK CAMİSİ HABİB-İ NECCAR CAMİ, Neslihan Kanuncu Seçkin

Atatürk’ü çocukluğumdan beri sevdim, ona karşı büyük bir saygı ve hayranlık duydum. Kitaplardan onun yaptıklarını okuyup öğrenmeye çalıştım. Onu tanıdıkça hayranlığım daha da artı. Söylev’i defalarca okudum. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı konu alan kitapların birçoğunu alıp okuma gereği duydum. Modern Türkiye’nin doğuşunu anlatan yerli ve yabancıların yazdığı eserleri de okumaktan geri durmadım. Kazandığı savaşları ve yaptığı devrimleri öğrendikçe onun ne büyük insan olduğunu daha iyi kavradım.

Bazen düşünüyorum da bu ülkede O’na karşı girişilen karalama kampanyaları, heykellerini kırma ve boyama gibi çirkinlikler insanın kanını donduruyor. Bunların da ötesinde siyasi iktidara sahip olanlar onun adını, devrimlerini hele hele kurduğu cumhuriyeti bir kurt gibi kemirerek yok etmeye çalışıyorlar. Oysa onun sayesinde bulundukları mevkilere geldiler. İnsanın sorası geliyor: “ Atatürk size hangi kötülüğü yaptı?” Bunca iyiliklerine karşılık bu kötü davranış niye?

Zamanını tam anımsayamıyorum, medyada bir habere tanık oldum. Amerika’nın yeni dışişleri Bakanı John Kerry Ankara’ya geliyor. Ziyaretinin ikinci gününü Atatürk’e ayırıyor. Anıtkabir’i ziyaret eden Kerry Atatürk’ün mozolesine çelenk koyarak saygı duruşunda bulunuyor ve Özel deftere şunları yazıyor: “ Türk halkına ve bu büyük lidere Amerikan halkının bir temsilcisi olarak saygılarımı sunmaktan onur ve gurur duyuyorum.” diyor.

Aynı günlerde ülkemizi ziyaret eden Ürdün Kralı Abdullah, Anıtkabir’de gözyaşlarını tutamıyor. Atatürk’e duyulan saygı ve hayranlık bizim için de büyük bir gurur kaynağı değil mi?
Atatürk’ün büyüklüğünü bütün Dünya biliyor; ama bizim muhteremler ne hikmetse bu gerçeği bir türlü kabul etmek istemiyorlar. 10 Kasımlarda ve Ulusal bayramlarda hastalık hastası olup törenlere katılmıyorlar. Fakat aynı mümtaz şahsiyetler, kerameti kendinden menkul birilerinin elini öpüp dizlerinin dibine oturmayı marifet sayıyorlar; fakat Atatürk’ün adını ağızlarına alamıyorlar. Ne büyük çelişki ve aymazlık değil mi?

Atatürk, aramızdan 86 yıl önce ayrıldı. Buna karşın onu ne Türk halkı ne de Dünya unuttu! Böylesine büyük ve saygın liderden Dünya’da kaç örnek gösterebilirsiniz?

ABD’nin ünlü dergisi TİME 90’ıncı yılını kutlarken son sayısında en iyi 90 dergi kapağı seçimi yapılıyor. İlk sıraya 24 Mart 1923’te Atatürk’le ilgili kapak yerleşiyor ve onun için şu sözler yer alıyor: “ O Türkiye’yi özgürlüğüne kavuşturdu. Halkını bataktan kurtardı. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babasıdır. Laik reformları ve otoriter çizgisi on yıllar boyunca Ortadoğu’da yankı uyandıracak bir efsane bıraktı.”

Günümüzde ülkeyi idare ettiklerini sananlar ne yapıyor? Çağdaş, laik, demokratik ve özgür olan Türkiye cumhuriyetini çağdışı, teokratik ve tutsak bir ülke haline getirmek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyor, güzelim ülkeyi bir Ortadoğu bataklığına sokmaktan medet umuyorlar.

Türk halkı son yıllarda mutsuz, huzursuz, yaşama sevincini yitirmiş, acılar içinde kıvranan bir duruma düşürüldü. 86 yıl önce yaşayan, dünyanın akışını değiştiren ve imkânsızı başaran bu büyük insanı dünya unutmuyor; ama biz unutuyor ve unutturmaya çalışıyoruz. Elbette bu çok kolay olmayacak.

Geçmişini, tarihini bilmeyen toplumlar uzun süre ayakta kalamazlar. Varlığımızı sürdürmek istiyorsak, bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak zorundayız. Dünya ülkeleri Türkiye’yi hangi isimlerle anıyor biliyor musunuz? Öncelikle iki isim. Bunlardan önde geleni Atatürk diğeri de Nazım Hikmet… Bizim yüzümüzü ağartan, bizi gururlandıran bu iki isim… İster sevin ister sayın bu bir gerçek.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nden söz ediyorsak, bu ülkede özgür, mutlu yaşıyorsak ve bu ülkede yönetim mevkilerinde görev yapıyorsak bütün bunları büyük önder Atatürk’e borçlu olduğumuzu asla unutmamalıyız.

Celal Bayar yakın arkadaşı için ne diyor: “ Atatürk’üm seni sevmek milli bir ibadettir.” Bu söze yürekten katılıyorum.

Ey büyük Atam, gerçekten her geçen gün sana olan özlemimiz daha da artıyor. Yaptıkların için minnettarız. Türkiye cumhuriyeti var oldukça sen kalbimizde yaşamaya devam edeceksin! Seni ve silah arkadaşını saygı ve minnetle anıyoruz.

Hz. Ömer komutanlarından Ebu Ubeyde Bin Cerrah tarafından 636 yılında fethedildiği dönemde fethin simgesi olarak, Habib-i Neccar ve İsa’nın üç havarisinin bulunduğu yerde cami inşaa edilir. Anadolu’da yapılan ilk cami olma özelliğini taşır. 1098 yılında Haçlıların eline geçen 1099 da Antakya Prensliği halini alan şehri, Memlük Sultanı, Melik-ül Zahir- Baybars fethedince camiyi yeniden yaptırmıştır.

*Kur’ân-ı Kerîm’de,Yasin Suresi 20 ve 21. Ayetlerde;
(20) Ve câe min aksalmedineti racülün yes’â kâle yâ kavmittebiul mürseIîn: Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle dedi: “Ey topluluk, bu elçilere uyun!”
(21) İttebiû men lâ yeselüküm ecran ve hüm muhtedûn: “Sizden herhangi bir ücret istemeyeIere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar.”
Ayette geçen, racül; adam sözcüğünün Habib i Neccar’ı işaret edildiği söylenir.

Hatay’ın anavatana ilhakından sonra Kurtuluş Caddesi adını alan, antik çağda dünyada ilk aydınlatılan sütunlu caddesi Herod’un üzerinde bulunan caminin ana kapısından girildiğinde, soldaki türbenin İsa Peygamber’in çarmıha gerilişinden sonra, tanrının tek olduğunu anlatmaya Antakya’ya gelen (Yuhanna) Yahya (Barnabas) ve Yunus (Pavlus) adlı havarilere; kuzeydoğu köşesinde yerin 4 metre altındaki mezarın ise onlara inanan ilk kişi olduğu düşünülen Habib-i Neccar’a ve Şem’un Safa’ya ait olduğu söylenmektedir. Allah yolunda can veren bir marangozun adını alan Habib-i Neccar Cami, dünyada farklı inanışlara mensup elçilerin birlikte aynı yerde yattığı tek mezar/ziyaret ibadet alanıdır.

Fotoğraf: Hatay Valiliği Sayfası

Caminin giriş kapısının solunda ve minarenin sağında, (Yuhanna)Yahya (Barnabas) ve Yunus (Pavlus) adlı havarilere ait olan mezarların bulunduğu İsneyn Türbesi’nin önünde ismini vermek istemeyen 85 yaşlarında bir beyefendinin bize aktardığı şudur: “Ziyaret edecekseniz önce bu ziyaretlerden başlamalısınız çünkü Habib-i Neccar önce bu adamların sözüne kanaat getirmiş. Habip, “Bu yeri göğü mahluğu yaradan bir güç var ama ne?” diye tefekkür eder dururmuş. Bu zatlar gelip anlatınca idrak etmiş. O yüzden önce bunları ziyaret edeceksiniz kızım.” Diye anlatmıştı.

Habib-i Neccar Cami’nin fotoğrafına karşıdan bakarken minarenin sağ alt girişinde solda kadınların ibadet ifası için bir platform bulunur. Buradan yerin iki kat altında bulunan mezarlara dar bir merdivenle inilir.

Antakya’da yaşayan Arap Alevi Halkı her yıl Kurban Bayramı’nın bir hafta sonrasına tekabül eden Ğadir Hum Bayramı’nda geceden sabaha kadar, sabah namazdan sonra dağıtılacak hasenatlar olan; hrise(keşkek), nohutlu bulgur aşı, kemik suyuna bulgurlu çorbaları kazanlarda imece usulüyle pişirir. Din şehidi Habib-i Neccar’ın gövdesinin Silpius Dağı’nda gömülü olduğuna inanıldığından dağda türbesi bulunmaktadır. Önceden mağara olan bu türbede 1960 yılına kadar gece gündüz kandil yanmaya devam etmiştir. Halen türbenin bir bakıcısı vardır.

HABİB-İ NECCAR DAĞI TÜRBESİ

Sabah ezanına doğru Kent Ormanı alanındaki üç kilometrelik dağ yolunu tırmandıktan sonra Habib-i Neccar Dağı’nda bulunan Habib-i Neccar Türbesi’ni bahhur yakarak ziyaret ederler. İnişi de yürüyerek merdivenli sokak aralarından yapar, Çivili Çeşme’ye dilekler bırakırlar.

Daha sonra ziyareti tamamlamak için İstiklal İlköğretim’in önünden aşağı yürüyerek, Antakya’nın Kemalpaşa Caddesi ve Kurtuluş Caddesi’nin kesiştiği yerde bulunan Habib-i Neccar Cami’sine geçilir. Dua ve ibadet tamamlanır. Habib-i Neccar Dağı’ndan otomobil ile inenler direk camiye iner ya da sadece Habib-i Neccar Dağı’nda ziyaretlerini sonlandırırlar.
Habib-i Neccar Camii 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Pazarcık merkezli depremde yıkılmıştır. Daha önceki yıllarda depremlerden dolayı defalarca zarar görerek onarılan cami, inanıyorum ki tekrar inşa edilecek.

  1. Sayıdan

Similar Posts

  • Zaman Zaman İçinde, Yonca Yaşar

    rengarenk bir salıncaktaydıyosun gözlerinden tanıdımuzattı minik elinisiyah beyaz bir fotoğraftanağaçlar aynı, gök aynıydı uzandım, indirdim usulcahep beklemiş gibiydi benielimdeki kitaba kaydıkendi ismini okudusesli sesli gülümsedi,avuçlarımı açtı sonraelimdeki deliklere şaşarakaradı durdukendi çizgilerini yürüdük,Asi’nin üstündendar sokakların peşindenolmuşları ben, olmamışları oanlattık durdukbirbirimizi dinlemeden yağmura karıştı yaşlarımızne onu, ne beni, ne de hikayemiziseçemedi kimsebaktığı albümlerden 8. sayıdan

  • Hangi Çağ, Hangi Medeniyet, Bahri Loş

    Bilim insan için her zaman yol gösterici olmuştur. Bütün uluslar, bütün toplumlar eski çağlardan beri bilginin izini sürmüşlerdir. Bu iz sürme karşılığında insanın medeniyet anlamında ileri düzeyde bir gelişme sağladığını kabul etmeliyiz. Geldiğimiz noktada 21. yüzyıl uzay çağı, bilgi çağı, altın çağ veya daha farklı, yüksek değer taşıyan tanımlamalarla anılmaktadır. Bu noktada çağın hakkını teslim…

  • Akşamlar, Gazi Yolcu

    “Yeter, uslan artık Hüznüm, rahat tut yüreğini,Akşam olsun diyordun, bak işte, kararıyor gün.” Charles Baudelaire Yine tekinsiz bir akşam inmekte gökten,Yıldızlar buğday taneleri gibi serpiliyor yine.Türküler söyle bana yaşamaktan, ümit etmekten,Yıldızlar bu akşam umarsız, bu akşam diken diken…Kalbim terk edilmiş kavruk bir çocuk gibi ıssız.Gözlerime yine karanlıklar çöktü, karanlıklar erkenden. O çöl saçlı, vişne gözlü…

  • HEPSİ BENİM YÜZÜMDEN, Hatice Eğilmez Kaya

    Keşke şu hiçbir kaba sığmayan düşüncelerimi kimse ile paylaşmasaydım. Paylaştım da ne oldu? En yakınlarım bile aklımdan şüphelendi. Akıl bu, hem var hem yok türünden bir nesne. İspata çalıştıkça belirsizleşiyor sanki. Bana bende varmış gibi geliyor da başkaları “sende yok,” diyorlar. Aklımı savundukça kendimi “ben sarhoş değilim,” deyip ayakları çapraz yürüyen çakırkeyiflere benzetiyorum. Onlara sarhoş…

  • Her Şey Bitince Toprak Konuşacak, Arif Coşkun

    İncir yapraklarında ışıldıİlk güzelim yazGüneş öpüm öpümDallarda yapraklarda gövdelerde gezindiRenkler ışıklar elendi pul pulDönüp gölgeler ışıklar kesiştiSular bıçak bıçakDallar yapraklar gövdelerGölgeler ışıklar sular anlamlıBağrıma oturdu bıçaklarYaşam sen ne güzelsin kadife tüy görünümünVe doymuşluğunlaVe sen ne güzelsin sevmek sevilmek Anılar sağırAnılar dilsizGök dövümü bir basma giyside anılarToprağın bağrındaBir tutam yeşil otBu yaşama sevinci mutluluğumuzBüyüyen gözbebeklerimizdeDüşten gerçekBir…

  • Filistin’e Ağıt, Gülten Doğruyol İncesu

    Ne havai fişek gösterisi buNe de parlayan yıldızları gökyüzününFosfor yağıyor uçaklardanFilistin toprağını yağmalamak için Hangi karanlık çağdan kalmasın ey zulümKaç vardiya çalışıyor silah fabrikaları Kahkahalarına inmiş ölüm çocuklarınAnnelerin gözyaşlarınaKurşun sesi ninni olur mu hiç, utan! Kan revan içinde sokaklarHarap bakışlarınınGöğsümde yarası varYas tutacak anneler mi kaldıFilistin’e şimdi kimler ağlar? 6. sayıdan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir