ANTAKYA: UYGARLIKLARI SENFONİSİ, EDEBİYATIN BEŞİĞİ, Mehmet Karasu

Antakya… Doğduğum, büyüdüğüm, sevdalandığım şehir. Burası yalnızca bir kent değil, bir medeniyetler senfonisi, bir hoşgörü mozaiği. Yüzyıllar boyunca dinlerin, dillerin, ırkların ve mezheplerin iç içe geçtiği; Türklerin, Arapların, Çerkezlerin, Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin, Nusayrilerin ve Hristiyanların bir arada yaşadığı bu coğrafya, barışın ve birlikte yaşama kültürünün en eski tanıklarından biridir. “Antakyalı, doğduğu anda bir dünya vatandaşı olur.”

Bu topraklarda yürümek, yalnızca taşlara basmak değildir; aynı zamanda binlerce yıllık uygarlıkların ruhuna dokunmaktır.

On Bin Yıllık Bir Bellek
Arkeolojik bulgular, Hatay topraklarının en az on bin yıldır insan yerleşimine sahne olduğunu gösteriyor. Paleolitik çağdan günümüze uzanan bu süreklilik, kentin her taşına, her yamacına işlenmiş bir tarih bırakmıştır.

Antakya, İ.Ö. 300’lü yıllarda Büyük İskender’in komutanı Seleukos I. Nikator tarafından kurulmuş, babasının adına ithafen Antiokheia adını almıştır. Zamanla bu isim, halkın dilinde Antakya’ya dönüşmüştür. Dağların eteklerinde, Asi Nehri’nin iki yakasında kurulan bu şehir, tarih boyunca bir geçiş kapısı, bir uygarlık köprüsü olmuştur.

Roma döneminde bir başkent, Bizans’ta dini bir merkez, Osmanlı’da sancak olan Antakya; Haçlı Seferlerinin hedefi olmuş, yıkımlar, işgaller, depremler yaşamıştır. Ama her defasında küllerinden yeniden doğmuş, direncin ve umudun adı olmuştur.
Sanatın ve Edebiyatın Şehri

Antakya yalnızca tarih değil; aynı zamanda bir sanat ve edebiyat kenti. Burada doğmuş, burada yaşamış ya da yolu buradan geçmiş nice şair, yazar, düşünür bu şehrin rengini, kokusunu, özlemini eserlerine taşımıştır.

Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen mozaikler, yalnızca taşlardan ibaret değildir; binlerce yıllık estetik birikimin, insan emeğinin ve hayal gücünün tanığıdır. Harbiye taş ustalarının ellerinden çıkan bu eserlerin bir kısmının bugün Paris Louvre Müzesi’nde olması, içimizde buruk bir yara bırakır. Bu duyarlılığı Sabahattin Yalkın şu dizelerinde dile getirir:

“Kadınlı erkekli benim insanlarım
En eski şarkılarını söylüyorlar benim dilimde, Antakyaca.
Harbiye taşçılarının alın terini,
Asi Irmağı’nın sularını,
Habib Neccar Dağı’nın yelini istiyorum…”

Kalemlerin Şehri
Antakya’nın ilham verdiği kalemler saymakla bitmez. Rum şair Kavafis, dizelerinde Antakya evlerinin penceresinden süzülen ışığı anlatırken bize ayrılıkların ve kavuşmaların hüznünü taşır. Refik Halit Karay, şehri “gönlünü dinlendiren çınarlar beldesi” olarak betimler. Behçet Kemal Çağlar, “Kırk Asırlık Türk Yurdu” şiiriyle Hatay’ı selamlar.

Bu topraklardan yetişen edebiyatçılar arasında; kör doğmasına rağmen eserleriyle dünyayı aydınlatan Davud el-Antaki, fikirleriyle Doğu ve Batı’yı buluşturan Cemil Meriç, Hatay’ın kadınlarını unutulmaz hikâyelerle anlatan Ayla Kutlu, Fransız işgaline karşı direnişi romanlaştıran Burhan Günel, adaleti ve sevgiyi dizelerine işleyen Süleyman Okay, halkın sesini duyuran Sabahattin Yalkın, Ali Yüce, Hüseyin Ferhad ve daha niceleri vardır.

Cemil Meriç’in “Işık Doğudan Gelir” sözü, Antakya’nın edebiyat dünyasındaki yerini de işaret eder. Çünkü Antakya, Doğu’nun aydınlık yüzüdür.

Geçmişten Geleceğe
Antakya’nın güneşi başkadır. Gökleri başkadır. Toprağı başkadır. İnsanı bambaşkadır. Bu insanlar oldukça, bu topraklarda şiir yazılmaya, ağıt yakılmaya, roman doğmaya devam edecektir. Yeni kalemler, yeni şairler, yeni ozanlar yine Antakya’nın sıcak toprağından filizlenecektir.

Çünkü biz, sözü kutsayan bir halkız.

Çünkü biz, harflerin gücüyle direnmiş bir şehirde yaşıyoruz.

Çünkü biz Antakya’yız.

Ve Antakya, yalnızca geçmiş değil; aynı zamanda gelecektir.

6. sayıdan

Similar Posts

  • Ben Filistin, Gazi Yolcu

    Ben Filistin…Gökyüzünü hep gece görürNapalm bombasından kömürleşmiş gözlerim. Ben Filistin…Doksan yaşında bir ihtiyar,18’inde bir genç,Yeni doğmuş bir bebeğim.Yıkıntılar arasında arar durur oyuncağınıEnkaz kalıntısı ellerim. Ben Filistin…Her dakika yanar, her saniye erir bedenim.Yeter, son bulsun artıkRahat koltuklarınızdan izlediğinizMelodramlar, ajitasyon yalanları.Ben dize gelmez gerçek bir trajediyim!Sussun bütün beşerî ve süslü kelimeleriniz.Yeter!Duyulsun tarih kadar gerçek sözlerim. Ben Filistin…Anasıyım…

  • Kadın, Zeynep Mansuroğlu

    Duygusuz bir bedenDili olmayan heykelHer yere yetişenSon model bir robot.Ruhunun güzelliğini örten,Dikenli duvarlar.Yüreğinde kopan fırtınaKendi ruhunu yıpratır.Bir kelebek gibi narin,Kıraç buzlu rakımlarda,Kardelen olup baş kaldıran.Karlı bir kıştan sonraİlkbahar ışıltısı.Kapkara madendeGün ışığı görmektir kadın.Sert rüzgarda, savrulan bedeniHayat döngüsünde,Yerini bulmaya çalışan,Çiçekleri hep kırpınan,Sarmaşık gül.Sulanıp sürekli kırpınanGüneş ışınlarını görmeyeYüreği kanasa daKan damlaları bedenini sulayıpİliklerine kadar işler.Ona vurulan her…

  • Zaman Zaman İçinde, Yonca Yaşar

    rengarenk bir salıncaktaydıyosun gözlerinden tanıdımuzattı minik elinisiyah beyaz bir fotoğraftanağaçlar aynı, gök aynıydı uzandım, indirdim usulcahep beklemiş gibiydi benielimdeki kitaba kaydıkendi ismini okudusesli sesli gülümsedi,avuçlarımı açtı sonraelimdeki deliklere şaşarakaradı durdukendi çizgilerini yürüdük,Asi’nin üstündendar sokakların peşindenolmuşları ben, olmamışları oanlattık durdukbirbirimizi dinlemeden yağmura karıştı yaşlarımızne onu, ne beni, ne de hikayemiziseçemedi kimsebaktığı albümlerden 8. sayıdan

  • 6 ŞUBAT 2025: YIKIMIN VE DİRENİŞİN YILDÖNÜMÜ, Mehmet Karasu

    Sevgili dostlar,Bugün, takvimler yine 6 Şubat’ı gösteriyor. O kara günün üzerinden tam iki yıl geçti. O korkunç geceyi, saat 4.17’yi asla unutmadık, unutamayız. Gökyüzü sarsıldı, toprak çatladı, evlerimiz, sokaklarımız, sevdiklerimiz enkaz altında kaldı. Kadim kentimiz Antakya, binlerce yıllık tarihiyle, taşlarıyla, sokaklarıyla, insanıyla adeta haritadan silindi.Bugün buraya, hayatta kalanların acılarını paylaşmak, kaybettiklerimizi anmak ve unutmadığımızı haykırmak…

  • Bir Yudum Aşk, Nevra çağlayan

    Kirpiğimden hiç düşmeyenBir damla yaş seni aldıYüreğimde sakladığımBir yudum aşk bende kaldı. Söylenmemiş sözüm vardıDuygularda özüm vardıBelki bende çözüm vardıBir damla yaş seni aldıBir yudum aşk bende kaldı. Masallarda iz aradımAnılarda biz aradımYandım yine köz aradımBir damla yaş seni aldıBir yudum aşk bende kaldı. Umutlardı beklediğimGönüllere eklediğimSevgilere denklediğimBir damla yaş seni aldıBir yudum aşk bende…

  • FİLİSTİNLİ SEVGİLİYE SELAM OLSUN! YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN!, Neval Oğan Balkız

    Filistin’in kıyıma uğratılan, kendi yurtlarından kovulan, ülkelerinde mülteci duruma getirilmiş halkının öfkesi, acıları, direnişi onun dizelerinde anlam bulur! Bağımsızlığın ve özgürlük umudunun ateşi de! Filistin’in Nâzım Hikmet’i Mahmud Derviş, yurduna sevgisini; “memleketin etindeyiz biz, memleket de içimizde” mısralarıyla vurgular! “Etinde olduğu”, “içinde taşıdığı” memleketi Filistin’i, kutsadığı, bağımsızlığın erdemine ulaşma direncini, en bilinen şiirlerden biri olan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir