6 ŞUBAT 2025: YIKIMIN VE DİRENİŞİN YILDÖNÜMÜ, Mehmet Karasu

Sevgili dostlar,
Bugün, takvimler yine 6 Şubat’ı gösteriyor. O kara günün üzerinden tam iki yıl geçti. O korkunç geceyi, saat 4.17’yi asla unutmadık, unutamayız. Gökyüzü sarsıldı, toprak çatladı, evlerimiz, sokaklarımız, sevdiklerimiz enkaz altında kaldı. Kadim kentimiz Antakya, binlerce yıllık tarihiyle, taşlarıyla, sokaklarıyla, insanıyla adeta haritadan silindi.
Bugün buraya, hayatta kalanların acılarını paylaşmak, kaybettiklerimizi anmak ve unutmadığımızı haykırmak için toplandık.
Kaybettiklerimiz…
On binlerce insanımızı kaybettik. Anneler, babalar, evlatlar, eşler, kardeşler, komşular… Bazıları bir yatakta, bazıları kapı eşikte, bazıları yeni uyanmış, bazıları uykusunun en derin anında yakalandı felakete. Enkaz altında kalanların çığlıkları, duyulmayı bekleyen sesler, saatler, günler boyu içimizi yaktı.
Bir anne, evladına sımsıkı sarılı halde bulundu. Bir baba, ailesini koruyabilmek için kollarını onlara kalkan yapmış, kendini feda etmişti. Bir kız çocuğu, umutla kurtarılmayı bekledi ama yardım gelene kadar ellerimizden kayıp gitti.
Peki, ya kalanlar?
Hayatta kalanlar için hayat, 6 Şubat’ta durmadı ama eskisi gibi de olmadı. Kırılgan bir umudun peşinden gittik. Sevdiklerini kaybedenler, bir enkaz yığının başında günlerce bekleyenler, kurtarılamayanlara el uzatamamanın acısını yaşayanlar…
Evleri yıkılan insanlar hala konteynerlerde, soğuk, sıcak, toz, kir, yokluk içinde yaşamaya çalışıyor. Hava kirliliği, asbest tehdidi, yağan her yağmurla birlikte gelen çamur, su kesintileri, elektrik sorunları… Ulaşım bitik, ekonomi çökmüş durumda. Esnaf dükkânının görüntüsüne bakıp iç çekiyor, çocuklar artık oyuncak istemek yerine “Evimiz ne zaman yapılacak?” diye soruyor.
Antakya’nın suskun çığlığı…
Antakya bir zamanlar mozaikti, dostluktu, barıştı. O eski sokaklar, daracık çarşılar, tarihi evler… Artık onların yerine gri beton yığınları, bir yandan büyüyen ve bir yandan da ruhsuzlaşan binalar var. Beton santralleri şehrin ortasında bir ur gibi büyüyor. Tarihi bir kenti yeniden inşa etmek, sadece binaları yeniden dikmek değil, ruhunu canlandırmak demektir. Ama bu kent, ruhunu kaybetmek üzere…
Bizim mücadelemiz sadece molozların kaldırılması, evlerin yenilenmesi, şehirlerin tekrar ayağa kalkması değil. Bizim mücadelemiz, hatıralarımızı, kaybettiklerimizi, Antakya’nın ruhunu unutturmamak için…
Umut…
Ama biz, yıkıntılardan doğan bir halkız. Biz, tarih boyunca depremler, yangınlar, sürgünler görmüş bir coğrafyanın insanlarıyız. Bizim umudumuz, bu yıkımın içinde bile filizleniyor. Bir araya gelen, el ele veren insanlarız biz. Depremin ilk günü, yardım bekleyen insanlara ulaşamayan sistemin boşluğunu, kendi dayanışma ruhumuzla doldurduk. Kendi ellerimizle, kendi kalplerimizle birbirimizi kurtardık.

Antakya yeniden ayağa kalkacak! Ama bu, sadece binaları tekrar dikmekle olmayacak. Hatay’ı, Antakya’yı, bu kenti biz var edeceğiz! Onu, yeniden eski ruhuyla, o tarihi sokaklarıyla, o hoşgörüsüyle, o insan sevgisiyle ayağa kaldıracağız.
Son söz…

Bugün buradayız. Gözyaşlarımızla, dualarımızla, acımızla buradayız. Ama sadece yastayız diye değil, unutmadığımızı, unutmayacağımızı haykırmak için buradayız. Bugün söz verelim:
Antakya’yı unutmayacağız! Enkaz altında kalanları unutmayacağız! Kaybettiklerimizi unutmayacağız! Bu acının sönmesine izin vermeyeceğiz.

Bir gün yeniden, Antakya’nın dar sokaklarında, Uzun Çarşı’sında, Asi Nehri’nin kenarında, birbirimize sarılıp diyeceğiz ki:
“Biz buradayız. Antakya burada. Ve hep olacak!”

(İstanbul, HATAY DAYANIŞMA DERNEĞİ’nin düzenlediği “6 Şubat 2023 UNUTMADIK” etkinliğinde yapılan konuşmadır.

3. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir