Cevizi Kim Yedi, Şehnaz İşeri
Dün akşam nasıl olduğunu anlayamadığım bir şeyler gördüm, salonda kristal eşyaların durduğu rafın olduğu büfenin duvarla arasındaki daracık boşlukta. Henüz üzerinden yirmi dört saat geçmesine rağmen neden oraya baktığım konusu da muamma. Gözüm ses kabini yanındaki siyahlıklara takıldı. Malum bizim güveler mi derken o loş ortamda- tam disko, gece kulübünden bahsediyorum sanki- toplanmış güveler sandım- tamam şimdi çılgınca eğlenen güveler oldu- Hemen ışıldakla baktım oraya. Şaşırdım kaldım: Birkaç ceviz parçası. Ceviz kırığı değil. Bir cevizin yarısından daha az birkaç parça. Onların orada işi ne? Daha doğrusu onları orada kim yedi? Oraya sığabilecek kadar küçük, insan işi değil bu. Oyuncak papağan cevizleri yiyebilir büfenin en tepesine tüneyip bir kısmını da aşağı atar veya düşürür. Ya da kuvvetle muhtemel oyuncak bebekler veya onlardan biri oraya sokulup gizlice yer cevizleri. Peki hangisi? Elbette enine boyuna bebekler giremez o daracık boşluğa.
Şirine ormandaki evinden alışkın ceviz yemeye. Araya da kolayca girebilecek bir bebek. Ama karşı büfedeki evinde sofrasında oturup gayet konforlu bir şekilde yemek varken öyle ayaküstü gizli kıpırt atıştırmaz.
Kabarık etekli Barbieler eteklerinin genişliğinden, Winks Bebek peri kanatlarından oraya sığamaz. Makul genişlikte etekleri olan Barbielerse kim bilir ne cevizler kırmışlardır orada(!) Şaka bir yana oraya sokulup gizlice ceviz yemesi için bir nedeni olmalı. Yakalanmayı göze alacak kadar canı çekmiş cevizi. Pekala şimdi bebekleri beşikte yatan iki anne bebek onlara hamileyken ceviz aşermiş olabilir. Kocaman karınlarıyla zar zor da olsa girebilmişlerdir o küçücük yere. Papağan suç ortakları besbelli. Belki sofradan belki mutfaktan aşırmış onlara getirmiş.
Çiçek Kız akordeon çalan Noel Baba’nın kanatlarının altında güvende olduğu izlenimi veriyor aslında suçluluk psikolojisi. Hiç bu gözle bakmamıştım şimdi fark ediyorum. Dudaklarını büzmüş bir ıslık yerleştirmiş gözleri yukarıya bakıyor. Minnacık pembe elbiseli bir şey rahatlıkla girmiştir oraya.
Büyükbabasını, Peter’i, Alpleri çok seven Heide için belki ceviz memleket hasreti demek. Salon girişinin karşısındaki büfeden aşağı atlamış bir başına hoplaya zıplaya önce ya yemek masasına tırmanmış ya mutfağa girmiş cevizleri almış sonra araya girip yemiştir. Kalan ceviz parçaları da unuttukları ya da düşürdükleri değil özellikle daha sonra gelip yemek için orada sakladıklarıdır. Clara’nın evinde Peter’in ninesi için yemeklerde getirilen beyaz ekmekleri dönüşte götürmek için odasında biriktiriyordu. (Gerçi ekmekler bozulup küflenmişti.)
Nasıl oluyor da o aranın üstündeki yerde duran temizlik yapan bebek orayı öyle bırakıyor. Elektrik süpürgesi, kovası, fırçası var. En önemlisi o bir obsesif kompilsif. Cevizlerin farkında olmaması mümkün mü? Ya da çivi çiviyi söker deyip bile isteye temizlik yapmadı. Ama temizlik takıntısı hastalığından dolayı bu kolay değil.
Ah sürüsüne bereket Lol Bebekler de var. Onlar da yemiştir yemesine cevizleri de bizde onlara yetecek kadar ceviz var mı? Papağanın da imanı gevremiştir Lollere ceviz taşımaktan. Öyle kaçak göçek yapmanıza hiç gerek yok sevgili bebekleri. Alenen yiyin. Yalnız arkanızda lokma bırakmayın. Biliyorsunuz ki onları yemezseniz arkanızdan ağlarlar.
5. sayıdan