İlkbahar Yüklü Bulutlar, Servet Sarıca
“Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var”
Necip Fazıl Kısakürek
anlamayın diye tufanlar içinde haykırandım,
ezgileri rüzgâr andıran;
hey gidi deve yüklü kalbursuz adam:
gerçekliğin derin sancısını nasıl da geçer sandın!
yüreğim ilkbahar yüklü bulutlar kadar zifiri,
damla damla dökülmeye hazır,
hazır dirseklerini çürütmüş hayatın endamını seyretmeye!
sorgusuz sualsiz bir anlaşılmak;
bir yürekle böyle bütünlük kurmak
susmak, susamak, umursamak!
anlık nöbet değişimden sonsuzluğa yayılmış aşkın en ilkel, en pervasız haliyken bile
mecnun olmak,
leylaya çöller sunmak.
zulüm gecelerinde Ağrı’nın infazlara soyunmak;
Antion’dan San’a-ya,
boyunduruk altındaki çiçekleri ilkbahar yağmuruna doyurmak;
işte aşk: bütünsel anlaşılmak!
kurbanlar verilmiş zamana,
zaman dahi kurban edilmiş bir sevda
böyle kırmızı kırmızı akarken yanaklarımıza
küfretmek kaldı bize /ki hala içimizde/
bizsiz geçen zamana!
bizi bir tümen sevda sayın
paklayın, yasaklayın, tutuklayın!
yine de dilsiz bir çocuğun yüreğine koyar gibi başınızı,
gözbebeklerimize bakın;
sevdanın ritmini anlayın!
kulak verilmiş bir insanlık var,
insan gibi anlamak, anlaşılmak;
yakarışlara dalmak
bayrak olup dalgalanmak
mermi olmak namerde vurulmak.
haram maldan sökülüp iplik kalmak,
dağlar titreten naralara dayanmak;
er meydanları yiğidiyken bir kızın gözlerinde derman aramak:
ey insanlık!
işte biraz budur aşk, anlaşılmak!
zaman durur,
intikamlar sönük bir kül yığını gibi durur,
kardeşler toparlanır, yuva kurulur:
gözlerine bakakalırım.
yalvarırım: anlamak için, kelimeleri soyun,
bu çıplaklığın boynumda bir yafta gibi durur!
sevmek, bir oyuna çok gelince; aya bak!
gözlerine oturan ay, ilkbahar bulutlarına saklanmadan mırıldan.
ya da: yan insanlık yan,
ey bahari, yaz var, ayaza dayan!
tutunduğum bütün anlaşılmaların duvarları çöktü,
şimdi engelsiz bir coğrafyaya açılıyor gedikler,
infaza gebe günlerin şafağı:
şimdi kaçmak vakti!