Mahmur, Erçağ Akarca

Mahmur bir gece,
Ürperdiğim koşuların sığınağında iki hece,
Gölgeli dalgaların mihmandarlığında sorulan bir bilmece,
Zamansız yüreğime düştü,
Tirşelenmiş yaprakların burgacındaki şehirler,
Çocukluğunu bir çocuğun sarı saçında unutan nehirler,
Bir sessizlik olup hangi avizenin kollarından akacaktı?
Mahmur bir gece,
Tavanannaların saçlarını taradıkları eski zaman saraylarında,
Öfkeli anların zehrini bir vuruşta yere döken bir bilmece,
Olmadığım anlarca yankılandı,
Olmadığım anlarca soruldu cevabını bildiği tüm sorular,
Kendi benliğini örseleyen bir sessizlik duyuldu,
Yayıldı zamana, çağrışımlı bir anons gibi,
Mahmur bir gece,
Durduğum bu fani meşrutanın sofrasında iki hece,
Denizcilerin dilinde çağıldayan maviliğin özlemi,
Vira Bismillah!
Vira Bismillah! Nidalarıyla çıktıkları balık avından,
Elleri boş dönmesin balıkçı yüreklerin,
Mahmur bir gece,
Yüreğimle yelkenlediğim masmavi denizlerce,
Bilmecemin cevabını aradım kendi içimde,
Zihnimi karıştırdı ışıkların altında parlayan insanlar,

Ödül mü, ceza mı?
Hayat mı, hayal mi?
Bu bilmecenin cevabını siz de düşünün,
Kendi içinizde, ey insanlar!

3. sayıdan

Similar Posts

  • İncir Ağacı, Mithat Çolak

    Ben bir incir ağacıyım. Kadim bir kentin kadim ağaçlarından. Yüzyıl önce düştüm toprak ananın rahmine. Köklerimin bir ucu Asi ’ye, bir ucu Habib-i Neccar’a uzanır. Antakya’nın ortasında mütevazı bir evin avlusundaydım oysa. Köklerimden su değil binlerce yıllık tarih süzülerek gövdeme ulaşıp, besler beni.Çocuklar oynardı dallarımın altında. Ne çok severdim seslerini, dallarımdaki kuş cıvıltıları gibi. En…

  • Kimim Ben, Rüzgar Kahleoğulları

    Kimim ben bir insan mıyım yoksaÖlümden korkan ama ölmeyecekmiş gibi yaşayanÖzgür iradesi olduğunu sananKendi kendine acıyan bir insan mıyım Bir oyuncu muyum benRol mü yapıyorum her saniye her dakikaSpot ışıklarının arkasındaGülümsüyor muyum yaratıcıya Kum tanesi miyim benZaman denizinde savrulanHeves rüzgarları ile bir yerdenBaşka bir yere ilerleyen Ya makine isem ne olacakKodların dışına çıkamayanFiyatı belirli olanİçindeki…

  • MELİKE-İ ŞARKİYYE YA DA ORİENTİS APİCEM PULERUİM İÇİN GAZEL, Nuri Taner

    -Mehmet Karasu’ya- Ararat ’tan gelen bir yel sarsar Amanosları taşından, kayasındanOrientis apicem puleriun’a selam getirir Nuh’un anasından. Kadim tapınakların duvarlarından çınlayan yakarılar, zeytin ve üzüm ile yarışırOrontes in gök mavisi sularına Nuh’un Gemisi’nin kutlu suları karışır. Melike-i Şarkiyye ’ sin güzelliğinle, Cite du Diue olarak anılıyorsun yüreklerde,Baharı nakışlayan Amik Ovası ’nde şimdi Fellahin türküleri dillenir…

  • Venüs ve Adonis, Hacer Mutlu

    bir beyaz gecedilimde özgür sesler..çarmıhına tutunmuş öylece bekliyorumsıkılıyorum resimdeki çıplaklıklardan !gerçek çıplaklığımla ben ve yollar , durmadan yürüyorum.-ve hala huysuzum ben- unuturum.biliyorsun ki:sarmaşıklardır bi kadını solduran!saatlerce konuştuğun o cadde , geveze bulvarı üzerinde şimdi.nasıl oluyor da bi insan gülmez yüzlere , inan anlamıyorum !-ve hala susuyorum ben- sokağında cam şişeleri..dinliyorum adını ve yalnızlığını,ten yumağından ipliklerimi…

  • Sumud Tek Umut, Edip Kadıoğlu

    Filistin,Gazze’de küçük melek Jamal…Ekmekler elinde eve on adım kalmıştı.Füzeler yağdı Jamal’a,Ekmekler elinde,Kendisi yerde…Anlık;bir evine, bir ekmeğe baktı…Sımsıkı tutmuştu ekmekleri,Bir kaç adımla eve girecekti.Geceden aç kalan ailesiyleÇorba içeceklerdi.Sadece bir an acı duydu,Rüyadaymış gibi bir bulanıklık gördü…Ve Jamal tekrar melek oldu.Çorbayı hazırlayan anne,Tüm aile üzerine ev çöktü.Bombardıman,Enkaz, gürültü, toz, duman her taraf…kapıdan gelecek ekmeği anımsayamadılar bile…Mahalle, şehir…

  • altı şubat ANTAKYA GÜNCELLEMESİ, Sevim Yunus Habip

    Depremin üçüncü yılında Antakya’dan notlar (Deneme) Şehir çöktüğünde kimse kahraman değildi. Sadece uyanıktık; uykudan değil, hayattan.Binalar düştü çünkü yorulmuşlardı. İnsanlar kaldı çünkü ölmek bile sıraya girmişti. Elektrik gitti. İnternet gitti. Kurumlar sustu.Ama kalp atışı kaldı – kulakta uğuldayan tek sinyal. Üç yıl geçti deniyor; takvimler öyle söylüyor. Oysa Antakya’da zaman, altı Şubat sabahında dizini kırdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir