İncir Ağacı, Mithat Çolak

Ben bir incir ağacıyım. Kadim bir kentin kadim ağaçlarından. Yüzyıl önce düştüm toprak ananın rahmine. Köklerimin bir ucu Asi ’ye, bir ucu Habib-i Neccar’a uzanır. Antakya’nın ortasında mütevazı bir evin avlusundaydım oysa. Köklerimden su değil binlerce yıllık tarih süzülerek gövdeme ulaşıp, besler beni.
Çocuklar oynardı dallarımın altında. Ne çok severdim seslerini, dallarımdaki kuş cıvıltıları gibi. En güzel kahvaltılar benim altımda yapılır, en güzel çaylar benim gölgemde içilirdi. İnsan sesleri ve kuş cıvıltıları mutluluğu bestelerdi. Ta ki o güne kadar.
Önce ürperti gibi başladı yapraklarımda. Ürperti, titremeye ve sarsıntıya dönüştü gittikçe. Dallarım, gövdem sarsılıyordu. Yer sarsılıyor, gökyüzü ağlıyordu. Sarsıntı bittiğinde yağan yağmur değil, gözyaşıydı âdeta. İnsanlar ağlıyordu; çocuklar, kuşlar… Asi ağlıyordu, Habib-i Neccar hayıflanıyordu kenti kucaklayamadım diye Şuppililiuma ağlıyordu bu kentin kaderine.
Etrafımdaki herkes şaşkındı, korkmuştu ve ağlıyordu, kuşlar susmuştu tıpkı bu kadim kent gibi. Çocuk cıvıltıları şaşkınlığa ve çığlıklara dönüşmüştü. Mutluluk bestesi hüzün şarkılarına bırakmıştı yerini.
Ama biliyordum ki Asi akmaya devam edecekti. Habib-i Neccar yine çiçek açacaktı baharda. Dallarım tomurcuklanacaktı yine. Ve bu kadim kent bütün acılara rağmen yeniden doğacaktı küllerinden…

3. sayıdan

Similar Posts

  • Kadın, Zeynep Mansuroğlu

    Duygusuz bir bedenDili olmayan heykelHer yere yetişenSon model bir robot.Ruhunun güzelliğini örten,Dikenli duvarlar.Yüreğinde kopan fırtınaKendi ruhunu yıpratır.Bir kelebek gibi narin,Kıraç buzlu rakımlarda,Kardelen olup baş kaldıran.Karlı bir kıştan sonraİlkbahar ışıltısı.Kapkara madendeGün ışığı görmektir kadın.Sert rüzgarda, savrulan bedeniHayat döngüsünde,Yerini bulmaya çalışan,Çiçekleri hep kırpınan,Sarmaşık gül.Sulanıp sürekli kırpınanGüneş ışınlarını görmeyeYüreği kanasa daKan damlaları bedenini sulayıpİliklerine kadar işler.Ona vurulan her…

  • GELİNCİK GÜLÜŞLÜ DÜNYA, Sevgi Erol Öçal

    Düşler gömülü kıraç topraklaraCivan acıların gelincik gülüşlü dünyasındaAlevler yalaza durur derinlerdeAzgın umarsız aç bulutlardaİsyankar ruhlar çıplak gölgelerin paslı prangasındaAsma bahçelerine yağan aykırı yağmurVahşi fısıltıların ürkek tedirginliğindeUzaklıklar hoyrat tebessümler çıplakCamlara çarpan yaşam soluğu bıçak yarasıİnce mavilikte İnciten rüzgarSisli gecede korkulu düşYürek çarpıntısı gelin bohçasıDüşler gömülü kıraç bozkırlaraCivan acıların gelincik gülüşlü dünyasında… 5. sayıdan

  • “HATAY’A ÇETE REİSİ OLACAĞIM”

    ATTİLA İLHAN 100 YAŞINDASaygıyla Anıyoruz HATAY’A ÇETE REİSİ OLACAĞIM 1936 kışında, Fransızca La Tribüne des Nations gazetesinde çıkan bir yazıdan şu satırları tüyleriniz ürpermeden okuyabilecek misiniz bakalım: Kemalistler kendi işlerine yabancıların müdahalesini katiyyen kabul etmiyorlar, fakat Türkiye arazisinin bir sömürge değil, kelimenin gerçek manası ile içinde yeni bir ulusun yetişmeye başladığı bir yurt olduğunu anlayabilenlere…

  • İç Seferleri, Cansu Ekmekçi

    Ay, ağır ağır taşır gecenin rahmindeSuskunama zamanla yoğrulmuş bir öfkeyi.Ha döktü,ha dökecek mahremini,yüzyıllardır sakladığı iç seferleri,kendi gövdesine işlenmişsırlı çentikleri. Kızıl bir sancı gibi kabarırgöğsündegeceye değmeyen sözcükler.Yaralı bir hafızadır bazen ay,unutmanın hüznüyle bükülmüşkadim bir bilicidir aslında. Çünkü bilir:Her suskunluk,bir çığlığınana rahmine düşmüş halidir.Ve her öfke,henüz doğmamış bir hakikatinkanlı sancısıdır. Ay ne zaman eğilse toprağa,toprak da çözer…

  • | |

    Refik Halit Karay’ın Gözünden Antakya

    Seyahat(name)lerdeki Antakya – 45 Refik Halit Karay’ın Gözünden Antakya “Vatan, kül halinde bir sevgi ise de her sevgili gibi onun ayrıca sevdiğiniz gözü, kaşı, ağzı veya burnu, çeşitli uzuvları da vardır. Hatay’ı böyle bir uzuv gibi düşünürüm ve umumi vatan muhabbetinin içinde başkaca düşünür ve beğenirim.” — Refik Halit Karay Türk edebiyatının en güçlü gözlemcilerinden…

  • Serap, Bilsen Başaran

    sarp yamaçlardan süzülerek indirenömrümüzün sırtındaki kanattır anneömre uzun bir umut sesi düşer babalardanuykulu anımızdaki öpücüğe saklanan. ana olmak emektirtartısız vermek dorukça sevmek su üstünde yürümektirbile bile bir dehlize girip sorgusuz ilerlemektirhayatın günlerini saçlarıyla karadan ak’a[süpürebilmektirverdikçe büyümektiriki olmak üç olmak dörtlenmektirana olmak sorgusuzca parçalara bölünmektir-kim bilmez-arkaya bakmadan döküp emeklerini boşluğadelik ceplerle çekip gitmektir şifacı kadınların parmaklarıdır…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir