ANTAKYALI BİR ŞAİRARİF COŞKUN’UN ŞİİRİ, HAYATI VE EDEBİ DURUŞU, Mehmet Karasu

Arif Coşkun (1 Mart 1928 – 21 Mayıs 1995), Antakya’nın kültürel belleğinde iz bırakmış; şiiriyle olduğu kadar kişiliği, dostlukları ve şiire adanmış yaşamıyla da anılması gereken önemli şairlerden biridir. Türk şiirinin 1950 sonrası geçirdiği estetik ve düşünsel dönüşümleri kendi şiir serüveninde yaşayan Coşkun, buna rağmen edebiyat tarihlerinde yeterince yer bulamamış; üzerinde az durulmuş bir isim olarak kalmıştır. Bu yazı, Arif Coşkun’un yaşamını, şiir anlayışını ve edebî değerini hem eleştirel metinler hem de kişisel tanıklıklar ışığında değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Hayatı ve Antakya Bağlantısı

1928 yılında Antakya’da doğan Arif Coşkun, lise öğrenimini tamamlayamamış; ancak şiir ve edebiyatla kurduğu güçlü bağ sayesinde kendisini sürekli geliştirmiştir. Uzun yıllar memleketinde memur olarak çalışan Coşkun, 1969 yılında İstanbul’a yerleşmiş; bu tarihten sonra şiir kitaplarını ardı ardına yayımlamıştır (Kurdakul, 1999: 192).

Antakya, Arif Coşkun için yalnızca bir doğum yeri değil; şiirinin beslendiği temel kaynaktır. Kenti, doğasıyla, insanlarıyla, çok kültürlü yapısıyla şiirinde dolaylı biçimde yaşar. Antakya Valigöbeği’nde bulunan evinin bahçesini adeta bir “şairler evi”ne dönüştürmesi, onun şiire ve şairlere verdiği değerin en somut göstergelerindendir. Antakya’nın belli başlı şairlerini burada bir araya getirir; şiir sohbetleri yapılır, dizeler konuşulur, şiir gündelik hayatın merkezine alınırdı. Şiiri severdi, şairleri severdi; hele Antakyalı şairleri ayrı bir yerde tutardı.

Dergilerde Yetişen Bir Şair
Arif Coşkun, şiir ve denemelerini Yeditepe, Varlık, Yelken, Ataç, Güneyde Kültür gibi dönemin önemli edebiyat dergilerinde yayımlamıştır (Yalçın, 2010: 282). 1950’li yıllarda başlayan bu dergi serüveni, onun şiirinin gelişim çizgisini izlemek açısından önemlidir. 1960’lı yıllardan sonra şiir kitaplarını yayımlamaya başlamış; aynı zamanda yıllıklarda ve antolojilerde şiirleriyle yer almıştır.

Şiirin Rengi, Işığı ve Titizliği

Hasan İzzettin Dinamo’nun, Arif Coşkun’un dördüncü şiir kitabı Taş Kilim üzerine yazdığı değerlendirme, şairin poetikasını anlamak açısından son derece önemlidir. Dinamo, Coşkun’u şu sözlerle tanımlar:

“Sözcükleri, parlak renkli yağlı boya tüplerine banarak resim yapar gibi şiir yazan bir şair. Bu yüzden dizeleri ışık ve renk içinde… Yüreğini eline almış bir toplumcu şair olarak gezip dolaşmaktadır.” (Dinamo, Ocak 1970: 10).

Bu değerlendirme, Arif Coşkun şiirinin iki temel eksenini ortaya koyar: estetik titizlik ve toplumsal bilinç. Coşkun, sözcükleri rastgele yan yana getiren bir şair değildir. Dinamo’nun ifadesiyle, “bir torbaya doldurulmuş mücevheratın çalkalanmasından” doğan şiir anlayışından uzaktır. Onun dizelerinde her sözcük, minyatürlerdeki renkler gibi yerli yerindedir. Gürültüden değil, ışıltıdan beslenen bir şiir kurar.

Etkilenme, Sevgi ve Şiir Bilinci

Ataç dergisinde yayımlanan bir söyleşide Arif Coşkun, etkilendiği şairler konusunda son derece açık sözlüdür. Özellikle Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirinde kendisinde bir “koku” bıraktığını belirtir:

“Kanımca her sanatçı etkilenir… Belki de bu Dağlarca kokusu ondandır.” (Coşkun, 2 Mayıs 1963: 35).

Bunun yanında Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Necati Cumalı ve Behçet Necatigil gibi isimleri de sayar. Ancak bu etkiler, Arif Coşkun’un şiirinde taklit düzeyine ulaşmaz; aksine onun şiir bilincini derinleştiren birer beslenme kaynağı hâline gelir.

İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire

Arif Coşkun’un şiiri, ilk dönemlerinde biçim ve imge açısından İkinci Yeni’ye yakın bir tutum sergiler. Ancak zamanla, toplumsal sorunları odağına alan bir şiire yönelir (Necatigil, 1993: 92; Selim, Şubat 1973: 13). Ayhan Can’ın ifadesiyle Coşkun, “toplumculuğun bilincine varmış” bir ozandır ve bu bilinci şiire dönüştürmeyi bilmektedir (Ekim 1967: 9–13).

Onun toplumculuğu, sloganla değil; insanî bir duyarlıkla kurulur. Şiirlerinde emek, yoksulluk, adalet ve insan onuru, yüksek sesle değil; içten, derinlikli bir tonla dile getirilir.

Yarım Kalan Çalışmalar, Eksik Kalan İlgi

İhsan Işık’ın verdiği bilgilere göre Arif Coşkun’un yayıma hazır dört şiir kitabı bulunmaktadır: Gökle Evli Akkavak, Sarıgül Fırtınası, Şiir Anıtı, Atabayrak. Ayrıca Lütfi Özkök, Faik Baysal, Talat Sait Halman, Mustafa Dertli, Sabahattin Yalkın ve Süleyman Okay üzerine hazırladığı üç kitaplık bir inceleme çalışması da vardır (Işık, 1998: 162).

Yedi şiir kitabı yayımlamış bir şairin bu denli az anılması, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir eksikliktir. Bu durum, Arif Coşkun’un şiirinin değil; edebiyat ortamlarının eksikliğidir.

Tanıklıklarla Arif Coşkun

1980’li yıllarda Antakya’da bir kitabevi açtığım dönemde, Arif Coşkun Antakya’ya her gelişinde yanıma uğrar; uzun sohbetler ederdik. Konumuz çoğu zaman Antakyalı şairler, geçmişten bugüne Türk şiiri, kentimiz ve şiir olurdu. Beyefendi bir kişiliği vardı; bakımlıydı, giyimine ve duruşuna özen gösterirdi. Şiiri bir yaşam biçimi olarak benimsemişti.

Vefa ve Eksik Kalan Bir An

Nisan 2003’te düzenlediğimiz, üç gün süren “1. Antakya Edebiyat Günleri” kapsamında, Antakya’nın yetiştirdiği 17 değerli isme dönemin Belediye Başkanı Sayın İris Şentürk’ün imzasını taşıyan birer vefa plaketi hazırlamıştık. Ne var ki bu anlamlı buluşmada, üzülerek belirtmek gerekir ki Arif Coşkun’un plaketini teslim alacak bir muhatap bulamadık. Bu eksiklik, yalnızca törensel bir aksaklık değil; aynı zamanda Arif Coşkun’un edebiyatımızda ve kent belleğimizde yeterince sahiplenilememiş olmasının da sembolik bir göstergesidir. Bugün bu satırları kaleme almak, gecikmiş bir vefayı hiç değilse edebiyat yoluyla yerine getirme çabasıdır.

Sonuç Yerine

Arif Coşkun, şiiriyle olduğu kadar kişiliğiyle de Antakya’nın edebî belleğinde özel bir yere sahiptir. Renk ve ışıkla kurduğu imge dünyasını, toplumsal bilinçle birleştiren bu şair, bugün yeniden okunmayı ve değerlendiril-meyi fazlasıyla hak etmektedir. Bu yazı, Arif Coşkun’u yalnızca anmak için değil; onu Türk şiirindeki hak ettiği yere yeniden davet etmek için kaleme alınmıştır.

Teşekkür

Bu yazının sonunda, Arif Coşkun’u yeniden edebiyat gündemine taşıyan anlamlı bir çabayı özellikle kayda geçirmek gerekir. “Arif Coşkun Dosyası” hazırlayarak şairimizi yeniden hatırlatan, şiirini, kişiliğini ve Antakya edebiyatındaki yerini gün yüzüne çıkaran Doğunun Kraliçesi Antakya Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, bu yönüyle yalnızca bir dergi olmanın ötesine geçmiş; kent belleğine, edebî vefaya ve kültürel sürekliliğe önemli bir katkı sunmuştur. Bu dosyanın hazırlanmasında emeği geçen herkese ve özellikle derginin yayın çizgisiyle Antakya’nın kültür, sanat ve edebiyat hafızasını diri tutan Kamil Akdoğan’a içtenlikle teşekkür etmek gerekir. Arif Coşkun gibi değeri yeterince fark edilememiş bir şairi yeniden gündeme taşımak, yalnızca geçmişe dönük bir borcu ödemek değil; aynı zamanda geleceğe bırakılan kıymetli bir kültür mirasıdır.

8. sayıdan

Similar Posts

  • |

    Alain Manesson Mallet’nin Gözünden Daphne

    Seyahat(name)lerdeki Antakya – 48 Alain Manesson Mallet’nin Gözünden Daphne 17. yüzyıl Fransız coğrafyacısı Alain Manesson Mallet, Antakya yakınlarındaki Daphne’yi; ormanları, pınarları, mitolojik anlatıları ve eğlence hayatıyla birlikte erken modern dönemin görsel coğrafya anlayışı içinde tasvir eder. “Ağaçların gölgesi, çevredeki çok sayıdaki pınarın serinliğiyle birleşerek Daphne’yi son derece ferah ve hoş bir yer hâline getirirdi.” Alain…

  • Antakya’ya Mektuplar II, Müge Sahillioğlu

    Güzel Antakya’m, Biriciğim,Senden uzakta bir bayram sabahına daha uyandım. Ne mest eden kokular vardı havada ne de telaşlı ayak sesleri… Saygısız bir korna sesiyle açtım yeni güne gözlerimi. Yatakta dakikalarca döndüm durdum. Hem kalksam ne olacaktı ki! Kimse uyanmamıştı henüz. Yarım saat kadar sürdü sanırım bu yataktan çıkmama ısrarım. Baktım ki olmuyor, kendimi mutfağa attım….

  • Hayat Ağacı, Semra Karasu

    Anıları hafızasından silinmişti; geçmişi, zamana yenik düşmüştü. Tıpkı yanan ormanlar gibi: küle dönmüş, sessizleşmiş, solmuş. Yeniden yeşermek zorundaydı. O karanlığa veda etmeli, kendini teslim etmemeliydi. Piposunu yakıp sandalyesine oturdu; ayaklarını masaya uzattı, gözlerini duvara dikti. Dumanların içinde bedeni ve ruhu kaybolmuştu. Hıçkırıkları dumana karışıyor, ağladıkça daha bir ağlıyordu kaybettiği ailesi, coğrafyası, bütün bir yaşam.Adı Nidal’dı….

  • Antakya Mozaikleri, Minel Hüzmeli

    Antakya, yüzyıllardır taşların birbirine kenetlendiği bir şehir… Kimi zaman bir mozaik ustasının ellerinde renk bulmuş, kimi zaman bir duvarın çatlağında fısıldayan eski bir hikâyeye dönüşmüş. Ben, bu şehrin kırık taşlarını ellerimde tutan bir mozaik sanatçısı olarak biliyorum ki, Antakya sadece bir şehir değil, zamanın içinde usulca yankılanan bir dostluk türküsüdür. Mozaik, tıpkı Antakya gibi, farklı…

  • Usta, Ahmet Yılmaz Tuncer

    Kalem bulamadın eline alacakYazdırmadılar sana ne içerideNe dışarıda gökyüzünü düşledinYeşilin sarıya dönüşünü ana rahmineDüşen bir bebekti şiirEllerineKollarınaBacaklarınaÇıplak bedenine yazdınBizi bizden alan dizeleriniŞimdi kalem ellerdeDizi dizi deste deste kâğıtlarBütün sözler dillerde yazılmıyorSen gibi gökyüzünü düşlemedikçeYeşilin sarıya dönüşünü hayal etmedikçeSöylenmiyor sen gibiYazılmıyor sen gibiNazım Hikmet RanUsta Yazarın Tüm Yazıları

  • Haiku’lar, Özlem Uzun

    Sırra erenlerKendine dönenler yaİçte hazine Gün batarkenLeyli benden geçerkenKadehim özlem Gece kokusuHanımelinden başlarİğde öpüşler Kuş tüyü yastıkGece uykular ağırZifir karanlık Yaz damlar tuzluKumdan kaleler yüksekYudumlar buzlu Ey aşk ehli nurdanDeste güller nardanLatif ruhlardan SırlayacaklarToprağın koynuna yaÇiğdemler örtü Turnanın göçüDolunayın misk şavkıVurur yüzüne Toprağa düşenDeğil sadece bedenÇınar yaprağı Çolpan yıldızıAşıklar pusulasıKopkoyu gece Saklı bahçedenÖrtüsüne bürünürNuru ayan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir