|

Hayat Ağacı, Semra Karasu

Anıları hafızasından silinmişti; geçmişi, zamana yenik düşmüştü. Tıpkı yanan ormanlar gibi: küle dönmüş, sessizleşmiş, solmuş. Yeniden yeşermek zorundaydı. O karanlığa veda etmeli, kendini teslim etmemeliydi.

Piposunu yakıp sandalyesine oturdu; ayaklarını masaya uzattı, gözlerini duvara dikti. Dumanların içinde bedeni ve ruhu kaybolmuştu. Hıçkırıkları dumana karışıyor, ağladıkça daha bir ağlıyordu kaybettiği ailesi, coğrafyası, bütün bir yaşam.
Adı Nidal’dı. Nidal’in anlamı mücadele, direnmekti. İsimlerin coğrafyayı temsil ettiğini söylerler ya; Nidal, bunu taşıyordu. Mesleği arkeologdu; Birzeit Üniversitesi’nde profesördü. Küçük yaşta mozaiklere merak salmış, tarihin toprak altında gizli kalan şaheserlerine tutkuyla yakınlık duymuştu.

Bir ekim sabahı, zeytin hasadı vakti, bir köyde; yoksul bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Ailesi geçimini tarımla sağlıyordu; verimli topraklara sahiplerdi. Filistin’in Batı Şeria’sına bağlı Cenin kasabasında büyümüş; çocukluğu zeytin, defne, portakal ve limon ağaçlarının arasından geçmişti. Ailenin en küçüğü olmak, kalabalığın içinde büyümek onun için bir şanstı; ama coğrafya da kaderdi. Çocukluğunun sınırları Cenin’le çizilmişti.

Kader gayrete aşıktı. Küçük Nidal her şeyi sorguluyor, araştırıyor, okuyordu; bu, gelecekte ünlü bir arkeolog olacağının işaretiydi. Ailesi bilinçliydi; coğrafyanın ne denli kadim ve kutsal olduğunu her fırsatta anlatırlardı. İşgal ve gözetimden söz ederken sesleri titrer; Filistin’in zenginliği üzerine hırslandığından İsrail’in göz diktiğini söylerlerdi.

Nidal, güzel bir çocuktu: boncuk gibi gözleri, altın sarısı saçları vardı; Ortadoğu’da doğan çocuklara benzemeyen bir görünümü vardı—ileri yıllarda da onu diğerlerinden ayıran bir imge olacaktı. Dedesi onun merakını fark etmiş, Nidal’in “zeytin, bütün ağaçların ilki; insanlık zeytinle yeniden doğar” dediğini duyunca duygulanmıştı. Okula giderken tarlalardan topladığı kamışlarla sipsi yapıp ders aralarında arkadaşlarına çalması, okul çıkışlarında zeytin ağaçlarının altında toplanıp Mahmut Derviş’in şiirlerini okuması, arkadaşlarını mest ediyordu. Müzik, taş toplamak, kitaplar—özellikle şiir—Nidal’in ayrı dünyasını kuran tutkulardı.

Toprağı kazıp eline geçen rengârenk taşları koleksiyon yapmayı severdi. Koleksiyonunu dedesine gösterdiğinde dede, o taşlarda bir “hayat ağacı” gördü; Hişam Sarayı’nın banyosunun zeminindeki mozaiği, bir ağacın etrafında dolaşan ceylanların, birinin aslan tarafından avlanırken diğer ikisinin huzurla yoluna devam ettiğini; bunun savaş ve barışı anlattığını çocuklara anlatmıştı. Bu hikâye, Nidal’in belleğine kazındı. Fırsat buldukça toprağa iner, taş toplar oldular.

Nidal hızla olgunlaştı. Okuldaki başarısı öğretmenlerinin de dikkatini çekti; yabancı dil yeteneği, özellikle İngilizce’si ilerledi. Ailesi, onun iyi bir bölüm ve üniversite kazanması için tüm imkânları seferber etti. Lise sonrası arkeoloji okumaya karar verdi—arkeoloji, kültürdü; sosyoloji, tarih, antropolojiydi. Öğretmenlerinin rehberliğiyle An-Najah Ulusal Üniversitesi’nin arkeoloji bölümüne yerleşti ve fakülteyi birincilikle bitirdi. Hocaları, onun daha ileri eğitim alması için Almanya’ya gönderilmesine karar verdi; Nidal bu haberi ailesine sevinçle anlattı ve Köln Üniversitesi’ne gitti. İngilizcesinin iyi olması Almanca öğrenmesini kolaylaştırdı; kısa sürede Almancayı kavradı ve akademik çevrelere kabul gördü.

Yine de özlemi büyüktü. Akşamları Mahmut Derviş’in şiirlerini okuyarak, fotoğraf arşivlerini karıştırarak coğrafyasına, ailesine, çocukluğuna tutunmaya çalışıyordu. Kendine söz vermişti: iyi bir eğitim alıp Filistin’e dönecek, toprağını, tarihini, saklı kalmış hazinelerini ortaya çıkaracaktı. Dedesinin anlattığı “hayat ağacı” da hep zihnindeydi.

Bir gün evdekilerle telefonlaştı; babası, Filistin’de durumların iyi olmadığını, kaygı içinde olduklarını söyledi. İsrail’in orman yangınları çıkardığını, halkı göçe zorladığını anlattılar. Nidal donakaldı. Gurbet ellerde, ne yapacağını bilemeden dinledi; bir toplumun yok edilmesi için illa askeri bir istilaya gerek olmadığını anlamıştı: Coğrafyayı yakmak, tarihini yok etmek, müzeleri ve kutsal mekânları silmek de aynı amaca hizmet ediyordu. Önce ormanlar yanıyor, ardından tarih ağır darbeler alıyordu.

O telefon konuşmasından sonra Nidal, ailesine bir daha ulaşamadı. Kayıp haberler, suskunluk, çatışma haberleri peşi sıra geldi. Nidal kendini kaybetti; sokaklara düştü. Bergama Müzesi’nin önünde durdu—orada, yitip gidenlerin anısına bakan bir taş, yüzyılların hafızası—ve Mahmut Derviş’in Filistin şiirini okuyarak, belleğinin son kırıntılarını da geride bırakarak hayatına son verdi.

Hayat ağacı, dedesinin anlattığı mozaiğin taşlarında, çocukların topladığı rengârenk taşlarda, rüzgârda titreyen zeytin dallarında hâlâ yaşamaya devam ediyordu; ama onun için artık yaprakları susmuştu.

6. sayıdan

Similar Posts

  • |

    Çakıl Taşı, Oya Aksu

    görkemli katedrallerinkuytu ve nemli kıyısına düşenküçük çakıl taşı mahçup durma o kadarmahzun ve sessizbelki de kopup geldiğin kayakubbe olmuştur bir sarayaböbürlendikçe böbürlenir herkesin gözü ulu mermerdesen sabırla beklersin bir köşede ne yapsan olmazdeğişmez hayatının akışıyazık sana çakıl taşıyazık sana çakıl taşı 6. sayıdan

  • |

    BİR DEMET SOLMUŞ PAPATYA, Atahan Çakmakkaya

    Tanışmadım onunla hiçbir zamanNe adını biliyorum ne başta herhangi bir şey hakkındaSadece o alışmış sıradanlıklarımız içerisindeKanıksadığımız ancakVarlığı yokluk ile sınadığı zamanAni bir telaş ile farkına vardığımızVe aslında ne kadar da ihtiyacımız olduğumuzu onaTam da o korkulu şaşkınlık anı içerisindeFark ettiğimiz alışkanlıklarımız gibiSessiz bir tutku ile bağlı olduğumuzFark etmeksizin onuBen işte böyle hissediyorum şimdiYazarken ona dair…

  • |

    KİMLİĞİMİ YAZ – BITAQAT HUWIYYA, Mahmud Derviş

    Kimlik KartıKaydet!ArabımKartımın numarası ellibinÇocuklarımın sayısı sekizDokuzuncusu da yoldayaz sonunda burda!Kızıyor musun? Kaydet!ArabımTaş ocağında çalışıyorum emekçi yoldaşlarımlaÇocuklarımın sayısı sekizEkmeklerinitaştan çıkarıyorumgiysilerini ve defterlerini!Sadaka dilenecek değilim kapındaKonağının girişi önündeküçük düşürecek değilim kendimi!Kızıyor musun? Kaydet!ArabımAdım var yalnız, yoktur soyadımÖfkeden köpürerek yaşayanen sabırlı insanıyım bu diyarınZamanın doğuşundanyılların başlamasından selvilerden, zeytinlerdenotların yeşermesindendaha eskiye uzanır köklerim!Karasaban süren bir ailedendir babamsoylu efendilerden değilVe…

  • AŞKIN GÜZÜ, Arda Eren Karasu

    Anlamsız kalır şu beş günlük ömrüm,Gelmeden seninle göz göze.Yükseliyor göğe yavaşça gönlüm,Konuşurken seninle yüz yüze. Ne yapsan, kalbime hep bir zulüm,Eriyor ettiğin her bir söze.Gelsin alsın beni şu kasvetli ölüm,Kalbim dönsün koca bir güze. Bu kalbin karanlığı ebedidir,Ama senin tek bakışın bitirir.Işıklar yanar ansızın içimde,Bıraktın beni şimdi şuracıkta. Kalbim kaldı bomboş, açıkta,Kitleyemiyorum,Anahtarı unuttum gönlünde. (*)…

  • HAYKIRIYORUM UZAKLARA, Fevziye Aşkar

    İçimde fırtınalar kopuyorÖmrüm hızlı ve yorgunYüreğim alevlerde yanıyorHaykırışlarım dinmiyorGece gündüzYürüyorum yıkık, virane yollardaYürüyorum sönmüş umutsuzluğaHaykırıyorum uzaklara Derinlerdeki acı örselendiKör, dipsiz bir kuyudaNereye gittiğimi bilemedenZifiri karanlıkta hayalet gibiGüle,sümbüle, uçan bülbüleYitip giden güzelliğeHaykırıyorum uzaklara Körelmiş özlemlerimPaslandı tüm sevinçlerimGüneşin parıltısıAydınlatmıyor içimi.Uçsuz bucaksız, ağaçsızDikenli yollardaSimsiyah toz bulutu gibiSavrulup gidiyorum Nazım ‘ın, Sabahattin Ali’ninŞiirlerine dalsamBu kabuslar biter mi?Dermansız yaramaDerman olur…

  • Kül Kokulu Aksanımla, Murat Boğurucu

    Böyle kedersiz, inançla doldurulmuş bir ağızlaKül kokulu aksanımla öpemedim sıcak yağmurunu memleketimin.Çöl oluyor bütün kentler kuruyor ağzımdaki sevinçSusunca yüzümü içimde bir damla su kalmaz. Yazıyı öğrendiğim defterimdi hamal gibi taşıdığım hayal reçetesiGençliğimin neşesi jiletlenmiş kavgalı bir okul çıkışında,Sosyolojik ıstıraplarla bütlerine kaldığım a-kıllı hocalar,Bağırdığım her yokuştur şimdi burda içimde durmakta. Aşkın cam kenarına oysa hiç oturmadım,Ölümün…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir