Gel Diyemem, Hatice Eğilmez Kaya
sarışın bir kedinin yitikliğidir hüzün.
hüzün arayıp da bulamamak saçlarındaki ay ışığını.
sokaklar bu sabah tenha.
gökyüzünü arşınlar yorgun ayakları sonsuzluğun.
bir kadın anılarını toparlar masadan.
bütün sözler o en uzak adada esir.
antik şehirler yangın yeri…
temmuzun ortasında
sular deltalarına kururken
gökyüzünde asılı dolunay.
dünya karamsar, dünya öfkeli
deli ormanlarda kanatları tutuşmuş
tuti kuşları…
semender ateşin içinde
içi dışı ağlamaklı;
bir kanadı kızıl, öteki kara.
küllerini savurur aşkın.
kim bilir hangi yıldız kümesinden,
hangi nebula’ya sitemsiz…
gel diyemem,
gün batımı, eflatun renkli
bir masal ülkesinden duyulur sesin.
binbir gece’nin ılık nefesidir
her gülümseyiş, her ikram bu gece.
az sonra kapanacak
çiçekli perdeleri evimizin.
soframızda dinlenmiş şarap
beklemeler.
bakırdan tasta,
haykırışın gizlenir,
bileklerin prangalı ve isyankar.
ırmak gibi, dere gibi çağıldar zaman.
akıp gider ellerimden uzun parmaklarına nakkaşın.
nakkaş belki de en eski söylence…
6. sayıdan