“HATAY’A ÇETE REİSİ OLACAĞIM”

ATTİLA İLHAN 100 YAŞINDA
Saygıyla Anıyoruz

HATAY’A ÇETE REİSİ OLACAĞIM

1936 kışında, Fransızca La Tribüne des Nations gazetesinde çıkan bir yazıdan şu satırları tüyleriniz ürpermeden okuyabilecek misiniz bakalım: Kemalistler kendi işlerine yabancıların müdahalesini katiyyen kabul etmiyorlar, fakat Türkiye arazisinin bir sömürge değil, kelimenin gerçek manası ile içinde yeni bir ulusun yetişmeye başladığı bir yurt olduğunu anlayabilenlere ellerini uzatmaktan geri durmuyorlar.”

Daha müthişi, Fransız Hükümeti’yle sürüp giden görüşmeler tıkanır gibi olunca, karaciğerinden ağır hasta, ölümü yakın Mustafa Kemal’in Hatay sorununu “ kendi usullerince çözmek için’ bulduğu çaredir. Ben bunu okurken ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. Günümüzde, Ernesto Che Guevera’mn gerillacılığım, devlet ve iktidar nimetlerini tepip dava hizmetine koşuşunu yücelten delikanlılar çok ya, sık sık onlara anlatmışımdır. Sırası geldi, size de anlatayım. O Misak-ı Milli sınırıdır, ötesi bizim ilgi ve ilişki alanımız olamaz dedikleri Hatay için, Mustafa Kemal 1937 kışında sorunu ‘silâhlı eylem’ yoluyla çözmek zorunluluğu başgösterirse ne yapacağını Haşan Rıza Soyak’a şöyle anlatmıştır: İşi silâhlı bir hareketle halletmek zorunda kalırsak, tutacağım yolu da çoktan kararlaştırmış bulunuyorum; böyle bir durumda derhal Devlet Reisliği’nden, hâttâ mebusluktan istifa edeceğim, serbest bir Türk vatandaşı olarak bu işte çalışan arkadaşlarla beraber Hatay topraklarına geçeceğim; bildiğin gibi bunun her zaman imkânı ve çok emin yollan vardır. Oradaki mücahitlerle ve Anavatan’dan kaçıp bize katılacağına şüphe etmediğim kuvvetlerle meseleyi yerinde ve içten halletmeye çalışacağım, isterse Türkiye Hükümeti beni ve arkadaşlarımı asi ilân eder ve hakkımızda takibat da yapar.”

Bu gerçekte, 1937’de (hey Allahım, ölümünden bir yıl önce) onun 1919’a yeniden başlamaya hazır olduğunun kanıtı değil midir? Üstelik nerede, sözde Misak-ı Miili’nin Türkiye’ye yasakladığı güney bölgelerde!

Kemal Paşa’mn ‘silâhlı eylem’ ilkesini güzelce aydınlatan, az bulunur bir örnek sayabileceğimiz bu davranış yalnız Haşan Rıza Soyak’ın anılarında olsaydı, doğruluğundan
kuşkulanır, elbette bir kulp takarlardı. Ama değil. Fahrettin Paşa da (Altay) anılarında aynı konuya dokunuyor. Hadi onu da bir okuyun: “ … 1937 yılında Ocak ayında İstanbul’a gelen Atatürk beni Park Otel’e çağırttı, gittiğimde kendisini sıkıntılı bir halde buldum, biraz da terli idi. İç salona geçtikten sonra balkona çıktı, sert rüzgânn karşısına göğsünü
vermişti. Saçlan rüzgârdan uçuşuyor ve o dalgm dalgın Marmara’yı seyrediyordu, mutlaka kafasını kurcalayan bir şey vardı. Üşütmesinden korktuğum için, ‘Hava çok sert, soğuk alırsınız, içeri buyurun’ dediğim vakit, gene o dalgın hali ile döndü ve bir masaya oturdu. Bir şeyler söyleyeceğini bekliyordum ki dudaklarından şu cümleler döküldü: ‘Paşa, biliyor musun ki ben Cumhurbaşkanlığını bırakıp Hatay’a çete reisi olacağım.’”Davranışın doğruluğu iyice belirdi, öyle mi? Şimdi şu noktanın altım çizmek zorunlu: Kemal Paşa’nın tasarladığı ‘gerilla eylemi’, şaşmaz bir anti-emperyalist eylemdir. Arap topraklarını işgale gitmiyor, niyetinin bu olmadığım aslında taa 1919’da açıklamış zaten, (ona da geleceğiz)
bir kere de, şu gerçekliğini olaylar ‘teyit etmiş’ sözleriyle belirtiyor. (Bunları Haşan Rıza Soyak’a söylemiştir.)

“ … Bir şey daha söyleyelim: Ben bugünkü (1937) Fransız idarecilerinin, Suriye ve Lübnan’a öyle kolay kolay istiklâl vereceklerinden emin değilim. Zaten tatbikatı, birtakım yersiz bahanelerle üç sene sonraya talik etmeleri (ertelemeleri) de buna delil telakki edilebilir. Binaenaleyh (buraya çok dikkat buyurun, ey yıllardır Atatürkçü geçinen politikacı esnafı) biz hareketimizi onlara da teşmil ederek, kısa yoldan gerek Suriye ve gerek Lübnan’ın özledikleri gerçek istiklâllerini temin edebiliriz.”

Efendim neymiş, Mustafa Kemal Paşa sadece Türk olduğunda ısrarlı olduğu Hatay’ı kurtarmakla kalmayacak, yaygın bir kırsal gerilla savaşı örgütleyip, Lübnanlı ve Suriyeli Araplarla birlikte, onların bağımsızlıkları için Fransız emperyalizmi ve sömürgeciliğiyle savaşacakmış! Peki, Amerikan emperyalizmine karşı Bolivya halkını örgütleyip, onun bağımsızlığı için çarpışmayı planlayan çağdaş devrimci önderlerden, bu eylem planının neyi eksik? Neden benim gençliğim Kemal Paşa’sınm bu yanım görmez de onu neredeyse bir put haline indirgemiş olanların kendisine gösterdiklerine inanır?

Neden Türkiye’nin, güneyindeki emperyalizme karşı direniş hareketlerine, destek ve dayanak olması, Atatürkçülüğe aykırı sayılır? O Atatürk ki, daha 1919’da Türkiye’nin kurtuluşunu örgütlerken; hem Irak, hem Suriyeli Araplarla, anti-emperyalist mücadele için harekete geçmiş, temaslar yapmıştır. Ben uydurmuyorum, kendisi söylüyor. Onu da görüşelim. Tamam mı?

(8 A ra lık 1977)

Attila İlhan

6. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir