Önceki hayatımda lokmacı olmalıyım diye düşünüyordu kadın, ustanın eliyle şekillendirip kızgın yağ dolu kazana atıp kızarttıktan sonra kevgirle alıp azıcık başka bir kapta bekletip sonra diğer bir kapta şerbetleyip siniye döktüğü lokmaları maşayla beşer beşer küçük plastik kaplara koyup sıradaki bekleyen insanlara verirken. Çok kısa sürede öyle hızlanmıştı ki lokmaları verdiği insanların yüzlerine bile doğru düzgün bakmıyor onların yavaşça söyledikleri “Allah kabul etsin” dileklerine “Sağ olun, inşallah” diye karşılık veriyor bazen de lokmayı verdikten sonra “afiyet olsun” diyordu. Bir fabrikada yürüyen bant sisteminde çalışan işçilere benzetti ustayı da dağıtan kuzeni ve kendisini de. Yürüyen bant ustanın hamur kabından hamuru alıp elinde göz açıp kapayana kadar şekillendirip kızgın yağ dolu kazana atmasıyla start veriyordu. Öyle hızlıydı ki lokmanın ortasındaki deliği nasıl yaptığını göremiyordunuz. Çok iyi örgü örenlerin motifi nasıl yaptıklarını görememek gibi ancak iyice yavaşlayarak gösterirlerse görürdünüz. Usta da slow motion yaptı da öyle gördü kadınla kuzeni ortasının nasıl delik olduğunu.
Usta lokmaları kazandan çıkarmaya yakın hiç atlamaz muhakkak sorardı: “Şurupsuz isteyen var mı?” Ama bir kere bile bunu ilk soruşta cevaplayan olmadı. Kadın döndü sıradakilere bir kez daha sordu. Anlamayıp ne diyor diye birbirine soranlar oldu bazen “Ne diyor, ne diyor?” Çekingen cevaplar geldi aynı anda değil ama “Usta iki kişi şerbetsiz istiyor” dedi kadın. Usta: “Tamam” dedi. Kadın şerbetsizleri kaplara koyup verdi. Diğerleri şerbetlendi. Biri daha çıkıp “Ben de şerbetsiz istiyorum” demesin mi? Eh bir sonraki lokmayı bekledi o da yapacak bir şey yok.
Bizim iş aceleye gelmez. Karşıyaka’nın en eski tatlıcısıyım ben. Altmış yılımı verdim bu işe. Seyyar araba içinde makinenin döktüğü minnacık kupkuru yağ çekmiş ama şerbetini çekememiş hamur kızartmasına benzemez benim lokmam. Bayağı bayağı cıvık bir hamur olacak. Mayasının gelmesi yarım saat burada beklenecek. Açarım ses bombamı, Hocam Kur’an okur içimiz temizlenir. Mayasının gelmesini beklerken ben abdestliyim öğle ezanı okundu çoktan seccademi sererim kıbleye namazımı kılarım. Bileklerime kadar hamur teknesinin içindeyim dini bütün Müslüman adamım ben öyle kıllı kollar olmaz alıveririm çıktıkça bembeyaz kaymak gibi kollarım bakın. Şerbet çok önemli. Su ve şekerden yapıyor çoğu. Hiç olur mu? Bir çok şifalı baharat var benim kaynattığım şerbette: Tarçın, karanfil, zencefil daha neler neler…Gençler canla başla sahip çıktılar işlerine aferin onlara. Ama beş lokma bir tabakta çok. Bir porsiyonda dört adet lokmadan hesap yapıyoruz biz. Makine lokmaları küçük onlardan beş tane konulur. Her gelene ikişer ikişer. Dönüp gelen var üçer beşer tabak tabak gidiyor. Merhuma da bir Fatiha okusalar hep homini gırtlak. Hayır sahipleri de pek tok gözlü. Size ayırayım diyorum. “Sonra sonra” diyor delikanlı. “Önce sıradakiler alsın” Sıra biter mi hiç? Un eleyip hamuru çoğaltmalı. Yarım saat ara vermek lâzım. İkindi ezanı da okundu yeni. Abdestliyim nasıl olsa. Kılıveririm namazımı yine şu kenarda.
“Nuh Nebi’den kalma araç gereç. Sen de hep antikaları bulursun” dedi kuzenim. Hakikaten öyleydi, gülerek başımı salladım. Yavaş yavaş kuruluyordu lokma imalathanesi: Tüpler, plastik silindir kaplar, masalar, siniler, kaplar, hiç açılmamış ayçiçek yağı tenekesi, kızartma yapmaktan karalanmış lekelenmiş kazan, içinde plastik kapların, kâğıt havluların olduğu siyah poşetler vardı. Parçaları birleştirerek meydana getirdi kaplarını koyduğu masaları. Bugün Ataşehir’in pazarıydı ama anlayamadığım bir nedenden çok az insan sirkülasyonu vardı. Acaba başka bir yeri mi seçmeliydim lokma döktürmek için. Amcam da karıştırıyor da karıştırıyordu hamuru, bana Tosun Paşa filminde yoğurdun içinde altın para arayanları çağrıştırıyordu. Hamur yoğurt kıvamındaydı. Usta elbette ağzıyla aramıyordu altını ama bilmeyen biri bir şeyi bulmaya çalıştığını sanabilirdi. Zaman ilerliyordu. Bugün biter miydi lokma dökme işi? İki kişi durdu soruyor: “Ne zaman hazır olur?” diye “Yarım saat sonra” diyor usta. “Bekleyelim” diyorlar. Şansımız döndü galiba. Başı örtülü yaşı geçkin kadın kendi bacısından bahsediyor kuzenime altmış dokuz yaşında kaybetmiş. Kardeşine bacı demesi bana garip gelmiyor ama eminim anneme tuhaf gelirdi diye düşünüyorum nereden aklıma geldiyse. Genç kız kaldırımı göstererek “Burada oturup bekleyebilir miyim?” diye sordu. “Tabi” dedim sevinçle. “Rahatına bak” Hatta arkadaşlarını da çağır demek geçti içimden. Yaşı geçkince kadının yanına pazardan çıkmış Pazar arabalı arkadaşı geldi: “Ooo daha çok beklemek lâzım” dedi gittiler hay Allah.
Başladı lokmaları yapmaya usta saat 14:30 Lokmalar hoplaya hoplaya pişerken insanlar ikişer üçer geldiler. Pazardan çıkan yan taraftaki Çocuk Parkında çocuklarını sallayan kaydıran anneler yaşlı düşkün bir kadıncağızla bir adamcağız. Kuzenimle iki koldan karşılıklı ben kaldırımın üzerinde o yolun kenarında lokmaları kaplara doldurup sıradakilere uzattık. Hazırlık aşamasından sonrası hızlı ilerledi. Kuzenimin gelmesi çok iyi oldu. Böylelikle birkaç kez ayrılabildim görev mahalinden. Kadının biri ısrarla kazanın önünde bekledi. “Üzerinize kayacak geride durun” dedim hiç tınmadı. Sonunda üzerine yağ sıçradı. Usta üzüldü: “Islak mendille silin” dedi. Ben: “Söylemiştim size uzak durmanızı” dedim. Kadının umuru değildi. Pantolonuna yağı ovuştura ovuştura iyice emdirdi: “Olsun, evde yıkarım” dedi. İyilik de yaramıyor bazılarına.
Yarım saatlik aradan Hoca namazını kıldıktan aman Usta ikindi namazını kıldıktan ben parasını ayarlayıp geldikten sonra tekrar döndük işimize. Bir iki sini sonra kuzenime karşıdan parmaklarımla dördü gösterdim. “Beşte değil dörtte mi bitecek lokma dökme?” dedi(Takmış lokmanın biteceği zamana. Amerika’dan gelen arkadaşıyla buluşacak ondan telaşı) Kaşımla gözümle “Yok” dedim. Neyse anlıyor sonrasında, benim beş değil dört lokma koy kaplara dediğimi. Çünkü hamur azaldı. Geleni boş göndermemeli, herkes yesin. Usta kendi evimden getirdiğim cam tepsiyi tepeleme şerbetli lokmayla annemden getirdiğim tencereyi de şerbetsiz lokmayla doldurdu bir ara. Usta hiç sektirmedi sık sık “Merhuma Fatiha okuyalım lokmayı beklerken” dedi sıradakilere. Tembihlenmiş gibiydi adeta. Kısa bir süre sonra “Üçer üçer koyun lokmaları kaplara” dedi usta. Kuzenim sık sık sordu: “Usta bu son tepsi mi?” “Yok iki tepsiye yakın çıkar” Adamın biri tutturdu: “Hepsini ver hepsini” diye ne açgözlü insan. “Sırada bekleyenler var. Onlara da vermem lâzım” dedim. “Bu sonuncu mu usta?” dedi kuzenim. “Evet başka yok” Kuzenim döndü sıradakilere basın açıklaması yaptı: “Bu son tepsimiz. Biz öğleden beri lokma döküyoruz. Ama hepinize var, hepinize vereceğiz” dedi. Mavişehir sosyetesindenmiş gibi duran iki genç kadına verdi en son, devamının olmadığını söyledi üzülerek onlar da ahlaya vahlaya erken gelmediklerine yana yakıla üçer lokmalı birer kapla gittiler. On yedi sekiz itibariyle lokma dökme işi sona erdi.