|

Bir Asi’nin Hikayesi, Mithat Çolak

Insanlar yüzyıllardır beni ters akan bir nehir olarak biliyor. Bana bu adın verilmesi Lübnan’ın asi topraklarında dogdugumdandir belki de. Binlerce yıldır duyduklarimi ve gördüklerimi taşırım bagrimda. Hafızam bu toprakların çağıldayan hatıralarıdır adeta.

Sayısız zamandır yaşam vermişim toprağa.Hayat tasimisim insanlara.Sorgusuz beslemisim insanları. Hele de beni sarıp sarmalamis olan kadim sehrimi.Habibi Neccar’ın seyretmeye doyamadigi Antakya ‘yı.

Şehir, bir ağacın kökleri gibi çekmiş can suyunu benden.
Daha ilk görüşte aşık olmuş bana Antiakos. Amanoslara sürdüğü atından aşağıya bakarken vurulmuş, bereketli sularimla hayat verdiğim ovaya. Bir hayat olacaksa bu nehirle ovanın buluştuğu yerde olmalı diyerek ilk taşı koymuş kendi elleriyle.

Oysa ben taşlara değil, toprağa vurgundum. Benim hayatımda gri renk yoktu. Baştan ayağa yeşildi benim aşık olduğum renk.

Ben insanlara yeşille hayat vermeye çalışırken, onlar gri şehirler kurmaya çalışıyorlardı binlerce yıldır suladigim topraklara.

Bazen çağildayarak, bazen de sessizce hüzünlü melodiler mırıldanarak bu toprakların benim olduğunu fisildiyordum insanların kulaklarına.

Sayısız yıl boyunca mücadele etti,etrafımdaki topraklarda gri ile yeşil.

İnsanlar şehir kurdukça yıktım. Tam yedi defa gösterdim hatalarını. Üst üste koydukları taşları tam yedi defa toprağa yaydım. Ben yeşilde ısrar ettikçe onlar griye sahip çıktılar.

Amanoslarin etekleri bir abide gibi griye dönüşmeyi beklerken,onlar ısrarla etrafımdaki toprakları griye boyamaya çalışıyorlardı.

Sabrın da bir sonu vardı. Daha fazla griye tahammül edemezdim. Nihayet zaman doldu ve sekizinci defa yıktım yaptıklarını.

Şuppililiuma esefle baktı bana. Habibi Neccar ayıpladı beni. Yine de benim olan toprakları kimseye birakamazdim.

İnsanlar hatalarını anlayıp, griye aşkla bakmadiklarinda, ben yine onlara hayat taşımaya devam edecektim.

Gri olmadan da yaşanabilecek başka bir dünya olduğunu öğrendiklerinde tüm yeşilliğimle onlara yeni bir hayat sunacaktım.

4. sayıdan

Similar Posts

  • Dünyası şiir, Duran Yaşar

    Bir yeri bırakıp yeni bir yerde yaşamaya başlamak ister istemez bazı zorlukları da beraberinde getirir. Birçok şey kendiliğinden kaybolur. İnsan ayrıldığı yerdeki duygu yoğunluğunu yeni yerinde yaşayamaz. Hele ki on dört yaşına kadar orada yaşamışsa… Ayrıldığı yerin kel kıraç tepelerini, çakır dikenini özler. Yeni yere alışmak, uyum sağlamak zaman ister; çaba gerektirir. Bulunduğu yerin toprağına,…

  • |

    Köklerime Dönüş, Acibe Sıkar

    Bir kıyıydın,Ben sana çarpan sabırsız bir dalga.Aynı taşa yazıldım durmadan,Sen hep suyun suskunluğu. Bir yangındım,Rüzgârlara bırakılmış.Sana değdikçe kor oldum,Sen serin bir gölge. Oysa ben tohumdum,Toprağın gizli cebine bırakılmış.Yağmur duamdı,Rüzgâr adımı bilmeden geçti. Köklerim karanlıkta konuştu,Gövdem sessizce kalınlaştı.Beni kimse görmedi;Büyümek zaten görünmez. Gece gibi,Bir gövdeye sarıldım.Kök olmak isterkenYaprak gibi savruldum. Ben bağ aradım,Sen mevsimden kopmuşYalnız bir…

  • |

    NOKTA KOYAMADIĞIMIZ CÜMLELER, Cemal Karsavran

    Nokta Koyamadığımız Cümleler hangi bahar meyvesisin bu kadar tatlıustura ağzı sevdan vurur yüreğimegöz ucuma hareler birikir nemliezberim adınla karışır an yarışır yavuz atlar kişner kuzular meleşirleylak gül açar ala çiçeklibaharda sarar ruhumu sevginhadi uzat ellerini duy avazımı uzak değil biliyorum sendeki benrüzgar kapı aralığından aşkı fısıldarbağda mor üzüm asma dalındaşarap çekiyor canım yarin koynunda tozlanmış…

  • |

    Bir Gün Barış

    (Tüm yeryüzü çocuklarına umutla) Bir gün, mavi güvercinler inecek suskun çatılara,kanatlarında mektuplar – mühürsüz, silahsız, sıcacık.Bir çiçek, dikenini bırakıp saracak düşmanı bile.Toprak, savaş çizmelerinin izini silecek usulca,ölümün değil ekmeğin izini takip edecek çocuklar.Her dilde barış, bir şarkı gibi söylenecek sofralarda.Sınırlar birer çizgi olmaktan çıkacak;eller haritalardan önce birleşecek havada.Yüreğini açıkta unutanlar çoğalacak yeniden.Kurşun sesine değil, rüzgârla…

  • |

    GÜNEYİN ECESİ, Acibe Sıkar

    Uygarlıkların düğümüMedeniyetlerin beşiğisinZamanın ayasında yankılanan melodisinBilgi akımının aydınlığıHoşgörünün öyküsüGüneyin Ece’ sisinAntakya’m…Toprağın tarih ,taşların sevdaların fısıltısıAsi’ ye yansıyan masalsınRüzgarlarınla sohbet eder minarelerAnadolu’ nun ilk ilhamıHabib-i Neccar’daZamanın ötesinde yankılananİnançların zarif sesi.Sessiz duvarlarda sırlar saklayanDünyanın ilk mağara kilisesiMaziyi anlatır.Kervan yollarının hikayelerini taşırÜlkemizin, tarihi uzun çarşısıDar sokakların baharat kokusundaTürkülerini söyler.Dünyada ilk aydınlatılan Herod caddesiKandil gibi aydınlatır karanlığı.İnsan elleriyle, kayalardan,…

  • |

    Toros Nefesi, Hülya Bayındır

    Makilerin arasında rüzgâr,Çiçek kokulu şarkılar söyler;Tanık olurGüneşin sıcağında dallarını yayanZeytin ağaçlarının şenliğine. Mücevher kelebeği çırpar kanatlarını;Kanatlarında rüzgârın altın sırları,Kanatlarında narenciye bahçelerinin kokuları. Güneşin ardı sıra çiçeklenir dağlar,“İnce Memed” seslenir Toroslar’dan.Bir kitap sayfası gibi çevrilir zaman;Açılır mavi gözleri Akdeniz’in.Karacaoğlan vurunca sazının teline,Varsak türküleri eklenir akşamın rengine.Konargöçer yaşamlar ilmiklenirYörük kilimlerine. Çukurova’da bembeyaz bulutlar dolanır,“Buğdayın Türküsü”nü söyleyen işçilerin…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir