Taş Kalan Kent, Mehmet Karasu

“Yıkıntılar konuşmaz; ama her taşın bir çığlığı vardır.”
Adonis


Bir kent düşün,
duvarları ağlayan—
taşları bile yetim kalmış.

Her molozun altında bir hikâye,
yarım kalmış bir ödev defteri,
kırık bir oyuncak,
adını kimsenin bilmediği bir çocuk.

Okullar sessiz.
Tebeşir tozu artık
kanın rengine karışıyor.

Bir kız çocuğu,
kırık camlardan bakıyor hâlâ:
“Baba,” diyor, “bizi kim kurtaracak?”

Rüzgâr cevap veremiyor.
Çünkü rüzgâr da ölü.

Kadınlar, yıkıntılardan elbise topluyor—
ölülere değil, dirilere giydirebilmek için umudu.
Ama dikiş tutmuyor kumaşlar,
çünkü yürek ellerden daha yorgun.

Ve şehir,
bir ağıtın harfleriyle
kendini toprağa yazıyor:

Gazze…
taş üstünde taş kalmayan bir kelime artık.

6. sayıdan

Similar Posts

  • Antakya’m, Nebihe Karasu

    Hasta olur SelevkosDerdine çare ararToplanır hekimler, ulemalarDerler ki çaren nemli rüzgar Bilirkişiler çıkar yolaDağılırlar dört bir kolaKimi gelir en güneyeTanışırlar Orontes’le Nemli ve hoş havasıOlacaktır kralların devasıSevinç içinde dönerlerKrallarına müjdelerler Aacil emir gelirKurulsun güzel şehirOrontes’in üstünde köprüHoş geçsin artık ömrü Babsına bir vefaOlsun adı AntiyoşyaGelişti büyüdüMerkezi oldu Doğunun 3. sayıdan

  • Bir Gün, Sevgi Erol Öçal

    yoksulluğun boyası sıvasız evlerinkederli çamaşırları kururken taş balkonlardaağlarken evlerin gözleri çerçevesi dökük camlardakurur mu kederlerikurur mu bilmemmandalsız ak çamaşırlar misaligün kokar mı acepbadanası dökük duvarlarıçiçekleri soluk fistanlar giyenak saçlı anaları susar mı acep susar mı bilmemaş yerine acı pişen ocaklar tüter mi bir gün tüter mi bilmemçividi eksik badana yüreklerkuşanıp sevgiyi giyip barışıkuş olup mavide…

  • KONSTANTİNOS KAVAFİS BU ŞEHİR ARKANDAN GELECEKTİR, Semiha Baysal

    Sadece yürüyüp gitmemeli insan. Her yürüyüş bir yolculuk olmalı. Yolculuklar iz bırakmalı. Hele ki yürüdüğün kent medeniyetler beşiği İstanbul ise. Son on yıldır her sene en az iki kez gittiğim ve her sokağını arşınladığım Yeniköy semti bu ziyaretimde beni o kadar şaşırttı ki. Nasıl mı? Helen kültürüyle beslenen İskenderiyeli şairdi beni heyecanlandıran. Anlatayım. Kaldığımız ev…

  • Meltemce, Meltem Yuvarlak

    Meltemce – “İçindeki Çocuğu Unutma”* Zaman geçti, büyüdük…Sorumluluklar arttı, hayaller azaldı.Ama bir zamanlar içimizde,Koşulsuz gülen bir çocuk vardı. O çocuk hâlâ orada.Bir gülüşte, bir şarkıda,Kendiliğinden edilen bir “iyi ki”de yaşıyor.Senin hâlâ en saf halin o çocukta saklı. Bazen gözyaşların indiğinde usulca,O çocuk sarılmak ister sana.“Üzülme,” der, “Ben buradayım.”Ve sen, yorgun ruhunu o çocukla iyileştirirsin. Hayat…

  • HAYKIRIYORUM UZAKLARA, Fevziye Aşkar

    İçimde fırtınalar kopuyorÖmrüm hızlı ve yorgunYüreğim alevlerde yanıyorHaykırışlarım dinmiyorGece gündüzYürüyorum yıkık, virane yollardaYürüyorum sönmüş umutsuzluğaHaykırıyorum uzaklara Derinlerdeki acı örselendiKör, dipsiz bir kuyudaNereye gittiğimi bilemedenZifiri karanlıkta hayalet gibiGüle,sümbüle, uçan bülbüleYitip giden güzelliğeHaykırıyorum uzaklara Körelmiş özlemlerimPaslandı tüm sevinçlerimGüneşin parıltısıAydınlatmıyor içimi.Uçsuz bucaksız, ağaçsızDikenli yollardaSimsiyah toz bulutu gibiSavrulup gidiyorum Nazım ‘ın, Sabahattin Ali’ninŞiirlerine dalsamBu kabuslar biter mi?Dermansız yaramaDerman olur…

  • Yörük Kızı, Duran yaşar

    Haber saati. Çiçeği burnunda bir haberci. Yirmi, yirmi beş yaşlarında var yok. Olay yerinde canlı yayın yapıyor. Olayın geçtiği bir köy evini gösteriyor. “Karşıdaki metruk evi görüyorsunuz sayın seyirciler. İki kuzenin günlerce kapalı tutulduğu ev.” diyor. Haberin gerisini dinle(ye)miyorum. Gencecik, Cumhuriyet çocuğu… “Metruk” ve “kuzen.” Biri Arapça, diğeri Fransızca iki sözcük. Ne acıdır ki, “kuzen”…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir