Taş Olsa Çatlar, Zehra Öztürk
Dingin bir dağın eteğinden
Nasırlı bir çift el çıkardı.
Kesti, yonttu, cilaladı.
Getirdi kalabalığın, cümbüşün içine.
Eminönü, Mısır Çarşısı arası,
Bir sokak ötede çiçek pazarı.
Sokak arasından sızan
Deniz havası olmasa,
Orta yerinden çatlardı.
Zor alıştı,
Ne topuklar geldi geçti.
Ne hayatlar aktı.
Kimi oturup saatlerce ağladı.
Kimi zilzurna sarhoş,
Üstünde sabahladı.
Kaç sokak kavgasının
Sessiz şahidi.
Parfüm kokulu topuklar,
Vazgeçemediği sevgilisi.
İşçinin, emekçinin sadık bekçisi.
En yakın sırdaşı
Köşedeki dilenci.
Çıkmaz sokağın demirbaşı,
Alelade bir kaldırım taşı.
Gecenin kör karanlığında
Bir kadının kanıyla yıkandı.
Feryat figan bir çocuk ağladı.
Bağrına basıp geçen
Onca topuğun günahı sevabı,
Dibindeki minareden okunan ezanlarla
Beş vakit yundu, yıkandı.
Dayanamadı bu acıya,
Orta yerinden çatladı.
Söküp çıkardılar İstanbul’un bağrından,
Götürüp attılar Zincirlikuyu’ya.
Yatırdılar eksik eteğin başucuna.
9. sayıdan