|

Bir Gün Barış

(Tüm yeryüzü çocuklarına umutla)

Bir gün, mavi güvercinler inecek suskun çatılara,
kanatlarında mektuplar – mühürsüz, silahsız, sıcacık.
Bir çiçek, dikenini bırakıp saracak düşmanı bile.
Toprak, savaş çizmelerinin izini silecek usulca,
ölümün değil ekmeğin izini takip edecek çocuklar.
Her dilde barış, bir şarkı gibi söylenecek sofralarda.
Sınırlar birer çizgi olmaktan çıkacak;
eller haritalardan önce birleşecek havada.
Yüreğini açıkta unutanlar çoğalacak yeniden.
Kurşun sesine değil, rüzgârla savrulan yaprağa kulak verilecek.
Dağlar, sadece gölge yapacak sevdalara.
Silahlar paslanacak, isimleri unutulacak bir masalda.
Gökkuşağı, aynı anda yedi milletten çocukla geçecek köprüden.
Barış, bir göçmen kuş gibi gelecek:
ve kimse “nerelisin?” diye sormayacak.

Nebihe Karasu
Antakya, 1 Mayıs 2025

4. sayıdan

Similar Posts

  • |

    SOLAN LALELER, Zerrin Keskin

    Ilık bir bahar günü, evdeki neşeli telaşın sesleriyle uyandı çocuk. Hazırlıklar bitince Ürdün Vadisi’ne doğru yola çıktılar. Gördüğü ilk menengiç ağacının altına doğru, tüm gücüyle koştu. Az önce dinen yağmurun yapraklardan süzülen son damlaları yüzüyle buluştuğunda, tatlı tatlı gülümsedi. Nihayet kendine yetişen anne ve babası, ağacın altına eşyaları yerleştirmeye başladı. Annesinin çeyizinden kalma, kendi elleriyle…

  • |

    Hatay Depremi, Alim Yörük

    Bir gece ansızın gürültü ile dağlar yarıldıGürültüden toprak inledi gök yüzü ağladıUykuya dalmış evleri beşik gibi salladıAteşten bir rüzgar oldu Hatay’ı doldurdu Suskun sokaklar yerinden oynadı yarıldı o anGürültüler çığlıklar ağıtlar sessizliği yırtanDefnelerin dalları kırıldı yüreklerde yananSamandağ da deniz bile hüzne kapandıKırıkhan’ın parlayan ışıkları söndü birdenReyhanlı Altınözü gözyaşına boğuldu derkenİskenderun Limanı deniz dibine çökerkenYıkıntılardan duyuluyordu…

  • Serap, Bilsen Başaran

    sarp yamaçlardan süzülerek indirenömrümüzün sırtındaki kanattır anneömre uzun bir umut sesi düşer babalardanuykulu anımızdaki öpücüğe saklanan. ana olmak emektirtartısız vermek dorukça sevmek su üstünde yürümektirbile bile bir dehlize girip sorgusuz ilerlemektirhayatın günlerini saçlarıyla karadan ak’a[süpürebilmektirverdikçe büyümektiriki olmak üç olmak dörtlenmektirana olmak sorgusuzca parçalara bölünmektir-kim bilmez-arkaya bakmadan döküp emeklerini boşluğadelik ceplerle çekip gitmektir şifacı kadınların parmaklarıdır…

  • Sınırdaki Ay, Fikret Onay

    Sınırda bir ay doğarSükûnetle,Gümüşten ışıklar dökerAkdeniz’e,Hatay’ın dağlarınaZeytin dallarına,Huzur taşırÖzlemiyle sınır boyuna. Asırlık çınarların gölgesinde,Tarihin sesi fısıldar rüzgârın dilinde,Mozaik gibi renk renkİnsanca,Kardeşçe sarılır her can burada. Antakya’nın sokakları şarkılarla doluEşlik ederler müziklere,Kokusu tüter künefeden-kahvedenYayılır her bir köşeye,Sınır ötesine uzanır eller dostça,Hep birlikteBir umutla-bir sevdayla. Sınırdaki Ay-HatayGöz kırpar uzaktan uzaktan bizlere,Şahit olur dualaraKavuşmalaraTokalaşan ellere,Bir yarısı buradaBir yarısı…

  • Yol Ağrısı, Şener Aksu

    ağır ağır toplanıp gidelimçağırıyor bizi hayat uzaklaratopla zinciri hadi gemicigün öreceğiz daha yollarda aynamda kaldı yüzü sevdiğiminellerimde sıcaklığıçek çapayı çek gemicidüşler gerçeğe aykırı ağır ağır toplanıp gidelim hadiçağırıyor bizi kader uzaklaratopla eteğini yelkenciömür eksilteceğiz daha yollarda

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir