Affet Bizi Yasin, Müge Sahillioğlu

Yıllar, yıllar önceydi. Pek çok milletten onlarca doktorun çalıştığı, uzak bir hastaneye savurmuştu beni kader. Tek gayesi hayat kurtarmak olan, birbirinden gece ve gündüz kadar farklı, gencecik doktorlardık. İlk tanıştığım meslektaşım Tunuslu Dr. Hazem’di. Türk olduğumu duyunca heyecanla geldi yanıma. Atatürk hayranlığından bahsetti uzun uzun. Sıkı dost olduk. Dr. Krikor ve Dr. Teodora ise hep uzak durdular benden. Ekibin en kıdemlisiydi Dr. Nadia. Çok şey öğrendim ondan. Neyse, konuyu dağıtmayayım. Filistinli Dr. Yasin’den bahsetmek istiyorum asıl. Hastanenin en hüzünlü ve en çalışkan doktorundan; ki o zamanlar bu kadar büyük acılar yaşanmamıştı vatanında. Binlerce çocuk ölmemişti henüz; annesiz, yuvasız kalmamıştı bebekler. Zulüm çok uzun zamandır vardı elbet Filistin topraklarında. Ancak insanlık onuru böylesine ayaklar altına alınmamıştı. Çok daha kötü günler görecekmişiz meğer, bilemedik yazık!

Batı Şeria’daki Burin köyünde, yokluk ve ölümle sınanmış bir ailenin ilk evladı olarak doğmuş Yasin. Kız kardeşini doğururken ölmüş annesi, hastaneye ulaştıramamışlar. Doktor olup halkının yaralarını sarsın diye ta Yemen’e göndermiş babası biricik oğlunu. Ancak ne mezuniyetini görebilmiş ne de vatanı için çırpınışını. Adamcağızın bir mezarı bile yokmuş. On kilometre uzaktaki işine gitmek için, her sabah olduğu gibi yine erkenden yola koyulmuş o sabah. Öğlen saatlerinde başlamış İsrail saldırısı. İşgal etmişler evlerinin hemen yanı başındaki toprakları. Sonrası yok. Bir daha haber alamamışlar ondan. Baba acısını kardeş acısı, yeğen acısı izlemiş. Acil Servis’te yorgunluktan bitap halde koşuştururken mülteci kampının bombalandığı haberini almış bir gece. Köyleri, kasabaları boşaltılıp sürgün edilen binlerce Filistinlinin kaldığı bu kampta kaybetmiş kız kardeşi ve yeğenini. Annesinin kanlı kollarında son nefesini vermiş beş aylık Duha. Kardeşinin yerle bir olan evine gittiğinde gözlerine inanamamış Yasin. Yıkılmayan tek duvardaki cam çerçeve içinde asılı Filistin bayrağı sapasağlam duruyormuş. Bunun bir işaret olduğuna inanmış. “Bu zulüm bitecek, Filistin elbet kurtulacak!” derdi.

O anlatır, biz dinlerdik. Hüzünle, içimiz kan ağlayarak dinlerdik. Hastanenin en başarılı, en vicdanlı, en sevilen doktorunun hüznünü sessizce paylaşmanın yeterli olduğuna inanır ya da inandırırdık buna kendimizi. Böyle aylar geçti. Geldiğimiz yerlere, dünyanın dört bir yanına dağıldık. Her birimiz kendi coğrafyamıza, kendi kaderimize yol aldık. Önceleri daha sık haberleşirken zamanla iletişimimiz azaldı. Sadece hayatımızdaki önemli olayları paylaşır olduk. Bir gece vakti, bir gece yarısı telefonum acı acı çaldı. Hiç o saatte aramazdı Hazem. Ellerim titreyerek açtım. “Şifa Hastanesi’ni bombalamışlar!” dedi. Yutkundu, konuşamadı sonra, ağlamaya başladı. Tedavisini yaptığı fosfor yanığı olan çocuğun üzerine kapanıp siper etmiş kendini Yasin. Kurtaramamış ama, ikisi de ölmüş. Enkaza dönmüş hastane. Yine hüzünle, yine içim kan ağlayarak dinledim. Aynen yıllar önce yaptığım gibi… Ancak hüznü sessizce paylaşmanın yeterli olmadığını biliyordum artık.
Keşke en başından beri susmasaydım, susmasaydık dedim kendime. Var gücümüzle haykırsaydık, ayağa kalksaydık keşke! Belki bu kadar büyük acılar yaşanmazdı o zaman. Affet bizi Yasin!

7. sayıdan

Similar Posts

  • |

    Egeria’nın Hac Yolculuğunda Antakya

    Seyahat(name)lerdeki Antakya – 46 Egeria’nın Hac Yolculuğunda Antakya Erken Hristiyanlık döneminin en önemli kadın hacılarından biri olan Egeria’nın yolculuk metninde Antakya, yalnızca geçilen bir şehir değil; Mezopotamya, Kudüs, Urfa, Tarsus ve İstanbul arasındaki güzergâhın temel duraklarından biri olarak karşımıza çıkar. “Antakya Mezopotamya’ya daha yakın olduğundan, Tanrı’nın izniyle oradan Mezopotamya’ya geçmek, sonra İstanbul’a dönerken yine Antakya…

  • DAR ZAMANLARIN MEVHİBE ISISI, Selamet Bağcı

    Dar zamanların keskin bıçakları vardır. Köklü kültürümüzün büyülü ruhu ile yaşadığımız anın gerçek dokusu arasında onulmaz delikler açar. Öyle boşluktur ki açılan, düşünce dağlarımızın zirvelerinde biriktirdiğimiz ne varsa önce onlar, yüce değerlerimiz, mesken tuttuğumuz dorukların efsanesiyle birlikte bir çığ büyüklüğünde ruhumuzdan kopar, sonra da anılarımızdan silinirler. Biz de daha bir yenilir ve kapılırız gediklerin aç…

  • ÇİÇEK UYKUSU, Murat Boğurucu

    Koyu sohbetlerde nesli tükenen adamlara yazılmış şiirler okunuyorSokağın ışıksız gölgesinde susları duyulacak eğer biraz daha ağlarsa kadınlar.Akşamın kalbinde gün biter kuşlar çekilir bacaları mor çatılara.Sığınaklarını su basar kiracıların; yalnız kalan ağacın çürür meyveleri,Ucuz rüyaların erken saati düşer toprağa. Soyut iklimler biriktirir pencerelerSabah duasında, ütüsüz giyilir aydınlık.Okul sıralarında yarım kalan masalların tınısı var hâlâ.Hâlâ sıvası yapılmamış…

  • İki Damla, Canan Sanlı

    Gözlerine düşen yıldızlar bizi aydınlatırGöğün umuduna arkanı dönmeSolar bu karanfil arkanı döndüğündeKatlanmanın sesinde döner dünya. Zamanı durdurmak istedimGözlerindeki güneşin sıcaklığındaKalbimde katılaşan buzullar aktıHoşgörünün dilinde sevgiyi ararkenIrmağın yatağında iki damlaydık. Rüyalarım neşelenir gülüşündeOyalanır kalbim arar oyuncağını. Çağlayanların sesini duyarım, çağırırYollar ıssızlaşır, şaşarımKara gözlerinde suskunlaşır dilimBir kedinin tüylerini okşarımSabahın yeli alır ıssız düşlerimiKoyu karanlık gece kalbimi yorarSabır…

  • Venüs ve Adonis, Hacer Mutlu

    bir beyaz gecedilimde özgür sesler..çarmıhına tutunmuş öylece bekliyorumsıkılıyorum resimdeki çıplaklıklardan !gerçek çıplaklığımla ben ve yollar , durmadan yürüyorum.-ve hala huysuzum ben- unuturum.biliyorsun ki:sarmaşıklardır bi kadını solduran!saatlerce konuştuğun o cadde , geveze bulvarı üzerinde şimdi.nasıl oluyor da bi insan gülmez yüzlere , inan anlamıyorum !-ve hala susuyorum ben- sokağında cam şişeleri..dinliyorum adını ve yalnızlığını,ten yumağından ipliklerimi…

  • İNSANIN ÖTEKİ YÜZÜ, Mehmet Öksüz

    Her nefeste, bir yudum sevgi ile bütünleşen eller; hayatın tüm sıkıntılarını içine atan gönüller, her gece incinen yürekler, ağlayan gözler, kaybolan sevinçler, yitirilmiş güzellikler var bu yer kabuğunda.Masum insanlar acımasızca öldürülüyor, insanların hayatı tümüyle tehlikede; anneler, babalar, kardeşler, dostlar isyanda. Zavallı bedenler acı içinde kıvranıyor. Matemler büyüyor, anbean ölümler yaşanıyor ve insanlar durmadan ağlıyor. İçimizdeki…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir